Türk Tiyatrosu’nun efsaneleşmiş öncüleri Bedia Muvahhit ile Afife Jale’nin yaşam öykülerini koşut olarak ve sanal biçemde sahneye taşıyan Hayal-i Temsil oyununun ilk gösterimini geçtiğimiz Mayıs ayında izlediğimde, içimdeki ses “bu yapım, 2015/2016 sezonunun en iyilerinin başında yer alacaktır!” diyordu ve bu görüşümü de birçok tiyatro sever dostum ile paylaşmadan edemedim…

hayali temsil31

Tiyatro Eleştirmenler Birliği’nin bugün açıkladığı 2016 Ödülleri çerçevesinde bu yapımı “Yılın Oyunu” olarak belirlemiş olması, bu beğenimi doğrulamasından çok, kanımca en az üç açıdan sevindiricidir: Bunların ilki, yazarı Ahmet Sami Özbudak’ın oyunu “Tiyatro, hayat ve hayal arasında bir köprüdür…” repliği ile başlatarak bu sanat dalına bir taç giydirmesi; ikincisi, Türk Tiyatro Tarihi ikonlarına bunca önemli bir anıt dikmiş olması; üçüncüsü ise, son bir yıl içinde oldukça hırpalanmış/eleştirilmiş olan İBBŞT’suna (diğer öne çıkan yapımı “12. Gece”nin yanı sıra) şapka çıkarttırılmasıdır.

Dergimizin 2012/2013 Tiyatro Ödülleri’nde İz oyunu ile “en başarılı yazar” seçilen Ahmet Sami Özbudak, üç ayrı dönem tanıklarının yaşamlarını Beyoğlu’ndaki aynı apartman dairesinde iç içe geçen biçimde resmeden bu ilk önemli oyununun ardından, içinde bulunduğumuz sezonda Kar Küresinde Bir Tavşan ile de adından çok söz ettirmiş olmakla birlikte, Hayal-i Temsil’in başarısı ondan kat kat üstündür bence… Bunun nedeni de, tiyatro’nun olmazsa olmazını, nice iletiler içermesinden öte, bu çalışmanın çok iyi araştırılmış ve ustalıkla kaleme alınmış olmasıyla, kalıcı değerde bir “dönem oyunu” düzeyinde bulunmasıdır.

hayali temsil21

Hayal-i Temsil’in yönetmeni Yiğit Serdemir’i ise 2005’den bu yana gittikçe artan bir beğeni ile izliyorum. O yıllarda sevgili Nilgün Kurt’un “himayesindeki” Beyoğlu Maya (bugünkü “Cüneyt Türel”) Sahnesi’nde ilk kez gördüğüm, yazdığı/yönettiği/rol aldığı OBEB taşlamasıyla kendisini Dergimizin ödülleri çerçevesinde “en başarılı oyun yazarı” olarak nomine etmiştim – ne var ki, ona bu değerlendirmeyi ancak birkaç yıl sonra, 444 oyunuyla verebildik! Kurucuları arasında bulunduğu Altıdan Sonra Tiyatro’nun yanı sıra, 2002’de İBBŞT’nda (program kitapçığında belirtildiği üzere) “yevmiyeli sanatçı” olarak çalışmaya başladı. Oyunculuğu bir yana, yazar ve yönetmen olarak yarattığı/katkıda bulunduğu yirmiye yakın oyunda izledim Yiğit Sertdemir’i, çoğunda (örneğin son reji başarısı olan Tatavla’daki Molière’in İnsandan Kaçan’ında) alkışladım – ancak, çekinmeden söyleyebilirim ki Hayal-i Temsil, bugüne dek sahnelediği en iyi oyundur!

Yapımın kendisine gelince, dile getirdiği en önemli iki iletisi, gerçek sanatın tutkudan doğduğu, ancak sanat ile iktidar arasındaki ezeli rekabetin de hiç bir zaman tam olarak ortadan kalkamayacağıdır… Ahmet Sami Özbudak’ın, hayali tiyatro makyörü Dikran’a hemen giriş sahnesinde “ölümü yok sayan bir histir…” olarak tanımlattığı tutkudan doğar ve gelişir, sanat…  Diğer bir sahnede ise sanat ile iktidarın bire bir çatışmasına tanık oluyoruz, Afife’nin Zaptiye Nazırı’na zamanın/tarihin dur diyemediği yasakçılığa/sansürcülüğe karşı “Vah vah halimiz nice, bu koca şehrin ahlakı senin gibi ahlak bekçileri yüzünden yerle yeksan oldu desene” haykırışıyla…

Bu öncesiz karşıtlığın gölgesinde gelişen tiyatro sanatına karşı derin sevgiye ise iki ayrı sahnede tanık oluyoruz ki, bunlar oyunun doruk noktalarıdır – belki de bu sezonun en başarılı tiyatro sahneleri! Bunların ilki, ortadan ikiye ayrılmış giysisiyle sol tarafı Othello görünümündeki Ahmet Refet Muvahhit’i, sağ tarafıı ise Meyhaneci Boris’i canlandıran Yiğit Sertdemir ile her iki yanında duran Desdemona Bedia (Hümay Güldağ) ve gittikçe o da Desdemona’laşan, yasaklı oyuncu adayı Afife (Şebnem Köstem) arasındaki ikili diyalogları içeren 14. Sahne’dir. Turneye çıkmak üzere olan ünlü tiyatrocu Fikret Şadi’nin Afife’ye “siz de kumpanyamıza katılır mısınız?” çağrısına katılan genç oyuncu adayının değişik Anadolu kent ve kasabalarındaki temsillerini simgeleyen müzikli, afiş görselli, çığırtkan sesli 16. Sahne ise, Darülbedayi’nin artık ulusal bir kumpanya düzeyine ulaştığını gösteriyor!

hayali temsil11

Sahne müzikleriyle Tuluğ Tırpan, zamane giysi tasarımlarıyla Nihal Kaplangı – ancak en önemlisi, ışığın yanı sıra son derece zevkli sahne tasarımıyla Cem Yılmazer ustalarının katkıları, bu derin metni tamamlayan üç olağanüstü yatay öğe oluşturmuş. Özellikle sahne duvarlarının içinden çıkan dekorlar (her ne kadar Craft’da geçen sezon izlediğimiz Kalp Düğümü’nün sahne tasarımını da andırıyorsa!), oyuna çok hoş, yenilikçi bir devingenlik kazandırıyor!

“Devingenlik” demişken, otuz kadar sahne içeren oyun boyunca ona yakın rol üstlenirken, sürekli olarak yeniden anlatıcı makyör Dikran’a dönüşen Sertdemir’in, tiyatro tarihine geçmiş nice “transformiste” sanatçısını aratmayacak giysi değişimi (“quick-change act”) hızı, iki buçuk saate yakın süren oyunu göz kırpmadan izlettiriyor! Di Tuwalete De oyununda çok başarılı bir performans sergileyen genç oyuncu Alan Ciwan ile birlikte T.E.B.’nin “Yılın Erkek Oyuncusu” ödülü paylaşmasının nedeni de, kanımca Cyrano de Bergerac’dan çok, bu oyundaki devingenliği olsa gerek, Sertdemir’in…  Öte yandan, kendisi oyunu her ne kadar “götürüyorsa” da, gerek gene İBBŞT’ndaki Tehlikeli İlişkiler’de beğendiğim Şebnem Köstem, gerekse son olarak aynı sahnedeki Vişne Bahçesi’nde alkışladığımız Hümay Güldağ, tiyatromuzun her iki asırlık çınarına layık birer performans sergiliyor bu oyunda.

Hayal-i Temsil oyununu bundan on ay önce başka bir ortamda ilk kez değerlendirirken, “(…) dramaturjisi, sunuluşu, müziği, sahne, giysi ve ışık tasarımları o denli olağanüstü biçimde kotarılmış olan bu oyun eğer bir ay kadar önce sahnelenmeye başlamış olsaydı, İstanbul’daki tiyatro ödüllerinin tümünü toplar mıydı acaba?” sorusunu  geçtiğimiz sezon için ortaya atmışken, bunu şimdi “varan biiir!” olarak yanıtlanmış görmek, ne güzel!..

Robert Schild

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here