İnsanlık nerede başlar? Tüm o insancıl sözler sadece sözlerden mi ibaret? Hissediyor muyuz gerçekten bir başkasının acısını? Yaşıyor muyuz onunla beraber o dertleri? Yoksa çıkarımızın başladığı noktada bitiyor mu insanlığımız?

“Çıplak Ayak, Çıplak Avuçta Bir Kalp” oyunu diyor ki bizlere : “Aslında iyi insan olmak çok da zor değil.” Gerçekten iyi olmak istersen seni ne engelleyebilir ki; kendinden başka?

yanikkervanla-1

Oyun ırkçılığı mercek altına yatırıyor. Türk soylu Müslüman bir ailenin Almanya’da maruz kaldığı ırkçılığı, ailenin babasının, Ali’nin, ağzından dinliyoruz usulca. Ali bizi üzüyor, ağlatıyor… Lanetler yağdırıyoruz Ali ile beraber.

“Siz?” diyor Ali bize, “siz ne kadar iyisiniz?” Evet, lanet ediyorsunuz ırkçılığa. “Herkes eşittir, olur mu öyle şey?”gibi beylik laflar ediyorsunuz. Peki, ne kadar samimisiniz bu haykırışlarınızda? Irkçılık sadece farklı ülke vatandaşlarına uygulanan bir olgu mu? Öyle ya, biz yapmıyoruz ama içimizdeki ötekileştirme de bir nevi ırkçılık sayılmıyor mu? Herkes bizden mi olmalı? Bize mi benzemeli? Bizim gibi mi düşünmeli?  Her hikâye, her öğüt, iyilik üzerine kurulmuş her söz bir süre sonra bizleri bir noktada birleştiriveriyor : “Bizden olmayan illaki kötü değildir.”  Kaldı ki “biz” diye bir kavramın olması bile çok acı. Bu oyun, birçok oyun; bağıra bağıra bunu haykırıyor bizlere.  Hepimizde var olan, bazılarımızın içinin çok derinlerine gömüp sakladığı, bazılarımızınsa hala yoğun bir şekilde savaşını verdiği o kavrama narince dokunuyor: Vicdan, merhamet, iyilik, insanlık ya da adına her ne derseniz deyin. Öncesinde bir tanımaya çalışın. İyi anlaşmak için aynı satırlarda yer almamıza gerek yok.  Birbirimizi sevmek için ille de benzer olmamız şart değil.

İranlı tiyatro topluluğu, Yanık Kervanla tarafından uyarlanan, Hojat Mogadham’ın tek kişilik oyunu “Çıplak Ayak, Çıplak Avuçta Bir Kalp”  bir buçuk saat süren tek perde bir oyun. Oyuncu Mogadham, Türkiye’deki bu gösterim için 3 aylık kısa bir sürede Türkçeyi öğrenmiş ve bizlere gerçekten de anlaşılır ve ayakta alkışlanası bir oyun sunuyor.  Oyunu kaleme alan isim Alireza Kushk-Jalaly. Oyunu Farsça’dan Türkçe’ye çeviren Atefeh Saei ve oyunun yönetmeni ve dramaturgluğunu yapan isim ise Masoumeh Hobabi. İran’da sanatsal çalışmalar yapan Abdulkadir Maraqi Kültür Merkezi’nin katkılarıyla Türkiye’de ilk kez 4 Ekim’de Tatavla Sahne’de prömiyer yapan oyun sezon boyunca İstanbullu tiyatro severlerle buluşacak.

sunu1

Yanık Kervanla topluluğunun isteği; İran ve Türkiye halkını ortak bir kültürde buluşturabilmek. Bu amaçla yaptıkları Türkiye prömiyeri ile ilk adım atılmış durumda. İstanbul halkından beklentileri ise onların ülkemizdeki bu misafirliğine iyi bir ev sahibi olarak cevap vermemiz. Yanık Kervanla topluluğunun, Türkiye halkı için oyunu Türkçeye çevirmeleri ve de Mogadham’ın bu oyunu bizlerce anlaşılır kılmak için Türkçe öğrenmesini öngörürsek bu davete eşlik etmek bizler için zor yapılabilir bir şey olmasa gerek. Olmamalı da. Söz konusu taraf konuksever bir ev sahibiyse eğer, ekibin bizlere bu seslenişine de kulak vermek gerekir: “Umudumuz her iki halkın birbirini iyi tanımasıdır. Türkiye’deki kardeşlerimizin derdi bizim derdimizdir. Sınırın manası yok. İnsan, sınırsız mevcut gölgeyle ışık arasında bir düşüncedir. Tam net değildir. İnsan, büyük ve derin bir soru… Biz bu sorunun sarhoşluğunda yaşıyoruz ve bizim için bu soruya cevap bulmak bilgelikti.”

Başka bir sorunumuz daha var ki, gerçekten de çok yazık. Bir olayın üzerinde, sadece o olay gündemdeyken durmaktayız. Bize gösterildiği o kısa süre zarfında. Ve yine ne yazık ki gündemimiz de çok çabuk değişiyor. Üzüleni bir müddet sonra üzüntüleriyle baş başa bırakıyoruz. Acıları sahiplerine iade ediyoruz. “Hüzün size ait” diyor ve yolumuza eskisi gibi devam ediyoruz. Devam etmeyelim. En azından eskisi gibi devam etmeyelim… O kadar çok haykırış var ki. Birini bile duyabilsek her şey çok farklı olabilir.

 Oyun Kasım ayı itibariyle Tatavla Sahne’de yeniden sahnelenecek.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here