Ilgın Sönmez: “Bizi Dinç Tutacak Güç, Tiyatro Yapmanın Koşullarını Değiştirme ve Yasamızı Çıkarma Mücadelesi Olacak” 

Yavuz Pak
3848 Görüntülenme

Dünyayı sarsan korona virüs salgını 11 Mart itibarıyla “resmen” ülkemize de giriş yaparak ekonomiden toplumsal yaşama, politikadan sanata yaşamın tüm alanlarını sarstı. Seyirci ve sahnelenen oyun sayılarının ivmelendiği bir sezonunun bitimine daha aylar varken, salgın nedeniyle birdenbire tiyatrolar kapandı; tiyatrocular da seyircileriyle birlikte evlerine kapanarak ne zaman biteceği bilinmeyen bir karabasanın içinde buldular kendilerini…

Büyük bölümü prekarya koşullarında (sigortasız, esnek mesai saatleri, yevmiye usulü çalışma, süreksiz ve düşük gelirli işler) yaşayan tiyatro emekçileri, kendi yağında kavrulmaya çalışan özel tiyatrolar, bodrum katlarındaki sahnelerinde bir sonraki oyunlarının bütçesini denkleştirmeye çabalayan  bağımsız tiyatrolar… Oyuncusundan kostümcüsüne, ışıkçısından dekorcusuna kadar binlerce tiyatro emekçisi bu salgınla birlikte çok ciddi ekonomik sorunlarla yüzyüze kaldılar…

Tiyatro… Tiyatro… Dergisi olarak, içinden geçtiğimiz pandemi sürecinde tiyatroların yaşadığı somut, maddi sorunları yansıtmak ve tiyatrocuların bu sorunlar ve çözüm önerileriyle ilgili görüşlerini kamuoyu ile paylaşmak amacıyla Pandemi Sürecinde Tiyatrolar” başlıklı bir söyleşi dizisi başlattık.

Bugünkü konuğumuz Koma Sahnesi’nden Ilgın Sönmez…

Yavuz Pak: Tiyatronuzun ekonomik yapısı koronavirüs salgınından nasıl etkilendi? 

Ilgın Sönmez: Salgına mekanımız sadece 3,5 aylıkken yakalandık. Aralık 2019’daki açılışımız öncesinde sekiz hafta boyunca dört iç yapımımız ve mekan desteği verdiğimiz ekiplerin provalarıyla meşguldük. Bir kademe öncesinde ise dört ay süren mekan tasarımı, inşaat ve teknik hazırlık için aralıksız teyakkuzdaydık. Anlayacağınız 9,5 ay boyunca Koma için her gün en az 18 saat çalıştık. Değişen, dönüşen, kendini tekrar etmeyen, “hızlı bir kalıcı festival yapısı” önermesi getirdik Kadıköy’e. Emsallerine Paris, Berlin, Londra gibi merkezlerde rastladığımız türde, sahne teknolojilerine sahip, düzayak, 50-70 tiyatro seyircisi, 100 kişilik konser kurulumu, 80 kişilik sinema kapasiteli, ortalamanın üzerinde akıllı tekniğe sahip bir stüdyo sahne Koma. Sezon içinde kendi işlerimizi üretmek ve inanıp sevdiğimiz ekiplerle de yuvamızı paylaşmak için kurduk bağımsız yapımızı.

Ve tam bu hıza bürünmüşken covid19’a çarptık. Aniden durmak hiç hesapta yoktu. Herkes gibi ruhi şokumuzu ve travmanın evrelerini sırasıyla idrak ettik. İlk haftadan itibaren tüm gelişmeleri yakından takipteydik. Bazı gerekli önlemleri aldık. Önceliğimizi mekanı ve çalışma arkadaşlarımızı imkanlarımızın izin verdiği ölçüde korumak olarak belirledik. Elimizden geleni yaptık. Kimi biletleri iade ettik, kimi seyirciler biletlerini bize bıraktı. Birkaç ekip o ay ki ödemesini süreç için kullanabileceğimizi ifade etti. “Dayanıştık kendi aramızda”. Ancak mekânsal tiyatronun yeniden eski günlerine dönmesi ilk anda düşünülenden de uzun bir süreç alacak. Bu süreç “desteksiz” atlatılamaz. Sezonun açılışı ve mekanlarımıza dönüşümüz, devletin açabilirsiniz dediği tarihte de gerçekleşemeyecek. En iyi tiyatro seyircisi dahi Ocak 2021’e dek herhangi bir mekana adım atmayı düşünmüyor. Hatta aşıyı beklerim diyen büyük bir kitle var. Bir tür sezon başlangıcı olarak en erken “Ocak” diyorum ve bu normalleşme sürecinin 2021 sonbaharına dek uzayabileceğini düşünüyorum. 

Yavuz Pak : Sürecin olumsuz etkilerini telafi etmek için neler yapmayı düşünüyorsunuz? Son birkaç sezondur tiyatroda yaşanan nicel büyüme, maddi anlamda tiyatronuzu bu türden olağanüstü süreçlere karşı dayanıklı kılacak kadar etkili oldu mu? 

Ilgın Sönmez: Tiyatro, covid19’a hazırlıksızdı. Hem madden, hem manen. Geçiş döneminin ekonomik etkilerini aşabilmenin yollarını elbette düşünüyoruz. Ancak her alan benzer sıkışıklıklar deneyimlediği için düşüncelerimizi gelire dönüştürmek mümkün olabilecek mi, beraber göreceğiz. Biz bütünüyle “bağımsız” bir yapıda kurduk Koma’yı. Hiçbir fon yahut sponsorluk kullanmadık. Bu tip bir ilişkilenmenin gücünü tahmin etsek de, o yolun yanabcısıyız henüz. “Askıda bilet” uygulaması gibi bir yöntem de bizim için uygun görünmüyor, zira Koma bu talep için çok genç. Ancak “toplu bir organizasyonunun” içinde yer alabiliriz. Yasa gereği tiyatrolar “bağış” da toplayamıyor Batı’daki gibi biliyorsunuz. Ki yasa uygun olsaydı bile bizim için yine erken olurdu. Bu belirsiz süreçte oyunlarımızı yerel yönetimlerin gösterdiği “açık hava sahnelerinde” oynayabilmek istiyoruz, tüm salgın kurallarının uygulanabilmesi halinde elbette. Devletin elindeki “yüksek seyirci kapasiteli sahnelerin” ortak kullanımı da mümkün hale getirilebilir.

Yeni medya işlerinin gişe geliri oluşturabilecek biçimde örgütlenebilmesi, tiyatro ve performansın dijital kültüre etkili taşınabilmesi için birkaç tık erken olduğu fikrindeyim. Oralarda yine uzun ve heyecanlı mesailer bizi bekliyor. Öğrenilecekler çok. Teknolojik yatırımların gözden geçirilmesi ve karşılanabilir, işe yarar bir “altyapı” kurulması lazım. Şu aşamada bu büyük heyecanın maddi kazanım boyutu ya yok, ya minimal. Sahne üstündeki “mapping” uygulamalarında dahi düşüncenin sadece minik bir kırıntısını uygulayabilmeye razı olmak durumunda kalan bir çağdaş hikayeci olarak, önümüzdeki engellerin fazlasıyla farkındayım. Ama korkmuyorum. Karamsar da değilim. Denize atlıyoruz. Mutlaka yüzeceğiz. Dayanıklılığa gelince, 50-250 kişilik mekanların ve bu mekanlarda tiyatro yapan ekiplerin tiyatronun en iyi gününden dahi tasarruf edip kötü gün yatırımı da yapabilecek bir kazanç elde etmesi, bu vergi sistemiyle en az azından, zaten mümkün değil. Gerçek şu: “Beş kuruşsuz yakalandık salgına”. Nicel büyümeyle işaret ettiğiniz hareketlilik tiyatro yapana yansıyan bir refaha dönüşmedi ki. Dönüşemez de, zira böyle bir hareketliliğin” alt ve üst yapısı” yok. 

Yavuz Pak: Sizce tiyatro emekçileri bu sürecin yaratacağı ekonomik depremden nasıl korunabilir?

Ilgın Sönmez: Ne demiştim? “Beş kuruşsuz” yakalandık. Ve “kültür politikasız”. Ve “tiyatro yasasız”. Ve beraber hareket etme pratiklerinin yabancısıyken. Maalesef. Temsil grupları defalarca bakanlıkla görüştü, bir takım talepler iletildi. Türkiye’nin her yerinden binlerce tiyatro emekçisinin imzasıyla ortaya çıkan bir talepler hareketi olan “Tiyatromuz Yaşasın”, ki bugün imzalar 31 bini geçti, salgın sürecine ve tiyatronun gerçeğine yönelik süreli ve süresiz zaruri istekleri gündemde tuttu, tutuyor, görüşmeler yapıldı, yapılıyor. Ve hükümetten de bir açıklama geldi. Salgın sebebiyle yarıda kesilen sezon için önceki yaz döneminde devlet desteği almaya hak kazanan tiyatroların koşullarıyla ilgili hafifletici düzenlemeler, önümüzdeki sezona yönelik yapılacak temmuz başvuruları için bütçe arttırımı, Telif Hakları tarafından finansmanı karşılanacak bir dijital tiyatro oyunu kütüphanesi projesi ve bir takım imtiyazlar sağlayacağı öngörülen kültür girişimi belgesinin tiyatrolara verilebilmesi gerekçesiyle tüm tiyatroların kayıt altına alınmasını içeren bir destek paketi duyuruldu.

Maalesef bu paket tiyatro emekçilerinin en az bir yıl “yüksek etkide” sürecek mağduriyetini telafi etmekten uzak. Biz “kalıcı çözümler” istiyoruz. Kamu için çalışan sanat kurumları olarak kabul edilmek istiyoruz, ki bugün için ticaret odasına kayıtlı “tacirleriz”. Evet, ticari boyutu olan bir iş yürütüyor olsak da bu ticaretin diğer ticaret biçimleri gibi özel olarak tanımlanıp, desteklenip, teşviklerinin oluşturulup kanunlaşmasını sağlamalıyız. KDV, Gelir Vergisi, Stopaj gibi vergilerle ilgili salgın süreci muafiyeti ve kalıcı indirimler istiyoruz. Elektrik, doğalgaz, su gibi faturalarımızın en az Ocak 2021’e dek dondurulmasını ve mekan kiralarımızın devlet tarafından karşılanmasını talep ediyoruz. Çünkü asla “ödeyemeyeceğiz”. Zaten çok az mekan kaldı, onlar da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Çalışanlarımızın maaşları ve SGK primlerinin yine Ocak ayına kadar devlet tarafından ödenmesini, prim borçlarımızla ilgili özel düzenlemeler yapılmasını istiyoruz. Tiyatro emekçilerinin asgari yaşamsal koşullarının sezon sağlıkla başlayana dek desteklenmesini istiyoruz. “Tiyatro yasası” çıkmalı ve “Özel Tiyatrolara Devlet Desteği” yönetmeliği günün ihtiyaçlarına uygun olarak sadece bütçesiyle değil içeriğiyle de acilen yeniden düzenlenmeli. Kararlılıkla ifade ettiğimiz haklar bunlar. Ancak… Açıkçası sözünü ettiğiniz o maddi depremlere ve artçılarına korunaksız yakalandığımızı bir kez daha söyleyeceğim. Kendi içimizde de dayanışma formülleri ürettiğimiz ve üreteceğimiz bu süreçte bizi dinç tutacak güç ise “tiyatro yapmanın koşullarını değiştirmek” ve yasamızı çıkarmak için giriştiğimiz mücadele olacak. 

Yavuz Pak: Koronavirüs felaketinin, ekonomiden politikaya, sağlıktan eğitime toplumsal yaşamın pek çok alanında köklü değişimlerin önünü açacağı, dünyanın eskisi gibi olmayacağı söyleniyor. Sizce, bu süreç, Türkiye’nin -tiyatro alanında sübvansiyonları belirleyen- kültür politikalarında, ya da daha genel anlamda devlet-tiyatro ilişkisinde bir değişimin başlangıcı olabilir mi? 

Ilgın Sönmez: Bir süredir “Black Mirror” epizodunda gibi yaşıyoruz hayatı. Birtakım romanlar ve filmler distopik kurgu kategorisinden belgesele intikal etti sanki. Kurmaca, bu virüsü 30 yıldır bekliyormuş meğer. Bir yandan da dünya tarihinin yüzyıl aralıklarında tekrar eden “felaket biçimleri” mevcut. Deprem, yangın, salgın. Yüzyıl öncesinde dünyanın birkaç yıl boyunca İspanyol Gribi’yle mücadele ettiğini hatırlamak yeterli olur. Hatta bir süredir kurgu ve kurgu dışına yansımalarına bakıyorum, normal hayata dönüş süreciyle ilgili, zihnim modelliyor dönemin grip ve grip sonrası ortamını bir şekilde. Ve şunu görüyorum. Bundan sonra işimizi yapabilmek için işimizle ilintilendirilebilecek yeni alanlarda kendi başımıza nefes almayı öğrenmemiz gerekecek. “Çalışkanlık isteyen günler” bizi bekliyor. Mesela sosyalleşmenin ve iş üretmenin yeni mecrası zoom ve benzeri uygulamalar bundan böyle hayatımızın bir parçası olacak. Bilgisayarımız aynı zamanda yeni bir sahne biçimi olarak da etkin kullanılacak. Hatta şöyle, “web yeni sahneleme biçimlerinin yaygın ortamı” olacak demek abartı olmaz. Kimimiz yeni medyayla çok daha fazla içli dışlı olacağız. Masraflı bir süreç başlıyor hayat ortamları için. Çok yatırımlı, çok masraflı. Ve çok daha zor kazanabileceğimiz günler geliyor.

Her yıkımdan sonra hamleler kuvvetleniyor. Döneme dair hassasiyetler beliriyor, sanat değişiyor. “Şey”ler kıymetleniyor. Belirsizlik ve inançsızlık yıkıcıdır ve aylar boyunca maruz kaldık, kalmaya da devam edeceğiz. İnsanın buralara kapılmaması, durabilmesi ve biraz da planı yolda yapabilecek bir pratik geliştirmesi lazım. Bizim varolma alanımız tiyatro olduğuna göre bu sert fren aynı zamanda böyle bir durmak da getirdi bize, ve durup baktık. İhtiyaçların kuvvetlendiğini, zamansızlıktan es geçilenlerin yüksek piksellerde belirginleştiğini görüyoruz. “Biribirimize doğru” uzanıyor bakışlarımız. “Birlik beraberlik” çekiyor canımız. Yordamını bilmiyoruz ama olsun. Ve evet. Yönetimlerle de ilişkilenmeye başladığımızı, kendimizi direkt ifade etme yolları bulduğumuzu farkediyoruz. Devlet de olağanüstü koşul motivasyonuyla teatral anlamda almayı planladığı kararlarını hızlandırıyor. Tartışıyoruz şu an. Cumhuriyet tarihinin “en kapsamlı ve en yararlı, yapıcı” tiyatro tartışmasının (camia içinde ve devletle) yapılandırıldığına şahit oluyoruz. Sabır zorlayacağına şüphe yok, amma velakin, evet, “değişim” başladı. 

Yavuz Pak: Salgın sürecinde tüm topluma evde kalınması salık verilirken, milyonlarca işçi, emekçi hastalık riskiyle sokağa çıkarak çalışmak durumunda kaldı. Bu durum, ekonomik tercihler kadar, meslek örgütlerinin ve sendikaların zayıflığı olarak yorumlandı. Sizce, koronavirüs süreci tiyatrolar ve tiyatrocular için, asgari müştereklerde buluşmayı ve mesleki dayanışmayı inşa ederek sorunlarının çözümü için bir örgütlü bir mücadele vermenin önünü açabilir mi? 

Ilgın Sönmez: “Birlik” özelliği taşıyan bir temsil biçimin devletin yahut özel sektörün kararları üzerinde etkili olabilmesi için “katılım yaygınlığı gücünü, örgütlülüğünü ve kanun tanımını, sistematiğini taşıması, elini masaya vurabiliyor” olması lazım. Tam bu noktada “Tiyatromuz Yaşasın” insiyatifinin taleplerinden biri olan “Tiyatro Yasası”nın çıkması güçlenme, birleşme ve temsil hususunda da elzem zemini hazırlayacak bir yönerge aslına bakarsanız. Asgari müştereklerde buluşmak için “meslek tanımlarının” yapılması lazım. Önce ayrıştıracağız tiyatroyu ve sonra ayrıştırdığımız parçaları yanyana getireceğiz. Tüm emekçileri aynı çatı altında birleştirecek bir meslek birliği kanunen örgütlenemiyor maalesef çünkü menfaat çatışmaları olan gruplar birlik çatısı altına birleşemiyor. Ancak farklı yöntemler üretmek mümkün. Özel tiyatro sadece tiyatro sahipleri ve oyunculardan oluşmuyor. Dramaturgundan koreografına, dijital tasarımcısından ışık tasarımcısına, teknik uygulamacılardan gişe sorumlusuna farklı sanatçılar ve sanat çalışanları “varlar”. Temsil edilebilmeleri gerekir. Her kafadan bir ses çıkarken, bazıları hiç ses çıkmaması için çırpınırken, farklı seslere “bizzat üretenlerin dahi” tahammülü yokken, imkanlar sınırlıyken, tiyatrocunun o her şeyden önce kendini ilan eden egosu “ben, sadece ben diyorken” örgütlenmek gerçekten zor. Ama imkansız da değil. Çünkü ihtiyaç zaaftan kuvvetli. 

Yavuz Pak: Tiyatronun asal bileşeni olan “seyirciye”, bugün zor durumda olan diğer asal bileşenini temsil eden biri olarak ne söylemek istersiniz? 

Ilgın Sönmez: Sahne sanatları bir “yaşamsal” ihtiyaçtır. Biz ülkemizde Tanzimat’tan bu yana bu ihtiyacı var etmeye ve güçlendirmeye çalışıyoruz. Öyle bir inanç ve dirayet ki bu, yüzlerce tiyatro sahibine devamlılık uğruna evini, arabasını sattırmış, asla bitmeyen krediler kullandırtmış, olmadık işler yaptırmış da özel tiyatroları tür tür var etmiş. Özel tiyatrolar seyirci karşısında hikaye anlatmak tutkusuyla aşmış tüm engelleri ve onca altyapısızlık içinde “mucizevi” biçimde var etmiş tüm parçalarını.

Tiyatromuz bu süreçte seyirciden her zamankinden fazlasını bekliyor. Bir kere “özlemini” dile getirsin seyirci. Bu önemli. Özlendikçe gücüne güç katacak tiyatro. Ki bu güç ve ifadesi önemli. Sürekli bir şeyler isteyen, talep eden herhangi bir grup değil tiyatro yapanlar. Toplum üzerinde dönüştürücü etkiye, sıradışı özelliklere sahip bir sanat ve sanatçılar topluluğu. Seyircimiz bizi takip etsin ve biz tamam, açıyoruz dediğimizde, açma koşullarımıza güvenip yanımızda olsun. Ne kendi sağlığımızı ne de seyircimizinkini riske edeceğiz. O an geldiğinde “beraber devam edeceğiz”. Bu bilgi yeterli.

Yavuz Pak: Çok teşekkürler…

Ilgın Sönmez: Ben teşekkür ederim. Sevgiler…

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku