Bize bahşedileni yaşamaya muktedir olduğumuz mu gerçek olan, yoksa kader denilen şey bizlerin elinde mi? Eğer öyleyse “zaman” kavramı bizlere sunulmuş yitik bir armağan.

image3

“Gönlübozuk” bizlere zaman kavramını sonsuzluk yönünden sunuyor. Bu defa rollerimiz farklı. Erkek egemenliğinin bizlere dayatıldığı şu zamanlarda, oyun kadın-erkek ilişkisine farklı bir bakış açısı ile yaklaşıyor. Karşımızdaki çok eşliliğe soyunmuş kişi bu defa bir kadın. Evli bir kadın. Hayatında da aşkı yaşadığına inandığı iki erkek… Bu açıdan bakınca sadece roller farklı gibi görünse de oyunu izlediğimizde hikâyenin de çok farklı olduğunu görüyoruz. Yaşanılanın çok farklı olduğunu. Sibel Yıldırım bizlere çok eşlilik üzerinden “aşkı” sunuyor. Aşkın yalnızca kadına ait olabildiğini. Erkek çok eşli olduğunda aşk uzak bir kavram olur çoğu zaman; ama bu defa “yanlış” nitelenebilen bir ilişki üzerinden de olsa, bizlere sunulan saf bir duygu. İlişki nasıl olursa olsun kadının daima aşk ile hareket ettiğini, aşk olmazsa hiçbir şeyin içine dahil olmayacağını görüyoruz.

Öte yandan, kadın erkeğe sonsuz bir aşk ile yanaşsa da erkeğin genel anlamda bencil, kendisine sunulanı alıp tüketen, karşılığında hiçbir şey sunmayan, kadının ismini koyduğu ilişkiye klasik bir aldatma oyunu olarak bakan bir yaratık olabildiğini gösteriyor bize. Gönlü bozuk bir yaratık. Oyundan çıkarken her şeye rağmen kadının 1-0 önde olduğunu biliyoruz. Çünkü kadın ilişkiye nesnel olarak bakmıyor. Kendinden bir şeyleri, daha ziyade kendisini de koyuyor ilişkinin içine. Tüm benliğini. Bu yüzden de yine kaybeden kadın oluyor. Kadının duyguları ağır basar; ama bunu erkek anlamaz. Kadın ince düşünür, ayrıntılara kafa yorar… Erkek buna değer vermez. Kadın daha hassastır, daha çabuk kırılır, erkek bunu da umursamaz… Bu açıdan oyun feminizm kokuyor diyebilirim.

IMGL6041

Oyunun metni Sibel Yıldırım’a ait. “Kadın eli değmiş gibi” denilir. Böyle bir hikayenin bir kadın tarafından yazılması metne daha yumuşak, daha eksantrik bir hava katmış. Barındırdığı felsefi unsurlar oyunu benzeşlerinden biraz daha burnu havada gösteriyor. Bu kötü anlamda değil. “Kalabalıklar içinde kendisini fark ettirmek.” Sanırım bu cümle bu oyuna ait. Çünkü bu oyunu farklı kılan bir şeyler var.

Eksik, kızgın, kırgın ve aşık kadın kahramanı sanırım sadece bu kahramanı yaratan kişi en iyi şekilde canlandırabilirdi. Oyunda, Sibel Yıldırım’ı bu kadar başarılı kılan da bu olmalı. Saydam Yeniay; entel, hassas ve aşkı –kadını- kendi doğrultusunda şekillendiren, adam olarak gayet inandırıcı bir oyun sergilemekte.  Bu bağlamda, oyun esnasında Saydam Yeniay’a sempati duyarken Fatih Sönmez’i de bir o kadar itici bulabiliriz. Hatta bir tık ileri gidip ondan nefret edebiliriz. Kendisinden nefret edilmesini sağlayacak kadar gerçekçi olması… Bu da kolay başarılabilir bir şey olmasa gerek. Fatih Bey de bu açıdan büyük bir alkışı hak ediyor kanımca. Ayrıca feminizm kokan bu oyunu, bir erkek olarak bu kadar başarılı bir şekilde yönetmiş olması da yine Fatih Sönmez’i başarılı kılan diğer bir unsur. Tuna Gürcoşkun, yan karakterlerden biri, ama oyuna dahil olur olmaz baskın hale dönüşüyor ve oldukça da başarılı. Oyun müzikleri Ömer Göktay’a ait. Kendisi oyunda yer alsa da biraz müziğin gerisinde kalmış. Bu da onu bir nebze silik bir karakter gibi konumlamış.  Oyunun yönetmeni de Fatih Sönmez.

IMGL5818

2014 senesinde Sibel Yıldırım tarafından kurulan Tiyatral’in ilk oyunu “Mükemmel” ve ikinci oyunu “Ölüm Diyalogları” yine Sibel Yıldırım’a ait. Tiyatronun “aşk” alanından daha iyi beslendiğini dile getiren Yıldırım’ın bütün oyunları kadın erkek ilişkileri üzerine kurulu. Çünkü kadının ve erkeğin söz konusu aşk olduğunda maskelerini daha çabuk indirdiğini düşünüyor. Yine kadın-erkek ilişkisi üzerine kurulu bir kara komedi olan “Gönlübozuk” Sibel Yıldırım’ın 3. oyunu. 3 dalda ödüle aday olup, “Türkçeye Katkı” dalında ödülü kucaklayan oyun, yeni sezonda da devam edecek.

Yıldırım, yeni sezon için yeni bir oyunu karalamaya çoktan başlamış bile. Oyun yazarlarının geri plana atıldığı, hak ettikleri değeri pek göremediği ülkemizde oyun yazmak, hele de oyunun sahneye taşınmasını sağlamak; bu yolda mücadele etmek zor olsa gerek. Sibel Hanım bu açıdan zor olanın üstesinden gelmiş. Bu konu hakkında ise üstünde özel olarak durduğu bir nokta var: “Herkes yazar yok diyor. Bence, tiyatro yazarlarımız var, ama benim gibi şanslılar mı onu bilmiyorum. Bir kere çeşitli nedenlerle oyunu prodükte edemiyorlar. Çünkü bir oyunu hayata geçirmek oldukça zor.” diyor. Bir yerden sonra tüm yolların aynı noktada birleştiğini görmek biraz acı verici:  “Destek…”

Tiyatronun, tiyatrocuların, yazarların tek beklentisi bu. Bu tür beklentilerin karşılanmasını, günümüzde bir nevi “ütopya” olarak görsek de dileriz ki yakın bir zamanda tiyatro adına olan tüm talepler, karşılarına çıkan kapıları her daim açık bulur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here