O, Türk Tiyatrosu’nun ve edebiyatının en cesur kalemlerinden. Yaratıcılığı, kıvrak zekası ve hümanist yanıyla aynı zamanda iyi bir yönetmen. Özen Yula, Mayıs ayında gerçekleşecek 20. İstanbul Tiyatro Festivali’nde yine eşine pek rastlanmayacak türde bir projeyle, ÂN / THE MOMENT ile seyircinin karşısına çıkmaya hazırlanıyor. Pek çoğumuzun gerçekte bile yüzleşmek istemeyeceğimiz bir olguyla, tiyatro aracılığıyla karşı karşıya gelmek için 19-21-22 Mayıs’ta Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’nde buluşalım.

Evet. Ben ÂN diyeyim ve sözü sana bırakayım.
2008’de, bir hastane deneyimim oldu annemden ötürü. Yaklaşık 3 ay sürmüştü. Ondan önce de 5 yıl kadar hastanelere gidip gelmiştim. O dönemde bir gün o yoğun bakımdaki hayatı anlatacağımı söylemiştim. Taaa o zaman. Birkaç adım atmaya çalıştım. Çok pahalı bir girişim olacağını biliyordum çünkü gerçek bir yoğun bakım ünitesi kurmak, seyircileri oraya alıp 60 dakika boyunca o ana tanıklık etmek istiyordum. Bir türlü o maddi destek sağlanamadı. Bir süre sonra, Zeynep Özbatur Atakan ile görüştüm. Zeynep de heyecanlandı projeye, bir dosya hazırladık ve çalışmanın belgeselini de yapmaya karar verdik. Araya yıllar girdi, süreç bir türlü ilerlemedi. Babamı kaybettikten sonra ben de bu projeye hız kazandırdım. Çünkü artık anlatmam gerekiyordu…

IMG-20160331-WA0005

Ve IKSV ile bir araya geldiniz sanırım.
Evet, Leman Yılmaz’a anlattım fikrimi. Handan’a ve Leman’a. Onlar da çok heyecanlandı. Mekânı bulmuştum. Zemin eski tip karo taşlarla döşeli, yüksek tavan, raylı sistem falan. Projeye çok uyuyordu. Leman ile gidip Kadıköy Belediyesi Kültür İşleri Müdürü Simten Hanım ve yardımcısı Yasemin Hanım ile görüştük. Onlar da çok heyecanlandı doğrusu.

Kadıköy Şifa Sağlık Grubu nasıl devreye girdi?
Çok büyük bir şanstı. Bu yıl onların da 40. yıllarıymış ve bir kutlama çalışması düşünüyorlarmış. Belediye, onlarla bizi bir araya getirdi. Pazarlama müdürü Ayşen Hanım düşüncemde samimi olduğumu gördüğü için, desteğe karar verdi. Mekânla da anlaştık, Yeldeğirmeni Sanat Merkezi’nin alt katı değiştirildi ve bu proje için bize ayrıldı.

Bayağı yoğun bakıma gireceğiz yani…
Evet. Kadıköy Şifa Grubu, mekâna 6 yataklı bir yoğun bakım ünitesi kuracak. O yoğun bakım ünitesinde oradaki mahrem 1 saate tanıklık edeceğiz. Profesyonel oyuncular olacak. Süreç içinde ekibe pandomimci bir grup da dahil oldu. Hepsi bir araya gelince ortak bir ekip olarak bir takım çalışmalar yapmaya başladık.

Mesela?
Ekip ruhu yani. Çünkü kimse o anı yaşamıyor. Belki böyle bir deneyimleri yok ama orada, bir aradayken zaman hem geçmiyor hem sınırsız gibi geliyor. Çünkü hastalar sürekli yatmak zorunda.

IMG-20160405-WA0001

Sadece hasta için değil, hasta yakını için de bu böyledir ama.
Tabii tabii, hasta yakını için de bu geçerli. Dolayısıyla o zaman algısını biraz kırmak gerekiyor. Oyuncu dediğin, bir yere bir şeye yetiştirmek için sürekli koşan insanlardır. Şimdi onları orada, o anın içinde var olmaya ikna etmek gerekiyor çünkü bu bir ana sığdırılmış geniş bir zaman dilimi gibi bir şey.

Hem oyunun adından hem de buraya kadar anlattıklarından aklımda sürekli çınlayan bir şey var: “An’da kalma hali”.
Doğru söylüyorsun. An diyoruz ama üzerinde uzatma var. Ân yani. Bu, dondurulmuş ana tekabül etsin istedim. Bir de an ve anı -yani hatıra- anlamındaki anı’yı ân’dan ayırmak gibi de olsun istedim. Dondurulmuş bir ândan ve orada kalabilmekten bahsediyoruz. Çalışmalar sırasında da bunu bekliyorum. Oyunculara “akşama ne yapacağını düşünme, nereye gideceğini düşünme. Şu ân ne yapıyorsun ona odaklan” diyorum. Onları o ân’a çekmeye çalışıyorum. Ben de o ânı yaşamaya çalışıyorum. Kendi hayatımda da bu konuda büyük çaba veriyorum şu sıra. Çünkü “ân” hemen geçmiş oluyor ve sen sürekli geleceği düşünmeye başlıyorsun. Oysa o yaşadığın ânda, aldığın bahar kokusunu kaçırıyorsun. Anlamıyorsun orada gördüğün çiçeği, önemsemiyorsun.

Peki, ama bu oyuncu için çok zorlayıcı bir şey değil mi? Oyuncu hep bir sonraki adımı hesaplayarak düşünerek ilerliyordur diye tahmin ediyorum, en çok da sahne üzerinde.
Evet, çok doğru. Bu açıdan da oyuncular için zorlayıcı bir deneyim. Çok farklı oyunculuklar görecek seyirci zaten. Ama bu bilinçli. Yaptığımız tüm çalışmalar, bu farklılıkların aynı potada erimesi ve o âna hizmet etmesi için. Ben oyunculardan özellikle oynamamalarını istiyorum. Hiçbir şeyi büyütmemelerini istiyorum.

Çünkü bir hastane ortamında kimse oynayamaz zaten.
Oynayamaz evet. Rolü parlatmamak gerekiyor. Mümkün olduğu kadar o ânı ve orayı yaşatmak lazım.

20160317_155223

Pandomimciler neden var?
Pandomimciler, beden vurgusu için var. Tiyatroda biz söz sanatını da önemseriz. Oyunculuk kadar sözel ögeler de önemlidir. Bu oyun sözün daha aza indirildiği, zamanın içeridekine göre kurgulandığı bir oyun. İçerinin şartları geçerli. Seyirciyi mutlu etmek, ona izletmek değil amaç. İsteğim seyircinin tanıklığı ve yüzleşmesi.

Tamam söz yok. Ses peki?
Ses var. Monitör sesleri, makinelerin sesleri, kalp atışları, tansiyon vs. Bu arada, oyun sırasında gerçekten kan alınacak oyunculardan çünkü o ânda oyunun bir parçası olarak gerekecek, tahlile gidecek falan. Gerçek bir hemşire olacak zaten, tüm işlemleri o yapacak. Yoğun bakımda ne ses olur ise, gerçekten ona tanıklık edeceğiz. Bütün bu süreci filme alıp, uluslararası festivallere gidecek hale getireceğiz. Hem arka planı, tüm prova sürecini  hem de oyunu film olarak kurgulayacağız.

Seyircinin tepkisi de filme alınacak o zaman.
Evet. Seyirci alkışlayarak çıkmayacak mesela oradan. Öyle bir durum olmayacak. Bayağı paldır küldür çıkacak. Galoş giyecekler, maske takacaklar. Rahatsız olacakları bir durum varsa yan kapıdan dışarıya alacağız onları. Bu iş sert olsun, seyircinin yüzüne yüzüne vursun diye yapılan bir iş değil. Hayatın ne olduğunu hatırlatmak amacı güden bir oyun.

Bir şeyi çok merak ettim. Neden böyle bir deneyim yaşatmak istiyorsun seyirciye? Şahit olduğun şeyi anlatma isteğini anlıyorum ama bu başka bir şey sanki…
Ben bir durumu göstermek istiyorum. Bir sanatçı, işi ne olursa olsun, bir durumu göstermek ister. Bazen taraf tutarak gösterir bazen tarafsız olarak. Etik olanı tarafsız göstermek ama bazen taraflı olunabiliyor. Ben şimdiye kadar hep kıyıda köşede kalmış konulara değinmeye çalıştım; ya tacize uğramış, ya şiddet görmüş… Şimdi bu kez günümüz Türkiyesinde tüm koşullar bu kadar değişmiş, insanlar şiddete bu kadar alışmışken onlara hayatın kendini göstermenin daha değerli olduğunu düşünüyorum. Artık bunu yapabilecek bir yaştayım. Daha genç olsaydım bunu yapmaya kalkışamazdım.

IMG-20160331-WA0004

Cesaret meselesi mi?
Evet, bu bir cesaret meselesi. İnsanları bir yapının içine koyup “hadi bakalım burada olan biteni gör” demek cesaret ister. Çünkü seyirci tepkisini kestiremiyoruz. Her insan yatağında huzur içinde yanında sevdikleri varken ölüp gitmek ister ama burası böyle bir dünya değil.

Peki, bunu görmeye hazır mı insanlar? Bu kadar ölüm varken, seyirciyi kendi ölümü hakkında düşünmeye itmek çok rahatsız edici değil mi?
Rahatsız ediciyse de rahatsız olsun. Hakikat bu. Gözardı etmeye çalıştığımız bir hakikat. Beni en çok hayrete düşüren şey insanın, ölüme bu kadar yazgılıyken sanki hiç ölmeyecekmiş gibi büyük bir hırsla, büyük bir kinle, intikam hissiyle yaşamaya çalışıp başkalarına yaşam hakkı tanımaması.

İnsanlar oyundan çıkarken bunun ayırdına varacaktır mı diyorsun. Ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmez mi?
Eder tabii ama o iz kalır onda. Kendini ya da bir yakınını hastanede görmek başka bunu bir sanat eseri içine dahil olup görmek başka. Günün birinde dönüp o deneyimi hatırlayacaktır. Benim hala o günlere dair aklımda kalan şeyler var.

20160317_155218

Neye yarar bu?
İnsan hafızası için iyi bir şeydir. Vaktinde padişahın birinin bir adam tutup “böbürlenme padişahım senden büyük Allah var” dedirtmesi gibi. Birilerinin de bunu anlatması lazım. Her şey bir yana ben bunu anlatmak istiyorum. Kimin ne düşüneceği bu kez çok da umurumda değil. Sadece anlatmak istiyorum. Bu, benim en “kendim için yaptığım” iş. Günümüz dünyasında yaşayan bir yönetmen olarak, bana iyi gelecek bir iş. Ha bir de, bu sadece ölümün olduğu bir oyun değil, onu da söyleyeyim. Yoğun bakımda insanlar sadece ölmez. Oradan çıkacaklar var, iyileşecekler var. Ben sadece yoğun bakımdaki mahremiyete tanıklık etsinler istiyorum, her yönüyle. İnsanlar bu tanıklığı yaptıklarında ben mutlu olacağım çünkü görevimin bu olduğuna inanıyorum.

ÂN için ve ÂN’ı ilk olarak Tiyatro Tiyatro Dergisi’ne anlattığın için çok teşekkürler. 19 Mayıs’ta görüşmek üzere.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here