Tolga Polat

M.Ö 356 ‘da tarihe geçmek için Dünyanın yedi harikasından biri olan, ve halkın büyük uğraşlarla yaptığı, Artemis Tapınağını yakan Efesli genç adam, Herostratus’un gerçek hikayesinden yola çıkarak, 1972 yılında Rus yazar, Grigory Gorin tarafından kaleme alınan (Forget Herostratus!) “Kundakçı” Haluk Bilginer çevirisi ve Muharrem Özcan rejisi ile Oyun Atölyesi tarafından sahneleniyor…

kundakci-oyun-atolyesi-kapak-620x400

Bazı tarihçiler ; “Artemis’in yakılması bir esnafın işi…” şeklinde yorumlarken, bazıları ise ; “Tapınakta biriken adak, hediye gibi değerli eşyaların paylaşılması için, tapınak rahipleri yapmıştır… “ şeklinde iki farkı görüş ileri sürmektedir…

Gorin, tarihsel gerçeği amacı için oyunun başlangıç noktasına alırken, oyunun merkezine hukuk-devlet sorununu alıyor… Hukukun üstünlüğü, bağımsızlığı, adaletin gecikmesi, linç, öç alma, dini inançların toplum ve hukuk sistemi üzerindeki baskısı yazarın değindiği konuların temelde çerçevesini oluşturmakta… Oyun basit bir kundaklamadan öte, hayatta kaybedecek hiç bir şeyi kalmayan Herostratus’un, görünüşte mükemmel yasalarla idare edilen Efes’in yozlaşmış düzenine bir çeşit baş kaldırışı… Dürüstlükle her şeyini kaybetmiş olan sıradan bir esnafın, adım adım devletin en tepesine kadar nasıl ulaştığını, bunu yaparken, yaşadığı acı deneyimlerle insan karakterini ve en önemlisi insan zaaflarını çok iyi öğrenen Herostratus’un herkesi parmağında nasıl oynattığını hayretle izliyoruz…

İktidar odaklarının hangi araçlara başvurabileceği ve hangi türden yöntemlere sahip kişi veya grupların iktidarda söz sahibi olacağı konusu geçmişten bugüne hep bir tartışma konusu… Toplumların dini, felsefi, ahlâki, tarihi ve siyasi tecrübesine bağlı olarak değişim gösteren bu olgu, iktidar biçimlerinin toplumun genel gidişatının ve birikiminin de bir resmi olmakta… Toplumda yönetimi elinde bulunduran iktidar güçleri, iktidarlarını bir meşrulaştırma unsuruna elbette dayandırmak zorunda… İşte bu meşrutiyet sorunu, her devirde ve her durumda güncelliğini sürdürüyor… Gorin’de eserinde, hukukun gerekliliğinin altını çizerken, meşrulaştırma unsurlarının ilahi veya dünyevi nedenlere dayandırılmaması gerektiğini belirterek, halk egemenliği ile kuvvetler ayrılığı düşüncesine dayandırılmasının daha akılcı olacağına vurgu yapıyor… Bu sebeple Efes’in baş yargıcı Kleon oyunda şöyle diyor; “Efes hükümdarının eşi, bir Efes vatandaşıdır ve Efes yasalarına uymak zorundadır ve dokunulmazlığı yoktur’” Efes’in meşru hükümdarı Tsafernes’in karısı Klementina’ya Kleon tarafından söylenen bu söz, Kleo’nun Efes yasalarına ve elbette “hukukun üstünlüğü” ilkesine gönülden inandığını bizlere açıkça gösteriyor…

kundakci-oyun-atolyesi-4

Yönetmen Muharrem Özcan, yazarın merkeze aldığı konuları daha da belirgin kılarak, göstermeci bir anlayışla sahneye taşıdığı metni, bir gezici bir kumpanya havasında, çalgılı-müzikli bir yorum ile adeta cam sanatında varolan bir “çeşm-i bülbül” ‘e dönüştürmüş… Yaratıcı düş gücünü de ön plana aldığı rejisi ile Özcan dikkat çekiyor…  Bu yorumu özel kılan en önemli sebepte, sahnede oynayan tüm beden devinimleri hakkı ile sağlayan tüm oyuncuların, üstüne birde enstrümanları canlı çalarak Çağrı Beklen’in oyunu daha da anlamlı kılan bestelerini yorumlamış olmaları… Bu durum bu canlı kumpanya’yı daha değerli kılıyor… Oyuncuların ses, hareket, düşünce, imgeleme, duygu, nefes vb. yeterliliklerinin yanına canlı olarak bir müzik enstrümanı çalmaları, Japon geleneklerini en üst düzeyde yansıtan ve repliklerin şarkı olarak söylendiği Noh Tiyatrosu’nun temel prensiplerini hatırlatmakta… Tabi seyirci coşkusu ile tempoya kapılan oyuncuların, bu coşku içinde oyun çizgisinin zaman zaman dışına çıkmalarını saymazsak, etkili bir uyumdan söz edebiliriz…

Oyuncular; Kleon rolünde çizdiği duruşla, Devrim Özder Akın rolünün gereğini başarıyla canlandırarak, iç eyleminin zihinsel ve fiziksel birlikteliğini eş zamanlı yansıtarak, dikkat çekiyor… Tuna Kırlı, Herostratus ‘da eylemini gestus’u ile uyum içinde harmanlayan tempolu bir yorum sunuyor… Muharrem Özcan, içsel imgelerini yavaş yavaş yol alırcasına sırasıyla ve özenle kurgulayarak kendinden hayli emin… Tüm oyuncular, (Tuğba Çom Makar, Evren Erler, Gözde Kırgız, Timuçin Başgül, Kerem Arslanoğlu, Mithat Ozan Küren ve Serkan Ilgaz) metnin gereklerini sonuna kadar yerine getirirken, mizansenin belli bir estetik kurgu içinde seyirciye yansımasını sağlayarak, başarılı bir armoni’nin nasıl olması gerektiğini ortaya koyuyorlar…

Antik dönem oyunlarında görmekten sıkıldığımız sütunlar yerine, sahne tasarımında Özlem Karabay son derece işlevsel ve bir anlamda kuvvetler ayrılığını sembolize eden, üçgen sahne zemini düzeni ile oyunun dinamizmine müthiş bir katkı sağlamış…  Ayşe Sedef Ayter ışık tasarımında yer yer sade bir ışık kullanmış olmasına rağmen, ışığın oyunla organik bir bağ kurmasına izin vererek, ışığı bir oyuncu gibi kullanmış… Denge, ağırlık denetimi ve tüm jestlerin denetlenerek sahneye taşınmasında Rüya Büyüktopçuoğlu’da alkışı hakediyor…

Herostratus’un sadece tapınağını yakmakla kalmadığı, ünlü Efes kentinin gerçeklerle yüzleşmesini ve hukuk sisteminin sorgulanmasını da sağladığı “Kundakçı” ; laik sistem, din devlet ilişkisi ve hukukun egemenliğini bundan 2400 yıl önce tartışarak günümüzü de sorgulatıyor… Oyun Atölyesi yine farkını ortaya koyarak, Muharrem Özcan’ın çalgılı-müzikli ve gülümsetirken sorgulatan başarılı rejisi ile, alkışı fazlasıyla hakediyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here