Yavuz Pak

İlkel toplumlardan Mossiler, taç giyme törenlerinde, kralları için şu şarkıyı okurlardı: “Pisliğin birisin sen / Bir leş yığınısın / Bizi öldürmeye geliyorsun…” (1)

Shakespeare’in oyunları farklı sınıflardan iyi betimlenmiş karakterlerle doludur. Umutsuzca iktidarı ele geçirmeye çalışan çürümüş muhterisler, zirveye kalmak için her şeyi yapmaya hazır hırslı zorbalar ve yalnızca yaşamını sürdürmeye çalışan sıradan insanlar… Bu bağlamda öne çıkan Shakespeare oyunlarından biri kuşkusuz, bu sezon Altıdan Sonra Tiyatro’nun sahneye taşıdığı “III.Richard”dır. 1593 yılında yayınlanan ve yazarın gençlik dönemi eserlerinden “III. Richard”, dört asır sonra bile hâlâ dünyada “iktidar ve iktidar ilişkileri” üzerine en önemli tiyatro oyunlarından biri olarak kabul ediliyor. Altıdan Sonra Tiyatro, böylesi önemli bir klasiği asırlar sonra bugün, bu coğrafyada sahneleyişini oyunun broşüründe şöyle açıklıyor: “Shakespeare ustanın her şeyi mubah gören omurgasızlığıyla eze çiğneye, kanata kanırta en tepeye yükselen krallarından III.Richard, görmeyenler ve ille de görmek istemeyenler için kimbilir kaçıncı kez tiyatro sahnesinde.” (2)

Shakespeare’in oyunları yalnızca aşk, ihanet, entrika ve diğer insanlık hallerine değil, aynı zamanda ekonomik, politik, kültürel veçheleri üzerinden toplumsal hallere içkindir ve belki de Shakespeare’i çağlar ötesine taşıyan en önemli özelliği insanlık hallerini “tarihsel” bağlamına başarıyla yerleştirmiş olmasıdır. Marksist edebiyat eleştirmeni Aleksandr Smirnov şöyle der: “İki çağın – çoktan ölmekte olan feodalizmin ve halen doğum aşamasındaki kapitalizmin – sınırında duran Shakespeare, iki düzeni de etkin bir şekilde eleştirmiştir. Bir yanda açgözlülüğü, altının gücünü ve hazır para kültünü teşhir eden Shakespeare, (…) öte yandan hikâyelerinde koca bir ülkenin vahşi, kanunsuz feodal beylerce yönetilmesinin tehlikesini ve vahametini gösterir…” (3)

Gerçekten de, Shakespeare’in yaşadığı çağ büyük ekonomik ve ideolojik/politik değişimlere sahne olurken, eski düzen yeni toplumsal dinamikler tarafından süpürülmektedir. Shakespeare, III. Richard oyunuyla, Avrupa’da feodalizmin çözülmeye yüz tuttuğu ve kapitalizmin filizlenmeye başladığı bir çağda, burjuvazinin merkezi otoriteyi güçlendirerek politik iktidarını örgütleme çabalarının yarattığı çelişkileri sorunsallaştırır. III.Richard oyunu bu sorunsallaştırmanın odağında yer alır. Shakespeare, kötülük timsali,  omurgasız ve son derece ihtiraslı biri kont olan Richard’ın yalan, entrika, tehdit ve iftiralarla, ailesini dahi katletmekten çekinmeksizin tahtı ele geçirişini ve sonra kurduğu kötücül sistemin bumerang gibi kendisine dönerek tacıyla birlikte canını alışını anlatır. Bu noktada, dönemin ünlü İtalyan düşünürü “Niccolo Machiavelli” ve O’nun çığır açan eseri “Hükümdar” kilit önem taşır. Zira Machiavelli, güçlü bir devletin ancak mutlak güce sahip bir hükümdarla mümkün olabileceğini söyler ve sınırsız yetkilere sahip olan bu hükümdar için insani erdemlerin eksiklik ve zayıflık doğurabileceğini vurgular. “Hedefe varmak için her yol mubahtır” cümlesiyle özdeşleştirilen ve kısaca “Makyavelcilik” olarak tanımlanan akım, tüm Avrupa’da fırtınalar koparırken, Shakespeare’in “tarihsel/politik” tiyatrosunun pençesinden kaçamaz: “Shakespeare, ilk büyük karakter çalışmasını yaptığı III. Richard başlıklı tarih oyununda, Gloucester Kontu Richard’ı tipik bir Makyavelci kişilik olarak çizerken, kötülüğe ödün veren bir yönetici adayının sonunda başarılı bir hükümdar olamayacağının altını çizerek hem Machiavelli’ye karşi çıkar hem de karakter çiziminde dinsel kökenli halk tiyatro geleneğine ilişkin örgeler kullanarak “erdem”in gerekliliğini vurgularShakespeare, Makyavel tipi kötü adama başarı olanağı tanımamış ve Richard’ı, oyun boyunca iç savaştan sorumlu olan herkesin cezalandırılması için aracı olarak kullandıktan sonra onu adalet tanrıçasına teslim etmiştir. Acımasız yöntemlerle ‘erk’e ulaşan bir tutku sahibinin, güçlü ve adil bir yönetici olabileceği yönündeki Makyavelci yaklaşıma karşı çıkan Shakespeare, zalim olandan doğruluk ve adalet beklenemeyeceği düşüncesiyle, Richard’ı ibret oyunlarındaki Şeytan’a yakın kılmıştır.” (4)  Shakespeare’in asırlar evvel şeytanlaştırarak yerden yere vurduğu bu iktidar anlayışı, ne yazık ki, o günden bugüne hâlâ hükmünü sürüyor. Özellikle kapitalizmin krize girdiği, sınıf çatışmalarının derinleştiği süreçlerde, III.Richard’ın mirasçısı Makyavelist despotlar hortlayarak insanlığa kan kusturmaya devam ediyor…

Sanat ve edebiyat alanında bir eseri “klasik” kılan en önemli özelliği, kendi dönemini en iyi biçimde yansıtması olduğu kadar geçmişten geleceğe kurduğu köprü ile zamanın ruhunu yakalayarak evrenselleşmesidir. Altıdan Sonra Tiyatro, III.Richard gibi bir klasiği kendi tiyatral anlayışının özgünlüğü ve coğrafyasının yerelliğiyle buluşturarak güncelliyor. Yiğit Sertdemir’in metnin ruhuna son derece uygun biçimde seçtiği episodlar üzerinden kurguladığı reji, zekice hamlelerle dramatik özü besliyor ve dinamik oyunculuk anlayışıyla aksiyonun kaynağındaki devinimi yükselterek seyir zevkini arttırıyor. Sinem Özlek’in başarılı dramarturjisi oyunun tarihsel veçhelerini ve toplumsal/düşünsel zeminini bugüne ve bu coğrafyaya başarıyla taşıyarak zenginleştiriyor.

Shakespeare’in, kötülüğünün dışavurumu olarak son derece çirkin betimlediği Richard karakterini canlandıran Yiğit Sertdemir’in, oyunun başında tekerlekli sandalyeye mahkum, felçli, çarpık bedeni; entrikalarla, yalanlarla ve kan dökerek iktidara yaklaştıkça adeta transformasyona uğrayarak düzelmeye başlıyor ve tacı ele geçirişiyle birlikte sağlıklı ve sağlam bir forma ulaşıyor. Oyunun finalinde iktidarını kaybeden ve hızla çöken Richard’ı ilk sahnedeki haline iade eden Sertdemir, hem oyunculuk adına son derece çarpıcı bir performansa imza atıyor hem de bu tarihsel karakteri özgün bir yorumla adeta yeniden doğuruyor. Aynı zamanda, Richard’ın karakter özelliklerini tirad ve diyaloglarıyla deşifre ederken, despotun fütursuz kaypaklığını ve arsızlığını beden dili ve mimikleriyle başarıyla vurguluyor. Shakespeare’in, özellikle monologlar aracılığıyla kötülüğüne seyirciyi ortak edecek kadar ikna yeteneği yüksek bir tiran olarak betimlediği Richard, Sertdemir’in oyunculuğunun sahiciliğiyle izleyenlerin akıllarını gerçekten karıştırabiliyor.

Oyunun en önemli sürprizlerinden biri “kırmızılı kadın”. Gezi sürecinin kahramanlarından “kırmızılı kadına” vatandaş rolü verilerek halkın isyanı ve öfkesi yansıtılırken, Ceren Sevinç’in başarıyla yansıttığı bu karakter aracılığıyla metin güncellenerek yerelleştiriliyor. Benzer biçimde, Burçak Çöllü’nün koro sahnelerinde kullandığı tekno müzik ile hem oyunun ritminin yükselmesi hem de metnin günümüzün tınılarıyla birleşmesi sağlanıyor. Candan Seda Balaban kostümleriyle rejiyi kusursuz biçimde beslerken, Cem Yılmazer sütunlarla bölünmüş zorlu bir sahnenin ışığını en doğru biçimde sağlıyor. Koro sahnelerinde başarılı kareografileriyle Senem Oluz ve hem güncel politik simgelere ince bir gönderme yapan hem de metnin temasını incelikle yansıtan afiş tasarımıyla Önder Sakıp Dündar önemli katkılar sunuyorlar III.Richard’a. Ölen kralın kanlı bir postu andıran silüeti, zalim iktidarların yarattığı vahşi iklimi çarpıcı biçimde tasvir eden içleri kemik ve kafatası dolu çuvallar, Richard’ın kanlı imajını perçinleyen hunharca çilek yeme sahnesi, karikatürize edilerek oyunun gerilimini dengeleyen katil tiplemeleri, bir bütün olarak Altıdan Sonra Tiyatro’nun III.Richard yorumunu başarıya taşıyan estetik unsurlar. Elizabeth rolünde Feride Çetin rolüyle bütünleşen oyunculuğuyla göz doldururken, Cemre Gümeli Lady Anne’in saflığını masumiyetini kusursuz taşıyor sahneye. Burakhan Yılmaz, Deniz Gürzumar, Eren Demirbaş, Erkan Baylav, Tolga Bayraklı ve Yeşim Sarı dinamik oyunculukları ve kolektif uyumlarıyla başarıya ortak oluyorlar.

Altıdan Sonra Tiyatro, başarılı reji ve dramaturjisiyle, tiyatral estetiğin faklı veçhelerini gayet isabetli biçimde kullanarak, Shakespeare’in dün Makyavelizm üzerinden geliştirdiği iktidar eleştirisini günümüzün post-faşist diktatörlüklerine sarsıcı bir biçimde uyarlamayı başarıyor. Tiyatral eyleyişin gücüyle “anonimin duyusal dünyasını” inşa eden oyun, Jacques Rancière’in şu sözlerini anımsatıyor bizlere:  “Sanat, kendi alanı dışındaki gerçek dünyaya doğrudan müdahale ile çözmez yaşamın paradokslarını. Zira, gerçekte, sanatın dışında kalacak bir gerçek dünya yoktur. Benzer biçimde, sanatın politikayla ilişkisi de kurmacadan gerçeğe geçiş değil,  ürettiği kurmacaların farklı biçimleri arasındaki ilişkidir. Tiyatro, empati gücü sayesinde, seyircilerini birtakım bilinç biçimleri ve tiyatroya dışsal olan bir politika adına harekete geçirecek birtakım enerjiler sağlama potansiyeli en yüksek olan sanat dalı sayılabilir. Gerçek anlamda politika, anonim sesi olacak özneler üretmekse eğer, sanata özgü politika da anonimin duyusal dünyasının kurulmasıdır.” (5)

Tiyatro, kendi gerçeklik temelini, her türlü biçim ve üslûp kaygısından önce insanı, toplumu ve bütün bir yaşamı sorgulayabildiği, bunun için gerekli bilgi ve birikim donanımını beraberinde getirebildiği ölçüde bulabilir. III.Richard’ı “bugün burada” sahnelemek, her şeyden önce, tiyatronun tarihsel konumlanışını ve direnişçi özünü sahiplenmeyi ifade ediyor.

Ve binlerce yıl sonra, Mossiler’in şarkısını, oyunda koronun söylediği şu şarkı tamamlıyor: “Leş, leş / Öldü eski kral / Öldü kalleş / Çık korkunç leke / Kan kokuyor /Kardeş kardeşi vurdu / Bu bir, bu iki tamam, haydi / Tek vuruşta sona ermez bu iş / Yaşasın yeni kral / Huzur içinde şimdi uykular / Öyle ürkek durma / Öldü eski kral…” (6)

Kaynakça:
1-
Akal, Cemal Bâli. “İktidarın Üç Yüzü”, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara, 2011
2-
Richard oyun broşürü, Altıdan Sonra Tiyatro
3-
Smirnov, Aleksandr A. https://www.marxists.org/subject/art/lit_crit/works/shakes.htm
4-Yüksel, Ayşegül. Willam Shakespare: Yüzyılların Sahne Büyücüsü, Habitus yayınları, İstanbul, 2017
5-
Ranciere, “Estetiğin Siyaseti”. Sanat,  Siyaset. Ed. : Ali Artun,  İletişim Yayınları,  İstanbul,  2011
6-
Richard oyun şarkısı, Altıdan Sonra Tiyatro

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here