TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın Meclis’te yapılan Çanakkale anma etkinliğinde kadın oyuncuların sahneye çıkmasını engellemesinin tepkiler dinmiyor. İstanbul’da Oyuncular Sendikası’nın “100 kadın 100 replik” çağrısıyla Kenter Tiyatrosu’nda bir araya gelen kadınlar “Yüzlerce yıldır bitmedi bu mücadele” diyerek buluştu.

Buluşmada ilk olarak söz alan Oyuncu Tilbe Saran şu ifadeleri kullandı: “Bugün bir araya gelmemiz çok kıymetli. Geçtiğimiz günlerde TBMM’de yaşanan  kadın oyuncu yasağını hiçbirimiz kabul etmiyoruz. Türkiye halklarının iradesini temsil etmesi gereken Meclis’te uygulanan sahne yasağının toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en cüretkar örneği olarak görüyoruz. Kadınlar olarak hayatın her alanında vardık, varız, var olacağız. Hiçbir erkek aklı, siyasi bakışı ne olursa olsun bu varlığı yok edemeyecek. Sahnelerdeki cesaretimizi Afife Jale’den Meclis’teki varlığımız yüzyıllık kadın mücadelesinden geliyor. Bunu tekrar hatırlatmak için şu an sahnedeyiz. Varlığımız tüm hafızalara kazınıncaya dek mücadelemize devam edeceğiz. Her zaman sahnede olacağız. Bugün yüzlerce yazarın elinden 100 replik okuyacağız.”

Tilbe Saran konuşmasının ardından sahneye Gülriz Sururi’yi davet etti. Sururi ilk repliğini şu şekilde okudu: “Benim mesleğim başkalarına hikâyeler anlatmak. Bu hikâyeleri ille de anlatmalıyım. Anlatmadan yapamam. Birilerinin hikâyelerini diğerlerine anlatırım. Bazen de kendi hikâyelerimi, kendi kendime ya da başkalarına anlatırım. Bu hikâyeleri insanların da bulunduğu ahşap bir sahne üzerinde bir takım eşyaların ve ışıkların ortasında anlatırım. Ahşap bir sahne olmasaydı, yerde, herhangi bir meydanda, bir sokak köşesinde, ya da bir balkondan, bir pencerenin arkasından anlatırdım. Yanımda insanlar olmasaydı, tahta parçalarıyla, kumaş parçalarıyla, kesilmiş kâğıtla, tenekeyle, ya da dünyanın bana sunduğu herhangi bir şeyle anlatırdım. Şayet hiçbir şey olmasaydı, yüksek sesle konuşarak anlatırdım. Sesim olmasaydı, ellerimle, parmaklarımla konuşurdum. Ellerim, parmaklarım olmasaydı, vücudumun geri kalan bölümleriyle anlatırdım. Sessiz anlatırdım, kıpırdamadan anlatırdım, bir ramp ışığının önündeki ekrana bağlı ipleri çekerek anlatırdım. Ne yapar ne eder anlatırdım, çünkü benim için önemli olan bir şeyleri birilerine anlatmak, beni dinleyenlere. Bundan ötesinin hiçbir anlam ifade etmediğini anlamıyor musunuz? Anlamıyor musunuz ki içinizdeki şeyleri başkalarına anlatmak için seçilen yol sadece bir araç, sadece bir nesne, bir bahane. Bir de gelip bana tiyatrodan, sinemadan, daha birçok şeyden söz ediyorsunuz! Bir meydanın ortasında yerden yirmi metre yüksekte bir ipin üzerinde sandalyeye oturmuş bir adam bile orada, yukarıda, iskemlesiyle tek başına neler yapabileceğini anlatabilir. Var olduğunu, dengesini koruduğunu, düşebileceğini ama düşmediğini, korktuğunu ama korkusunu göstermediğini ve daha neler, neler anlatabilir. Bütün bunları anlamıyor musunuz? O zaman siz zaten hiçbir zaman, hiçbir şey anlamadınız. Ama, artık benim için önemli olan anlaşılmak değil. Beni dinleyin yeter.”

Yüzlerce kadının katıldığı buluşmada  100 kadın sahnede repliklerini söylerken, diğer katılımcılar da alkışla ve seslerle eşlik etti. “Kadınlar sahneye” sesini bir ağızdan dile getiren kadınlar, “Hem sahnede, hem sokakta, her yerdeyiz bir aradayız” diyerek repliklerini sonlandırdı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here