Biraz Yunus Emre, biraz Karacaoğlan, Aşık Veysel, Pir Sultan, Somuncu Baba… Biraz şiir, biraz müzik, biraz kıssadan hisse. Muhtemelen hepimiz biliriz halk ozanlarımızı.

Sen: “Yunus Emre” dersin bana. Ben: “Bana seni gerek seni!” derim.
Sen: “Karacaoğlan” dersin. Ben: “Bana kara diyen dilber” türküsünü örnek veririm.
Ya da: “Aşık Veysel” deriz, söyleriz birlikte aşina olduğumuz türkülerini.

IMG_7839

Fırat Tanış’ın tam bu noktada bizlere sorduğu soru, sunduğu bir hikâye var. “Bu kadar mı?” diye soruyor tüm samimiyetiyle. “Tüm bu ozanların ne dediğini hatırlıyor musunuz? Ya da, gerçekten ne dediklerinin farkında mısınız?” Bir zamanlar onların yaşadığı bu topraklarda şimdilerde bizler nefes alıp verirken, onlarla aynı soydanız diyebilmemiz için onların şiirlerini, türkülerini ya da hikâyelerini bilmenin yeterli olamayacağını gösteriyor bizlere bu oyun. Çok daha ötesi varmış söylenenlere anlam yükleyebilmemiz için. Bunu görebiliyoruz hikâyeye eşlik ederken.

Onları, bir abdalın ağzından dinliyoruz oyunda. Elinde sazı ile diyar diyar dolaşan; hikâyeleri, nasihatleri ve türküleriyle bizleri uyandıran abdal. Anlatıyor bizlere gelmiş geçmiş tüm hikâyeleri, kıssadan hisselerle. Bilmiş tavırlarla sunulan öğütler değil dile getirdikleri. Daha içten, daha samimi. Bir dosttan adeta. Buna sebep, yüreğimize daha fazla dokunuyor söylenen her bir söz, her bir deyiş.

IMG_7683

Belki de bu yüzden, adı bu kadar huzur verici bu oyunun. “Gelin Tanış Olalım”. “Tek bir kişiye ya da sadece bir kesime, bir kimseye ait bir oyun değil oyunumuz. Herkesin oyunu.” diyor Fırat Tanış. “Nasıl ki, tüm halk ozanları hepimize hitap ediyor, oyun da bunu yapıyor. Bu anlamda örnek olabilecek hikâyelerden birisi oyunumuz.”

4 sene önce kafasında beliren hikâyeyi, Semih Çelenk’le birlikte oyunlaştırmış Fırat Tanış. “Ben hikâyeyi Semih Abi’ye anlattım, yazan ve daha da ötesine götüren o oldu.” diye de ekliyor.

IMG_0287

Tiyatro Evi bünyesinde sergilenen “Gelin Tanış Olalım” müzikal bir oyun. Farklı kültür ve yörelerden seçilmiş on bir türkü eşliğinde bir abdal anlatıyor hikâyeyi. Hadiseleri, iyiyi, kötüyü… Oyunu izlerken halk şiirlerindeki edebi dilin yoğunluğunun bizleri yormadığını fark edeceksiniz. Fırat Tanış’ın bu konuyla ilgili de söyledikleri var: “Biz bunları anlaşılır hale getirdik. Bunu yaparken de edebiyatına hiç dokunmadık, sadece anlattık. Anlaşılır oldu. İşin içine biraz insan katın, biraz insanlaştırın bu yeterli. Yeter ki anlatmaya meyilli olun.”

Fırat Tanış’ın oyunculuğu için ne denebilir? “Karşımızda gerçekten bir derviş mi var? Biz şimdide değil, geçmişte miyiz?” diye düşünmemize vesile olacak kadar başarılı bir performans sergiliyor. Bizleri bu yolculuğa davet eden ve yolculuk boyunca elimizi hiç bırakmayan Fırat Tanış’ı “abdal” rolünde izlerken sanki tarihte sayfa sayfa ilerliyoruz. Bir saat süren oyunu izlemek oldukça huzurlu, hele ki bir de türkü severseniz yerinizden kalkmak istemeyeceğiniz bir seyirlik çıkıyor ortaya. Oyun süresi de tam dozunda; bitiş, ne çok erken ne çok geç dedirtiyor. Her ne kadar Tanış, selam vermek için sahneye çıktığında “Keşke biraz daha uzasaydı” diye düşünüyor olsak da, oyunun bu şekilde tat damaktayken bitirilmesi akıllarda kalıcı bir yer edinmesi için zekice planlanmış.

IMG_0058

Oyunda bir o kadar önemli olan orkestraya da mutlaka değinmek istiyorum. Bağlamada Nazım Çınar, balabanda Eren Erdoğan, ritimde Sertaç Şanlı, kabak kemanede ise Tunç Baydar var. Hepsi de oldukça başarılı ve onlar bir avuç dolusu alkışı ayrıca hak ediyorlar.

Başka başka dünyaların kapısını araladığımızı, bu yolculuğun daha ilk adımlarını attığımızda fark ediyoruz aslında. Bu kapıların arkasında maddiyat karşılamıyor bizi, bütün önemi maneviyata bahşediyoruz.  Koşuşturmacalardan, stresten, kıyımlardan, yıkımlardan ötürü kendimizle o denli haşır neşir olup insanlara karşı bir perdenin arkasında saklandığımızın farkında mıyız bilinmez.

“Gelin Tanış Olalım” oyununun bizlere duyurmak istediği şu aslında: “Bizleri kayıtsızlığa sürükleyen bu hayatta sadece biz yokuz. Bencillikte had safhalara çıkmadan kendinizi bir sarsın. Karşımızda da birileri var. Aynı hikâyeye dahil herkes. Hepimiz bu hikâyenin bir koluyuz.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here