ITI-UNESCO Türkiye Merkezi Başkanı Refik Erduran’ın, Kültür Bakanı Nabi Avcı’ya gönderdiği iddia edilen metnin, düzeyinin düşüklüğü nedeniyle gerçek olup olmadığı Yazı İşleri Müdürümüz Mustafa Demirkanlı tarafından bizzat kendisi aranarak teyit edildi. Refik Erduran metni e-mail olarak gönderdiğini ve Devlet Tiyatrosunu savunmak için kaleme aldığını belirtmiştir.  Düzeyi düşük bu yazıyı ibret vesikası olarak yayınlıyoruz.

Refik Erduran
Refik Erduran

“Aziz dostum, Nabi Bey kardeşim,

Afiyettesiniz inşallah. İstediğiniz bilgiyi sunmak için bir iki dakikanızı alacağım. İnsan mezara yakınlığın garip rahatlatışı ve dünyadan hiçbir kişisel beklenti kalmayışın huzuru içinde her şeyi daha net görüyor. Ben o durumdayım. Son seçimle kazanılan gücün etkili biçimde kullanıldığını da görürsem sevinecek, kalan vaktimde inandığım güçlere karınca kararınca yararlı olabilmek için basına döneceğim.

En geniş ve yapışkan asalak kesimimiz kendilerini beyaz Türk sayan, sırtından geçindikleri halktan iğrenen Batı maymunlarımız. Temel bahaneleri dindarlıkla yobazlığı bir tutmak, savunur göründükleri demokrasiyi de hiçe sayarak “cahil” çoğunluğu ülke yönetiminden dışlamak. Müslümanlık karanlık, gerilik, başarısızlık demekmiş. Balkan çatışmaları sırasında özel bir Boşnak birliğine katılıp cepheye gitmiş, gönüllü delikanlıların nasıl aydınlık ve fiilî demokrasi içinde çarpışıp inanılmaz derecede başarılı olduklarını Milliyet’teki yazı dizimde ve kitabımda anlatmıştım.

Bugün kör dövüşümüze son verip tartışmaları mantık sınırlarına çekmenin ilk şartı sahte “aydın” kesimindeki nifak tiryakilerinin şirretliklerini etkisiz kılmak, kutuplaşmayı geriletmek. Kültür ve sanat o yönde öncü rol oynayarak çatık kaşları gevşetip gülümsemeleri artırabilir. Buna yarayacak çok etkili potansiyele sahip kurumlar da var devletin elinde. Ama yıllardır nedense kullanılamıyor. Daha doğrusu kullanılıyor ama içlerindeki pozcu, şovcu, çıkarcı edepsizler tarafından, devlete karşı. Sebep? Devletin korkaklığı! Evet, aynen öyle. Hayretle seyrediyorum. Kurumların amiri ve sorumlusu yetkililer bir avuç yaygara şantajcısı karşısında en basit yasal önlemleri alamıyor, yılan görmüş tavşan gibi felç oluyorlar.

Abarttığımı düşünebilirsiniz. En yakından bildiğim kesim olan tiyatrodan somut birkaç örnek vereyim. Geçenlerde Kerem Alışık Tiyatrosu’nun ödül törenine çağırdılar. Ne oluyor göreyim dedim, gittim. Salon beyaz Türk dolu. Levent Üzümcü adında bir şov şampiyonu oyuncu var; fazla yağmur yağsa “muhalefet” naraları atıyor. “İlericilerin özgürlük idolu” oldu. Ona ödül verilmiş. Sahneye çıkıp “karanlığa karşı savaşım” nutukları çekti. Arkasından Şehir Tiyatrosu’nun yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu sahneye fırlayıp onu kucakladı, önünde diz çöktü, sanat-kültür düşmanlarına karşı kahramanın yanında olduğunu haykırarak alkış topladı. Ve bu soytarı halen “görevinin başında”!

Bir Devlet Tiyatrosu koordinasyon toplantısında “Abdullah Gül Hitler, Tayyip Erdoğan Mussolini’dir” gibi cevherler yumurtladıkları için mahkemeye verilen, internet sitelerinde imzalarıyla “Müslümanların bulundukları yerlerde ayak kokusundan geçilmez” türünden hezeyanlar kusan bir güruh var. İçlerindeki oyuncu Atsız Karaduman hüküm giydiği halde bugün de kadroda. Elebaşılarından DT rejisörü Yücel Erten en aktif nifakçı. Emekli ama boyuna oynanan çevirilerinden iyi para kazanıyor. Bu ay Ankara’nın Akün salonunda sahnelenmekte olan “Shakespeare Zorda” oyununun çevirisi de onun.

Bir süre önce birçok ülkenin ITI-UNESCO merkezinden bana sorular yağdı “Hükümetinizin tiyatroları bitirmekte olduğu doğru mu?” diye. Nereden çıkardıklarını sordum. DT Ankara kadrosundaki Murat Çidamlı’nın kendilerine gönderdiği mektubu yolladılar. Okuyunca gözlerime inanamadım. Hükümetimiz Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı sırasında kültür için Avrupa Birliği’nin verdiği paraları “pillage” etmiş (yağmalamış). Kültür ve sanata kökten düşmanmış; tiyatroları sıfırlamakta kararlıymış. Avrupa vakit geçirmeden imdada yetişmeliymiş, vb. Tam bir yabancı jurnalciliği ve uşaklığı… Mektubu DT yönetimine ve Kültür Bakanlığı müsteşar yardımcısı Nihat Gül’e verdim. Aradan zaman geçti; ne yapıldı bilmiyorum. Ama bu ayın Devlet Tiyatrosu program dergisine bakarsanız görürsünüz: Ankara’da sahnelenmekte olan “Meraklısı için Öyle bir Hikâye” ve “Nihayet Bitti”, Adana’daki “Muammer Muammer” adlı ÜÇ oyunun rejisörü bu Çidamlı Efendi. Nadir görülen bir sırt sıvazlama. Sanki “Aferin aslanım, ülkeni yalanlarla yabancılara jurnallemeye devam” deniyor.

Vaktinizi alma pahasına böyle şeyleri niçin anlattım? Çünkü hazırlanmakta olan hükümet programı üstüne konuşmaları dinliyorum; kültür ve sanata ilişkin tek söz duymadım. Yazanlara lütfen söyleyin de “Devletin imkânlarıyla kültür ve sanat millî birlik şuurunun geliştirilmesi için kararlılıkla değerlendirilecektir” gibi bir iki cümle yer alsın programda. Ve icraat başlayınca inşallah lafta bırakılmayıp gerçekten kararlı davranılsın. Yoksa, şu seçim sonuçlarına dayalı yeni hükümetimiz de bakar kör ve tavşan yürekli çıkarsa, yandı gülüm keten helva.

İlginize vatandaş sıfatıyla peşin teşekkürlerimle,
Refik Erduran 0532 344xxxx

Refik Erduran’ın kaleme aldığı ve Bakan Nabi Avcı’ya e-mail olarak gönderdiğini söylediği yazıya Yücel Erten’in ve Atsız Karaduman’ın sosyal medyadan verdiği cevapları aşağıda bulabilirsiniz.

Portre_Yücel_Erten_-_Fotoğraf_Burak_Şentürk

Yücel Erten 05.06.2016 İstanbul
Devlet Tiyatrosu’ndan bir dostum iletti. Yıllardır kilit altında tutulan bir yoğun bakım odasını andıran Uluslararası Tiyatro Enstitüsü (ITI) Türkiye Millî Merkezi’nin ezelî başkanı, ebedî UNESCO kadısı, Oyun Yazarları Şeysi’nin başkanı, dedikodu yazarı Refik Erduran, yeni Kültür Bakanı Nabi Avcı’ya bir mektup yazmış. Kültür Bakanı Nabi Avcı olduğuna göre, belli ki mektup çok yeni…

Sahte midir, değil midir, bilemem. Ama tanıdığım kadarıyla Erduran, Bakanlık koridoruna çadır kurmuş biridir. İktidarın cinsi cibilliyeti hiç farketmez, onun çadırı Kültür Bakanlığında betona çakılmış olarak durur. Adım başı ödenekli tiyatrolarımıza müdahale imkânı aramak için. Oradan bakınca, mektubun gerçek olmadığını düşünmem için bir neden yok…

Devlet Tiyatroları ile ITI başkanı arasında başgösteren tahta kılıç, teneke kalkan çıkar kavgası beni ilgilendirmiyor. Yok Biricik onun kucağına oturmuş da, yok sonra “Ben Tayyip’i kafaya aldım” diye çemkirmiş de, yok falanca onun için ‘yavşak’ demiş de… Sınırsız-sorumsuz-seviyesiz bu tepişmeler, bende sadece sanatım, mesleğim ve kurumum açısından üzüntü yaratır. Ama bu düşük profilli, şirret dedikoducuları tanımakta yarar vardır. Buyrun, okuyun, eğlenin, öğrenin:

Benimle ilgili kısmına da bir çift söz: Tiyatroda yönetici, eğitmen ve yönetmen olarak niteliklerim ve kariyerim ortadadır. Yurtiçinde ve dışında 77 oyun sahnelemiş, yine yurtiçinde ve dışında 43 ödülle onurlandırılmışım. Yanısıra 36 oyunun Türkçe’ye, 6 oyunun da Türkçe’den Almanca’ya çevirisini yapmışım. Yanı sıra 7 uyarlamam ve 4 oyunum var. Kendimi 16 yıl önce Devlet Tiyatroları’ndan emekli etmişim. Biricik’in atanmasıyla birlikte, bu yönetim altında Devlet Tiyatroları’nda oyun sahnelemeyeceğimi, özgün oyunlarımla uyarlamalarımın oynanmasına izin vermeyeceğimi ilan etmişim. Şimdi çevirdiğim şahane bir oyun Devlet Tiyatroları’nda oynanıyor diye, Erduran oradan gelecek üçotuz paralık telif gelirine yan gözle bakmak seviyesizliğini gösteriyorsa; aklına da, ruhuna da acil şifalar dilerim.

Bir de beni ’en aktif nifakçı’ olarak nitelendirmiş. Şöyle desem anlar mı, bilmem: “Spartakus benim!”…

atsiz-karaduman-325

Atsız Karaduman
Benimle ilgili kısma cevap: Devlet Tiyatroları’nın 2007 yılında yapılan Koordinasyon Toplantısı’nda bir konuşma yapmıştım. Konuşmamın bir bölümünde Devlet Tiyatroların’da ki Bakanların “yalak ve salaklarından söz etmiştim.” Koordinasyon toplantıları kayıt altına alınır. Fetö terör örgütü Devlet Tiyatroları arşivinden bu koordinasyon toplantısının cd’sini çalıp televizyon ve gazetelerinde aleyhime bir kampanya başlattı. Dönemin Kültür Bakanı Ertuğrul Günay beni hem Devlet Tiyatroları Disiplin Kurulu’na hem de Savcılığa sevketti. Devlet Tiyatroları Disiplin Kurulu zaman aşımı olduğu için bana bir ceza vermedi. Mahkeme süreci ise uzun ve çileli geçti. Hakaret davalarında bir ilk yaşandı, ilk celseye gelmediğim için hakkımda yakalama kararı çıkmış (tebligat elime geçmediği için) beni bir sabaha karşı Ankara’da otel odasından polisler alıp Emniyete götürdüler, oradan da elime kelepçe vuruldu ve beni adliyeye götürdüler. Uzun bir süreçten sonra ben beraat ettim. Sahnelerde hiç bir varlık gösteremeyip, Bakanlık koridorlarında lacileri giyip, Bakanların yalak ve salağı olan zevatla kavgam her daim sürmüştür ve sürecektir. Bu zevatın ilişkileri kirlidir. Ne dostluklarına güvenilir ne düşmanlıklarına. O gün hepsi aynı yollarda yürüyorlardı. Bakanların yalak ve salakları, hepiniz oradaydınız lan. Vıcık vıcık dostluklarınız beni ilgilendirmiyordu şimdi sahte ve vıcık vıcık kavganız da beni hiç ama hiç ilgilendirmiyor, yiyin birbirinizi.

Konu ile ilgili telefonla görüştüğümüz Levent Üzümcü“Refik Erduran tam teşekküllü tarafsız bir hastanenin hekim heyetinden akıl sağlığının yerinde olduğuna dair bir rapor aldığı taktirde kendisine memnuniyetle cevap vereceğim.” dedi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here