Özlem Ünaldı
ozunaldi@gmail.com

“Ancak hayattan da sanattan da herkesin aynı şeyi anlaması mümkün değil zaten…” İbrahim Selim

Her yeni projesine daha güzel bir yerden başlayan İbocuğumla, Dot’un seyirci beğenisiyle kulaktan kulağa dolaşan; akıllara şaşkalozluk getiren projesi “Bunu Ben de Yaparım”ı ve hepimizi heyecanlandıran yeni projesini konuştuk… Buyursunlar…

Muhteşem performansın için tebrik ederim…
Çok teşekkür ederim o zatıalinizin muhteşemliği… (Gülüşmeler…)

Bu metne nasıl karar verdiniz?
Yönetmenim Serkan Salihoğlu aynı zamanda yakın arkadaşımdır, iki sene önce bu metinden bahsetmişti, oldukça ilgimizi çeken ve oynamak istediğimiz bir metindi. Tiyatro olarak da doğru zamanın geldiğine inandığımız vakit oynamaya karar verdik.

img_9152

İyi ki! Hazırlık dönemi nasıl geçti?
Oldukça rahat ve eğlenceliydi, toplamda iki ay çalıştık zannediyorum. Serkan, oyuncuyu tanıyan ve onun ihtiyacını çok çabuk anlayan bir yönetmen. Aynı zamanda da birlikte çalışma alışkanlığımız olduğu için üretim alanımız geniş ve konforlu oldu diyebilirim.

Tek kişilik bir oyun nasıl hissettiriyor sana?
Açıkçası genel provalara kadar oyunun tek kişilik olduğunun farkında bile değildim diyebilirim. Şimdiye kadar oynadığım oyunlarda hep kendimi partnerime yardım etme üzerine hazırlamıştım. Tek kişi olunca başlangıçta bu hiçbir işe yaramıyor haliyle. Sonra başka bir özgürlük alanı olduğunu farketmeye başlıyorsunuz. Ancak onun da oldukça kontrollü olması gerekiyor ki oyun orta oyununa dönmesin. Bunun dışında seyirciyle kurduğum bağ üzerine daha çok düşünmemi sağladığını söyleyebilirim.

Sanat galerileri ve galericileri hakkında kişisel görüşün ne?
Seviyorum kendilerini, arkadaşlarım vardı zaten, oyundan sonra daha da çok oldu. Kişisel olarak daha çok olsalar gibi bir görüşüm var.

Sanat eseri, eser sahibinden tut da eseri gören herkeste başka anlama gelebiliyor. Kafalar karışık, herkesin kodları ya çok farklı ya da alıntı fikirlerle dolu. Eser ve seyircisi/muhatabı arasında dürüst bir ilişki nasıl mümkün olur sence?
Ben aradaki ilişkinin kendi içinde dürüst olduğuna inanıyorum aslında. Sanat eserinin herkeste başka bir anlama gelmesi bence dürüst olan. Zaten hayat herkeste başka anlama gelmiyor mu? Aynı şeyi yaşıyormuşuz iddiası bence kibir. Hepimizin aynı olaya baktığı yer farklı ama ortak bir bakış açımız varmış gibi yapmaktan keyif alıyoruz. Tabii ki sosyal hayatta iletişim kurabilmek için ortak dil, ortaklaşılmış kodlara ihtiyacımız var. Ancak hayattan da sanattan da herkesin aynı şeyi anlaması mümkün değil zaten. Denk geliyoruz bazen; ortak öyküler, ortak hisler, ortak tebessümler ya da ortak gözyaşlarıyla, sonra yanyana oluyoruz, arkadaş oluyoruz, ilişki kuruyoruz birbirimizle. Ama sanat eseriyle birey yanyana geldiğinde ilişki kurmaması mümkün değil, iyi ya da kötü. Sanat eseriyle üreticisi arasındaki ilişki de zaten bambaşka bir dünya. Bilgi dünyasında yaşadığımız için hep bir açıklama ve açıklanma ihtiyacımız var ve çok sık karşılaştığımız şekilde çoğu eserin tanımlanmasını bekliyoruz, ya da anlamak için çabalıyoruz ve anlamayınca da ince bir öfkeye kapılıyoruz. Halbuki her şeyi anlamak gerekmiyor, bazen hissetmek daha önemli olabilir. Hakan Günday’ın lafıdır, “Bilgiden geriye kalan histir.” Bence hissediyorsan tamamdır, her şeyi bilemeyeceksin zaten.

Çeşitli seyirci profilleri izledi bu oyunu. Farklı kültür ve yaklaşımdaki seyircilerin oyuna nasıl bir etkisi/katkısı/reaksiyonu oldu?
Galeri sahibi de geldi oyuna, bankacı da, iş adamı da, güvenlik görevlisi de. Herhangi bir farkı olmadı reaksiyon anlamında. Bazı oyun sonlarında söyleşiler yapıyoruz, o zaman daha net anlıyoruz farklılıkları, bakış açılarını. O da oyuna değil, bize bakış açılarını görme anlamında faydası olan bir durum oluşturuyor. Ama söylemeliyim, en çok galeride güvenlik görevlisi bir izleyicimiz vardı, o gün heyecanlanmıştım. Sanırım bir gün yanına gidip sohbet edeceğim kendisiyle.

bunubendeyaparim11Büyük ve teknik oyunculuk, sahneleri terk ediyor. (Bin şükür;)… Eh birden doğal oyunculuk da hiçbir şey performe etmeden sahnede olmakmış gibi algılanıyor bazen.  Oysa seni izlerken oynayan bir oyuncuyu değil de karakteri (hayranlıkla) izledik. Heyecanlar, duygular sel oldu…
Çok teşekkür ederim (iltifat görünce kaçırmam), ben şu an sahnelerde oynayan jenerasyon olarak yenilikler yaptığımızı düşünüyorum. Uzun süredir sahnede, televizyonda, sinemada birlikte çalışan insanlarız ve dünyayla birlikte hareket ediyoruz. Günün ritmi değişti, insanların izleme alışkanlıkları değişti, dünyaya baktıkları yer değişti. Bizlerin de hikâye anlatma biçimleri farklılaştı aynı zamanda. Ben arkadaşlarımdan çok faydalandığımı söylemeliyim. İzlerken bayıldığım birçok arkadaşım var ve onlarla yardımlaşmaktan çok keyif alıyorum. Bu beraberlikten de gerçeklikle ilgili, teknikle ilgili, hayatla ilgili çok fazla fikir çıkıyor. Biz de bu bulduklarımızı uyguluyoruz. Günü geldiğinde de bunları yeni bir kuşağa anlatıyor olacağımızı düşünüyorum.

Bu oyunu özellikle kimlerin izlemesini istersin?
Özellikle herkesin izlemesini isterim (ahahahahha.) Ben seyirci ayırt etmiyorum gerçekten. Ona daha çok şey anlatır, buna daha az gibi bir fikrim yok. Herkesin alacağı bir şey mutlaka vardır. Ama az ama çok. Keşke herkes gelse 🙂

Su sıralar yeni bir işin daha başındasın, hayırlı uğurlu olsun. Nedir bu iş? Ne ayaksınız siz arkadaşım?
Çok teşekkür ederim. “Stolk” isimli bir internet programı yapmaya başladık. Gerçek haberler üzerinden söylemek istediğimiz birtakım eğlenceli şeyleri hoşumuza giden bir dille paylaşmak istedik. Biraz late night show havasında yapmak istedik. Başlangıcını yaptık, yavaş yavaş ekleyeceğimiz başka fikirler var, sonunda nereye varır bilmiyoruz ama hedefimiz biraz yüksek :))

Harika! Ne okuyorsun bu aralar?
Bu ara Desmond Morris’in “İnsanat Bahçesi” isimli kitabını okuyorum. Daha önce okumuştum, bir daha okumak geldi içimden, neden sıkışmış hissediyor olduğumuza dair enteresan bir bakış açısı var kitabın. Bir de Melisa Kesmez’in “Bazen Bahar” kitabını okuyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here