Gülhan Avşar

Hiç öyle süslü cümleleri yok Özlem’in. Yaşarken; ev taşırken, oynarken, turnedeyken, eve dönerken, pencereden bakarken yazdım kitabı diyor ama yazmanın sihirli bir eylem olduğunu da eklemeden geçmiyor. Ne yalan söyleyeyim ben de okuduğumda ‘bu kız bunları yaşamış, sonra da oturmuş yazmış’ dedim. Öyle değilmiş oysa… Özlem Ünaldı dergimizin güzel yazarlarından, oturmuş kitap yazmış “AH”. Kendi deyimiyle ah etmek, belâ okumak dışında bütün “ah”larla AH diyor. Bize de onunla kitabı hakkında konuşmak düşer tabii ki. Özlem’in röportajlarında dediği gibi buyrunuz…

Sen oyuncusun, nereden çıktı kitap yazmak? Bari oyun yazsaydın, neden roman yazdın?
(Gülüşmeler…) Aslında oyunculuk ve yazarlık omuz omuza… İkisi de karakter yaratmak ve karakteri iyi ifade etmekle ilgili… Okumakla başlayan bir hikâye benimki… Kalabalık bir ailede büyüdüm; İtalyan ailesi gibi çok sesli bir aile. Kendi âlemimde var olabilmek için yine ailem sayesinde edindiğim bir kapı oldu okumak. Sonra kendiliğinden yazmalar başladı; rüyalarımı yazarak başladım diyebilirim. Hiçbirini unutmadığım için kafamı şişiren rüyalarımı yazmamı önermişti terapist, yazdım ben de. Yazdıkça ferahladım. Yazmak sihirli bir eylem… Oyun yazmaya gelince… Konservatuvara başladığımdan beri oyun yazıyorum aslında; oyun yazma eğitimleri konusunda da şansım çok yaver gitti; yıllarca süren uluslararası bir eğitim programındaydım. Henüz oynanmış bir oyunum yok; çünkü geri çekiyorum kendimi. Bu konuda oyuncu zaaflarımdan yıkanıp cesaret toplamaya başladığım bir dönemdeyim. Zaten oyun yazma olayını askıya alınca önce blogla, sonra da romanla fışkırdı hikâyelerim…

Hayatını yazdın roman mı oldu?
(Yine gülüşmeler…) Hayır… AH benim hayat hikâyem değil ama buna benzer yorumlara seviniyorum. Beni yakından  tanıyan-tanımayan çok kişiden hikâyenin gerçekliğiyle ilgili yorumlar geliyor. Oyunculukta seyirciye kendini tamamen unutturup, oynadığın karakterin sahiciliğini hissettirdiğinde büyülü bir gerçeklik yaşarsın; geridönüşler o büyüyü hissettiriyor bana, seviniyorum. Blogum (Cangama) da da düştüğüm nottur: Yazdıklarım hayâl ve hakîkât ürünüdür.

Yazmaya nasıl başladın? Önce kurguyu mu yaptın yoksa yazdıkça mı kurguladın?Açıkçası parça parça hikâyeler, kelimeler dökülmeye başladı önce aklıma. Yazmaya yoğunlaştıkça daha çok şey görmeye başladım; daha derinden hissetmeye. Üçüncü gözüm açıldı resmen. (Gülüşler) Kurgu olayın en korktuğum yanıydı; el yordamıyla yapmaktan çekiniyordum. Tam o sırada tesadüfen okuduğum kurgu dehası kitaplar sayesinde işin matematiğiyle ilgilenmeye başladım ve her şey yerini buldu.

İlk kitabını yazan bir yazar olarak Türkiye’de yayıncı bulmak zor mu?
Zor mu kolay mı bilmiyorum. Kitabım sayesinde anladığım şey şu ki; bir şeyi vazgeçmeden sürdürdüğünde; agresif değil hafif bir hisle yoluna devam ettiğinde muhakkak yolun açılıyor.

Yazarlardan “3 yıl şurada çalıştım…”, “yılların birikimini kitapta topladım…”, “kitaplarımı yazarken eve kapanırım günlerce” vb. cümleler duyarız, senin de böyle bir cümlen var mı?
Yok. Ben yaşarken yazdım. Yürürken, uyurken, sette, kuliste, turne otellerinde ve hatta ev taşırken yazdım. Şuursuzluğun dayanılmaz hafifliği! (Gülüşler)

Kitabında iki karakter var, karakterleri oluştururken nelerden etkilendin?Filiz de Erkan da aslında birçok karakterden cımbızla çekip aldığım özelliklere sahip. Tek bir şeyden değil de; ilk olarak insaniyetin ikincisi gerçeklik hissinin etkisine teslim oldum. Hikayem her şeyiyle sıcacık olsun istedim çünkü.

Kim okusun diye yazdın bu kitabı? ‘Kimse okumasa şu okur’ dediğin biri var mı?Hiç düşünmedim oraları. Ben “kitabım çıksın”a kadar hayâl etmiştim, çıktı. Gerisi her kim okursa ona emanet. Tiyatroda olduğu gibi… Prömiyerden sonra seyircinin ellerine bırakıyoruz ya kendimizi, öyle…

Peki, daha çok kimler okuyor, sana geri bildirim gönderenler kimler?
Sosyal medya sayesinde geri dönüşler baya yoğun. Harika bir şey bu! Şu ana kadar gördüğüm, çok çeşitli profiller okuyor kitabı:  Lise öğrencileri, kendi yaş grubum, 80’li 90’lı yıllarda anıları olanlar ve en güzeli de çocukluk yıllarıyla ilgili duygu biriktirmiş herkes okuyor. Kendi sektörümün kitaba ilgisini, sahiplenişini de çok sevgi dolu buluyorum: Tiyatro, dizi, sinema çevresi sevinçle ve heyecanla karşıladı AH’ı. Çok mutluyum bu durumdan. Geri dönüşlerin çoğu da ortak anılarımız, ortak hafızamızla ilgili. Geçmiş insanın kendini anlaması için kuvvetli ve tatlı bir cadı bence. Hafıza tazeleme arzumun yerine ulaştığına dair yorumlar geldikçe havalara uçuyorum.

“Ah” bir acı nidası mı yoksa bir özlem için mi “Ah” diyorsun?
“Ah etmek”, “Belâ okumak” dışında bütün “ah”larla AH diyorum. AH…

Peki, yazmaya devam mı?
Daima… Şimdi yazma yolculuğumun yeni bir ülkesindeyim… Ben iyi kitap okumayı severim, her kitabında yenilikle karşılaştığım yazarları… İsteğim iyileştirerek yazmayı sürdürmek, hep… Bakalım, yoldayım…

Seslenen Kitap’tan bahseder misin biraz. Nedir Seslenen Kitap?
Seslenen Kitap, bir kitap dinleme uygulaması. Dünyada yaygın bir alışkanlık. Biz okuyoruz; metroda, araba kullanırken, sokakta yürürken vs dinliyor insanlar. Türkiye’de de yaygınlaşıyor. Kültürümüzde tatlı bir yeri var aslında, radyo tiyatroları/arkası yarınlar var bizim hikâyemizde. Dinleme yetimize kavuşmak için güzel bir adım bence… “AH” da pek yakında Seslenen Kitap’ta… Oyunculuğunu da kendini de çok sevdiğim arkadaşım Ünal Yeter’le beraber okuduk.

Sen ne okuyorsun?
Gerçek anlamda başucu kitabım “Kurtlarla Koşan Kadınlar”, kutsal kitabım benim. Bu aralar Bahadır Cüneyt Yalçın’ın “Hep Lunapark”ını okuyorum, bayıldım. Bir de sevgili editörüm Derviş Şentekin’in hediyesi “Genç Bir Romancının İtirafları”, Umberto Eco. Aşıkıyım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here