“Ilık duygulardan kaçma halindeyim!”

editor
1386 Görüntülenme

Binbir Gece Masalları, onun kaderi desek yanlış olmaz sanırım. Ergün Demir, 10 yıl önce ilgiyle izlenen Binbir Gece dizisinde adı ve yüzü ulaştı milyonlara. Yine bu dizi sayesinde 2015’te, adeta bir masal hayatı yaşadığı Buenos Aires’e gitti. 2017 sonunda Arjantin’den İstanbul’a döndü. 2018’de, onu bu kez Binbir Gece Masalları tiyatro oyunundaki ‘Şehriyar’ karşıladı. E hal böyle olunca; Binbir Gece Masalları’nı, oyunu, diziyi, tiyatroyu, hayatı konuştuk, bol sanatlı.

MELİKE BİRGÖLGE

(Gazeteci-Yazar)

 

Ergün Demir

10 yıl önce bir dizide oynadınız, hayatınız değişti. Üç sezon sürdü, bitti. Birkaç yıl önce Binbir Gece dizisinin Arjantinde’de yayınlanması ve ilgi görmesi sebebiyle Buenos Aires’e davet edildiniz. Dönüp baktığınızda çok kez karşınıza çıkıp, hayatınızı değiştirmesi şaşırtmış olmalı?

Hem şaşırtıcı, hem ilginç gerçekten. Sizi çok etkilemiş, size hitap etmiş bir kitap ve onun meyvesi olan bir eserle yan yana yürümek güzel ve özel…

VARACAĞIM MESAFEYİ SORGULAMAK HEYECAN VERİCİ!

Arjantin’den Türkiye’ye döndüğünüzde, kader yine ağlarını örüyor. Bu kez tiyatro oyunu olarak yine karşınıza Binbir Gece Masalları çıkıyor. Çocukluğunuzda bu eseri okuduğunuzda, yıllar sonra önce diziyle sonra oyunuyla hayatınızı değiştireceği aklınızdan geçer miydi?

Çocukluktan ergenliğe geçiş dönemimde, Binbir Gece Masalları’nı Avrupa’da ilk çeviren, Fransızca’ya uyarlayan Antonie Galland’ın çevirisiyle okuduğumda, ilerde hayatımı bu kadar değiştireceğini bilemezdim tabii. Yıllar geçti, Fransa’dan Türkiye’ye geldiğimde Binbir Gece dizisiyle adım duyuldu, milyonlarca kişiye ulaştı. Akabinde dizinin Ortadoğu ve Güney Amerika’da ilgi görmesi sebebiyle Arjantin’e davet edildim. Orda çok yoğun ilgi gördüm. İki ay diye davet edildim, üç yıl kaldım. Binbir Gece Masalları, hem edebi bir eser olarak beni çok etkilemiş olduğu için hem bu eserle kariyerime yolculuk yapmak çok hoşuma gitti. Ayrıca Binbir Gece eserini bir değil, on değil, yüzlerce yazarın yazıp halk tarafından toparlanıp tek bir eser adı altında bir başyapıt olarak toparlandığı söyleniyor. Dolayısıyla her bir eserin arkasında acaba kim vardı, kim yazdı bunu, hayatı nasıl bir hayattı diyerek düşünmek ve nasıl bir yaşama sahip olduklarını tahayyül etmek bile bana çok heyecan kattı. Ama hangi eserle bir yere geleceğimi sorgulamaktan daha çok, gelmek istediğim yerde miyim, değilsem varmak için ne kadar daha mesafem var, bunu sorgulamak beni daha çok heyecanlandırıyor hayatımın şu aşamasında.

En önemli olgu nedir sizi bir eserde çeken?

Bir eserin ne kadar modern olduğuna bakarım öncelikle.

Bir eser nasıl modern olur?

500 yıl önce yazılmış olsa da, özündeki kırışmayan öğelerle günümüze kadar tazeliğini muhafaza etmişse o eser moderndir ve böyle bir projede yer almak isterim. Çünkü bize hâlâ söyleyecek olduğu kalıcı mesajları vardır. Bir kahve içerken lezzetidir damağınızda kalan, bitirdiğinizde de tortusudur size bakan. Bir eseri okuduğumda, tortusuna, bana ne kaldığına bakarım. Binbir Gece Masalları’nın tortusundan beni hâlâ 49 yaşında, kendimi sorgulamama yardımcı olan, hayata objektif bir pencereden bakmayı öğreten emareler görüyorum.

‘Aşk varsa eğer masal devam eder’ temasıyla seyirciye ulaşıyorsunuz. Masaldan gerçeğe dönersek, hayatta aşkı neler devam ettiriyor ve yaşanır kılıyor?

Sigmund Freud ne diyor? Bir çocuk ölümcül olduğunu idrak ettiği andan itibaren yetişkinlik evresine adımını atar. Madem bu hikayemizin bir sonu olacağını biliyoruz, iki seçeneğimiz var; ya bu hayatı cehenneme çevireceğiz ya da ona şiirsel bir renk vererek her bir anımızı resmedip, pişmanlık duymadan ve ukde kalmadan, her bir sonun yeni bir başlangıç olacağına inanarak anka kuşu gibi her nerde misafir olarak tekrar ayıltılacaksak, masala devam edeceğimiz huzuru ve inancı ile kalan ömrümüzü şölene dönüştüreceğiz.

Tiyatro hayata açılan bir pencere. Peki siz ruhunuzun penceresinden kendi içinize baktığınızda içinizde, hayatınızda gördükleriniz neler?

İki sütuna, satıra sığmaz bunu anlatmak. Tiyatro affetmeyi öğretti bana. Bir kaos içindeyiz ve bu çılgın kaosun içinde zaman zaman kahkaha atma fırsatlarımızın olduğunu görüyorum. Kısacası hayatımı kurtaran unsurların başında geliyor tiyatro.

Ergün Demir

İKİ ARTI İKİ HER ZAMAN DÖRT ETMEZ!

Oyunculuğun damarlarınızda akan kana karışması hangi döneme denk gelmekte peki?

10 yaşında, okulda ilk sahneye çıktığımda… Ama öncesinden de işaretleri vardı tabii. Beş altı yaşlarındayken masanın üzerine çıkar, dans eder, komiklikler yaparak milleti güldürürdüm. Bugün şunu çok iyi biliyorum; sevgiye ve ilgi çekmeye ihtiyacım vardı. Kompozisyonlarım ilham örnekleriydi. Matematikte ise iki artı iki her zaman dört yapmazdı benim için.

DOKTOR, MÜHENDİS OLMAYAN ADAM DEĞİL!

Hayata farklı pencereden bakmakmış o yaşlarda bile, sizin için önemli olan.

Hayatı daima göreceli ve esnek geometri penceresinden bakarak yaşadım ve bedelini farklı şekilde ödedim. Babam için durum çok aşikardı; doktor, mühendis olmayan adam değildi. O da, ben de doktor olamayacağımı biliyorduk.

KENDİMİ VESTİYERDE BIRAKIRIM!

Gözlem oyunculukta önemlidir bilindiği gibi. Gözlemin yanı sıra karakteri üzerinize giyerken kesip biçip diktikleriniz?

Her şeyden önce en kısa zamanda yanı provalar başlamadan ezberimi çok iyi yaparak ezberden kurtulurum. Bir hocamın çok kıymetli bir sözünü unutmuyorum; ‘metninizi hakimiyetin üzerinde bir makamın tepesine oturtun’ derdi. Kelimelerini arayıp da oyununa katma bahanesi ile sahnede çırpınan oyuncular görürüm bazen sahnelerde. O zor bir durum. Sonra karakterin dünyasına dalarım ve bunu yaparken bir arkeolog gibi kendimi tabiri caizse vestiyerde bırakırım.

Oyunculuk empati ve hissetmekle alakalı bir meslek. 

Aynen öyle… Oyunculuk hissiyat diyarı. Hissedemediğini yapamazsın, yapamadığında da suratının ortasındaki burnun gibi belirir.

ESTETİK ALGILARIMIZIN GÖRSELLİĞİ ŞIMARTTIĞI BİR DÜNYADAYIZ!

Günümüzde estetik ve görselliğin bu kadar ön planda olmasının sebebi?

İnsanlar önce görmüyorlar önce bakıyorlar. Bunu hep anlatırım öğrencilerime. Karşınızda bir insanı görürseniz, bir süre sonra yanınıza gelip sizinle konuşursa, sizin aklınız hep onun üzerindeki kıyafette olur, gözlerinde, saçında, parfümünde… Anlattıkları çok fazla umrunuzda olmaz, bir yere kadar. Nasıl ki dost olursunuz, arkadaş, sevgili olursunuz, o zaman her şey değişir. Görsel bir dünyada, estetik algılarımızın görselliği şımarttığı bir dünyada yaşıyoruz.

Suya düşen bir damlanın halkalar halinde büyük bir dalga oluşturmasını andıran alkışlar da ödüller kadar motive edici olsa gerek? Sanatçının gıdası, övgünün sözsüzü olan Nedir sizin için alkışların tılsımı?

Alkış bir tiyatrocu için ortak bir dilde buluşma değeridir. Her bir seyirciye tek tek soramazsınız ‘Beğendiniz mi’ diye. Beden diliyle herkesin hemfikir olduğu, beğendim işaretini veren bir iletişim aracıdır alkış. kibarca alkışlarsınız yani sağ ol, zahmet etmişsiniz, oynamışsınız demektir. Ama beden diliyle coşkulu, fırtınalı bir alkışla ‘Evet, budur, muhteşemdiniz, bizi bizden alıkoydunuz’ demek. Bizim oyunumuzda bu dalgayı hissediyorsun. Bu da, mesleğimizi ne kadar doğru yaptığımızı göstermiş oluyor.

BİNBİR GECE’NİN FİLMİ ÇEKİLİRSE, KÖLE OLMAK İSTERİM!

Hayatınızı değiştiren; önce dizisi, şimdi oyunu… Yakında Binbir Gece filmi çekilirse onda da olmanız şart galiba. Film karelerinde, beyazperdenin ölümsüzleştirdiği hangi rolde, hangi karede olmak isterdiniz?

Kim istemez ki! Ancak 1001 tane masal var. Tiyatroda olduğu gibi sinemada da kolaj yaparsınız. Peki hangi karakteri işlersiniz? Hangi hikayeden, hangi masaldan yola çıkarak neyi anlatmak istersiniz? Ve kimin ağzından anlatırsınız? Hangi pencereden o dünya size açılır? Şehrazat’ın penceresinden anlatıyorsanız, klasik bi kurguyla yürürsünüz. Ama belki bir kölenin ağzından hikaye dinleyeceksiniz o zaman köle başrol olmuş olacak, Şehrazat ise bir hayal. İşte o filmde köle olmak isterim.

Bazen tek bir replik bütün bir hayatın imzasıdır. Nedir hayatınızın repliği?

Hayatımın repliği Victor Hugo’ya ait. ‘Kalk ve yürü!’

Ergün Demir- Melike Birgölge

ILIK DUYGULARDAN KAÇMA HALİNDEYİM!

Federico Garcia Lorca “Sanatta en büyük günah sıkıcı olmaktır” diyor. Sanat deyince sizin aklınıza ne geliyor?

Çok doğru demiş Lorca. Çocukken arkadaşlara oyun dağıtıyordum soğukta, sıcakta, yağmurda. Tiyatronun varlığının, olduğunu bilincinde olmadığım yaşlarda. Sanat, tiyatro benim hayatım! Bazı insanlar yaptığı mesleği isimlendirmeden icra ederler. Tiyatro da benim için öyle olmuş o yaşlarda. Çocukken, doğaçlama nedir bilmezken tiyatro yapmışım. Annem çok iyi hatırlar, işten döndüğünde bir gün evin kapısını açtığında yerde uzanan cesedimle karşılaşınca kalp krizinden ölecekti kadıncağız. 6 yaşındaydım, üzerime salça sürmüştüm, yerler kanlar içindeydi sanki. Yani diyeceğim o ki; tiyatroyu ben seçmedim, tiyatro beni seçti! Hayatın sıkıcı zincirlerinden hep kurtulmak istemişimdir. Ilık duygulardan, ölümden kaçmak gibi bir ruh halindeyim bugün hâlâ. Sanat, affetmeyi öğretti bana. Bir kaos içindeyiz ve bu çılgın kaosun içinde zaman zaman kahkaha atma fırsatlarımızın olduğunu görüyorum. Kısacası hayatımı kurtaran unsurların başında geliyor sanat ve tiyatro.

GEZGİN GİBİ KEŞFETMEYE GİTTİĞİM ARJANTİN BENİ FETHETTİ!

2 ay diye gidip 3 yıl kaldığınız, 7 ay her hafta canlı yayında dans yarışmasına katılıp, akabinde 2 tiyatro oyununda oynadığınız Arjantin, şimdi nasıl görünüyor burdan?

Arjantin’e gitmeden önce bir kahin bana bir beyaz sayfa vermiş olsaydı, ‘Orda nasıl bir sevgi görmek istiyorsun, nasıl bir şey hayal ediyorsun, yaz, dizayn et’ demiş olsaydı; Arjantin’de yaşamış olduklarımın, elde ettiklerimin üçte birini isteyemez yani onun ötesini istemekten mahcubiyet duyardım, utanırdım. Arjantin’de yaşamış olduğum deneyim, Binbir Gece Masalları’ndan hatta o masallardan daha yoğun ve güçlü olgular, güzellikler yaşadım. Duygusal, felsefi, kültürel, ekonomik anlamda orada çok değerli olduğumu hissettim. Arjantin konusunda çok fazla objektif olamayacağım. Çünkü bir gezgin gibi, merakla bir ülke keşfetmeye gittim ama o ülke beni fethetti. Ben de o ülkeyi çok sevdim. Arjantin’den öğrenecek çok şeyimiz var, ortak noktalarımız da çok. Misafirperverliğimiz, samimiyetimiz… Öfkemizle olsun, sevgimizle olsun, çok sahici, çok samimiyiz ortak nokta olarak. Buradan nasıl gözüküyor konusuna gelince; Arjantin çok güzel bir ülke çok güzel ama burası anavatanımız, toprağımız doğduğumuz yer. Kıyaslamak için söylemiyorum, kıyaslanamaz zaten, ay yıldızlı bayrağımız ayrı ama Arjantin gerçekten çok güzel bir ülke.

Ergün Demir

MUTSUZLUĞA GÖĞÜS GEREBİLİYORSANIZ FARKINDASINIZDIR!

“Farkındalık hastalıktır” diyor Dostoyevski. Oysa farkındalığı yakalayamayanlar değil midir hayatı yakalayamayanlar? Tıpkı bakıp da göremeyenler gibi. 

Kesinlikle! Hugo ‘Farkındalık hastalığa doğru bir yolculuktur’ diyor hatta tam olarak. Farkındalık sorgulamak, anladıkça mutsuzluğa göğüs gerebilmek demek. Farkındalık bir cesaret serüveni. Örneğin ezberini bozmayan bir fundamentalist, çok mutlu çünkü içinde bulunduğu dünya onun için tasarlanmış bir fanus. Davranış biçimi, duruşu ve ağzından çıkacak her bir cümle başkaları tarafından dikte edilmiş.

GALİBİYETLERİMİZ BİZE BİR ŞEY ÖĞRETMEZ!

‘İnsan hayattaki tecrübeleri oranında değil tecrübelerinden aldığı dersler oranında olgundur.’ diyen Bernard Shaw aklıma geldi. Shaw’ın bu cümlesinden yola çıkarak hayattaki sizi olgunluğa ve yaşama götüren tecrübelerin neler olduğunu söylersiniz?

Ben hep şunu düşündüm bu konuda. Galibiyetlerimiz bir şey anlatsa da, bize bir şey öğretmez!

Nasıl yani?

Bizler mağlubiyetlerimizden bir şeyler öğrenip onlardan ders almalıyız. 3 yaşımda Fransa’ya gittiğimde 3 – 0 mağlup başlamıştım hayata. Mağlupsun zaten. Mağluptan daha mağlup olamazsın ki! Bunu hayat size bir şekilde anlatıyor, hissettiriyor. Peki bu durumda ne yapacaksınız? Kollarını sıvayacaksın ve çalışacaksın. Kollarım hâlâ sıvalı ve çalışmaya devam ediyorum. Hayatın darbeleri ruhumda belirgin izler bıraktı. Zaman zaman o haritaya bakınca kat ettiğim yol, bana pusulamı doğru tuttuğumu gösteriyor, şükürler olsun Tanrı’ma.

MUTLULUKLARI ISKALIYORUZ!

“Bugün mutluluktan müebbet yesek yarın af çıkar” demiş bir karakter. Nedir mutluluğun sırrı?

Çiftçi toprağını işlerken gökyüzüne bakar, uçak görür, keşke o pilot ben olsaydım der. Pilot aşağıya bakar, keşke evimde olsam der. Mutluluk böyle ıskalanır. Ben sorduğun sorulara cevap veriyorum, nefes alıyorum, veriyorum. Bu sırada çocuk doğuyor, insan ölüyor ve hâlâ buradayım diyorum. Minnetimle Tanrı’ya şükrediyorum. Mutluyum ben.

Melike Birgölge- Ergün Demir

NE ZAMAN GÜZELLİK YAPMAYA ÇALIŞTIYSA KÖTÜ YAPTI, NE ZAMAN KÖTÜLUK YAPMAK İSTEDİYSE ÇOK İYİ BAŞARDI!

Hayat muhasebenizi yaptınız mı? Yaptıysanız inşa ettiğiniz tuğlalardan hangisi iyi ki ördüklerinizin arasında?

Babamla hep bu konuyu tartışıyoruz. Şimdi babam burada olsa ‘50 yaşındasın’ derdi bana. Fransızlar bir bardak tam dolmadan bardağın dolu olduğunu söylemek mümkün değil diyorlar, babamsa bardak dolmaya başladığı zaman, o bardak dolu görünüyor  onun gözünde. Neler yaptım bu dünyada? Çok da fazla güzel bir şey yaptığımı söylemek zor. Richelieu diye bir din adamı vardı Fransa’da.14 Louis’in sağ koluydu. O zaman din biliyorsun çok önemliydi, laiklik sistemi gelmeden önce imparator Vatikan’a gitmeden imparator olamazdı. Krallar din adamlarını dinlerdi. Richelieu Avrupa’yı titretti. Mezar taşında şunu okuyabilirsiniz: ‘Ne zaman güzellik yapmaya çalıştıysa kötü yaptı, ne zaman kötüluk yapmak istediyse çok iyi başardı.’ Dünyanın en güzel hayallerine sahip oldum ama henüz onları gerçekleştiremedim, istediğim şekil ve hali onlara veremedim. Bardağın dolu tarafından bakarsak en azından teşebbüste bulundum, sanatçı olmayı denedim ama henüz olamadım. Değerli bir aktör olmak istedim, başaramadım ama heves hâlâ taze. Umudumu kesmiş değilim.

Kutsal merakımızın peşinden bizi koşturan teknolojinin, bizi kendi potansiyelimizin dışındaki her yere yönlendirerek zehirlemesinin boyutunun her geçen gün artmasıyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Bu, günümüzde çok tartışılan bir şey ama teknolojiyi ne şekilde kullandığınıza bağlı. Teknoloji sayesinde indsanlar çağ atlıyor, çalışıyor. Çağdaş ressamlar, tiyatrolar, müzisyenler, doktorlar teknolojiden istifade ediyor. Bu konuda çok fazla lehte, aleyhte olmaktansa madem teknolojiyi burada, bize tehlikeli olmaksızın ne katabiliriz, onu düşünmeliyiz. Tiyatroyu konuşuyoruz. Bazı arkadaşlarımız vardır meslek olarak söylüyorum, belli bir yaştan sonra sesleri çıkmıyor, tepeden mikrofonlar var burnumuza doğru inen minnacık mikrofonlar var. Teknoloji sayesinde. 70- 80 yaşında bir sanatçımız fısıldadığı zaman en arka sıradakiler bile kendisini dinleyebiliyor. Ama teknoloji buna mukabil olarak insanları yakınlaştırmak amacıyla icat edilmiş olsa da abartılı bir şekilde kullanıldığı takdirde kafamızı bir ekrana odaklamakla beraber çevremizde neler olup bittiğini göremez hale geliyoruz artık. Ekrandan orman, televizyondan belgesel izleye izleye ormana çıkıp yürümüyoruz. En güzel görüntü, size soğuk suların elinizdeki dokunuşunun hissiyatını veremez, kelebeklerin kanat çırpışını,o yeşilin kokusunu alamazsınız. Dolayısıyla her zaman ben şunu söylerim; hayatta her şey dengeler üzere kurulu. Bugün mikro cerrahi yöntemler sayesinde organımızı olduğu gibi çöpe atmıyorlar. Organımızın üzerindeki en ufak bir çürük varsa elmanın tümünü çöpe atmaktansa minnacık bir mikrobu, bir tümörü mikroşirürji sayesinde alıp yok edebiliyorlar. Ya da bir nükleer teknolojisiyle kanser ameliyatları yapabiliyorsunuz ama aynı nükleerle Hiroşima’da 350.000 insanın hayatına bir düğmeye basarak yok edebiliyorsunuz. Teknoloji nasıl kullandığınıza bağlı hedefinize, amacınıza uygun bir şekilde… Eğer net bir şekilde kafanızda üç tane toplumsal şuura transpoze edebiliyorsanız teknoloji sizin dostunuzdur.

Ergün Demir- Melike Birgölge

Aslında hiçbir şeyin bize ait olmadığını, çıplak bir misafirden ibaret olduğumuzu neler veya hangi anlar, durumlar hissettirir size?

Dünyada nokta kadar küçük olduğumuzu ve ölümcül olduğumuzu biliyorsak zaten çıplağız demektir. Ben inançlı bir insan olduğum için o ölümcül halimizin farkındalığından, şuurundan hiçbir zaman çıkmadım. Çıplaklık hali ruhumuzun bir beden içerisinde sıkıştırılıp kaldığını ya da daha doğrusu ruhumuzun çevresinin etle büründüğünü her halimle hissedebiliyorum. O yüzden de tiyatro sayesinde, sanat sayesinde her şeyi dolu dolu, son kez yaşayacakmışım gibi hevesle yaparken ilk defa yapıyormuş gibi taze bir rüzgar hissiyle yaşarım.

 

Söyleşi ve fotoğraflar: MELİKE BİRGÖLGE 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku