Işıklar altında “Aziz” Bir Öykü Canlanıyor Eski Bir Tiyatroda: “Odunpazarı Belediye Tiyatrosu”

Figen Şentürk
1971 Görüntülenme

Eskişehir Odunpazarı Belediye Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Elçin Karaahmet ve Genel Sanat Yönetmen Yardımcıları Ömer Burak Ünal ve Kıvanç Pehlivanoğlu ile tiyatro yolculukları, tiyatrolarının dünü, bugünü ve oyunları hakkında konuştuk…

Ben sizleri tanıyorum ama okurlarımıza da kendinizden bahsetmenizi ve onların da sizleri tanımasını isterim.. 

Elçin E. Karaahmet: Merhabalar… Ben Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. Üniversitedeyken Osmangazi Tiyatro Topluluğunda bu şahane meslekle tanıştım ve sonrasında  “Geçmişten Günümüze Eskişehir’de Tiyatro” başlıklı yüksek lisansımı 2002 yılında bitirdim. Aynı yıl Odunpazarı Belediyesi’nde Tiyatro Bölümü’nü kurarak profesyonel anlamda meslek hayatıma da başlamış oldum. Aynı zamanda Osmangazi Üniversitesi’nde de Dram Sanatı, Çocuk Tiyatrosu, Türk ve Dünya Sineması dersleri verdim. Halen Odunpazarı Belediyesi’nde kuramsal derslerin eğitmenliği, yönetmenlik ve genel sanat yönetmenliği görevini yürütmekteyim. 

Ömer Burak Ünal: Tiyatro ile Ankara’da tanıştım, burada kısa bir süre amatör anlamda tiyatro yaptıktan sonra 2009 yılında İstanbul Müjdat Gezen Sanat Merkezi Konservatuvar Tiyatro Bölümünü kazandım, mezun olduktan sonra çeşitli özel tiyatrolarda oyuncu olarak çalıştım. 2016 Yılında da Odunpazarı Belediye Tiyatrosu bünyesine dâhil oldum. Burada genel sanat yönetmeni yardımcısı, yönetmen, oyuncu olarak görev alıyorum ve eğitim kısmında ise sahne eğitmeni olarak oyunculuk derslerine giriyorum. Çeşitli üniversitelerde ise Türk tiyatrosu üzerine workshoplar yapıyorum. 

Kıvanç Pehlivanoğlu: Bu yola ilk defa 2005 yılında Odunpazarı Belediyesinde öğrenci olarak girdim. Sonrasında Konya Selçuk Üniversitesi Dilek Sabancı Devlet Konservatuvarını kazandım. Mezun olduktan sonra Ankara’da özel tiyatro ve 2012 de Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosunda oyunlarda yer aldım. 2016 yılından bu yana da Odunpazarı Belediye Tiyatrosu’nda genel sanat yönetmen yardımcılığı, yönetmenlik ve oyunculuk yapmaktayım, ayrıca ses ve konuşma, oyunculuk derslerinde eğitmenlik yapıyorum…

Odunpazarı Belediye Tiyatrosu’nun tarihçesi hakkında okurlarımız için bilgi alabilir miyiz? Odunpazarı Belediye Tiyatrosu çalışmalara ne zaman başladı ve nasıl bir statüde çalışıyor?

Elçin: Odunpazarı Belediye Tiyatrosu 2002 yılında bir bölüm olarak kuruldu ve 2015 yılından itibaren de Tiyatro Müdürlüğü bünyesinde yoluna başarı ile devam ediyor. Kurulduğu yıldan beri perde kapatmadan hem yetişkin hem de çocuk oyunları ile izleyicisiyle buluşan Odunpazarı Belediye Tiyatrosu, aynı zamanda kendi oyuncusunu yetiştiren bir eğitim kurumu niteliğinde.  

Odunpazarı Belediye Tiyatrosu oyunlarını nasıl seçiyor?  Oyun seçimi yapılırken nelere dikkat ediliyor? Bu seçimi bir kurul mu yapıyor ve kurulda kimler yer alıyor?

Burak: Odunpazarı Belediye Tiyatrosu oyunlarını repertuar politikası çerçevesinde sezonun sonunda yeni sezonun hazırlıklarıyla birlikte seçmeye başlıyor. Bu seçmelerde bir oyunumuzun mutlaka komedi olmasına dikkat ediyoruz. Komedi türü her zaman seyircinin sevdiği ve ihtiyaç duyduğu bir tür. Ama elbette tür çeşitliliğine de önem veriyoruz. Bu süreçte elimizdeki kadın ve erkek oyuncu sayısı, dekor süreci gibi durumlar da oyun seçmelerimizi etkiliyor.  Oyunlarımızı tiyatromuzun genel sanat yönetmeni ve genel sanat yönetmeni yardımcılarının oluşturduğu kurul karar verip belediyemizin üst idaresine sunuyor.  

Bu oyunların sahneye taşınmasında sahne üstü, sahne arkası ekip olarak hangi statüde kaç kişi çalışıyor? Kökenleri itibariyle özellikle oyuncular, konservatuar mezunu mu yoksa burada yetişen öğrenciler mi?

Kıvanç: Odunpazarı Belediye Tiyatrosu sahne önü, sahne gerisi ve sahne üstüyle gerçekten büyük bir aile… Eğitmenlerimiz, yönetmenlerimiz, dekor ve kostüm tasarımcılarımız çeşitli üniversitelerin ilgili bölümlerinden mezunlar. Bunların yanı sıra oyuncu arkadaşlarımızın bazıları çeşitli konservatuvarlardan mezun olduğu gibi, eğitimini burada alıp süreç içinde oyuncu kadromuza dâhil olanlar da mevcut. Fakat Odunpazarı Belediye Tiyatrosu’nda yer almak isteyen adayların konservatuvar mezunu dahi olsa, sınava girerek bu çatı altında 2 yıl eğitim görmesi zorunlu. Böylece her zaman söylediğimiz gibi bir kumpanya tiyatrosu mantığıyla var olan bir tiyatromuz var… Ailemizin her üyesi eğitiminden itibaren tiyatronun her alanında hem eğitimlerini alarak hem de uygulama yapma olanağı yaşayarak tiyatro sanatının bizce özünü oluşturan usta-çırak ilişkisi ile yol almakta.   

Belediye olarak tiyatro kursları düzenleyecek ya da kentin tiyatro yapmasını sağlayacak bir yapınız var mı?

Elçin: Elbette var… Öncelikle 18-30 yaş arası profesyonel tiyatro yapmak isteyen katılımcılarımız için her yıl Özel Yetenek Sınavı ile aldığımız ve 2 yıl profesyonel tiyatro eğitimi verdiğimiz bölümümüzle kendi oyuncularımızı yetiştiriyoruz, aynı zamanda konservatuvarlara da bugüne kadar yüzün üzerinde öğrenci kazandıran bir eğitim kurumuyuz öncelikle. Bunun haricinde Odunpazarı Belediyesi’nin 13 Halk Merkezi’nde, Gençlik Merkezi’nde, Koca Çınar Yaşam Merkezi’nde de tam anlamıyla 7’den 70’e tiyatro eğitimi veren bir alanımız daha var. Böylece şehrin Odunpazarı Bölgesi’ndeki her mahalleye ulaşmaya çalışıyoruz. Ayrıca ana sahnemiz olan Hasan Polatkan Kültür Merkezi Sahnesi dışında son dönemde; Emek, Sultandere gibi sahnelerde oyunlarımızı sergiliyor, sahne sayımızı çoğaltarak merkeze uzak mahallelerimize de çocuk ve yetişkin oyunlarımızı götürüyoruz. Köylerimiz ve ilçelerimiz de düzenli olarak oyun götürdüğümüz yerler arasında. Böylece tiyatronun ulaşmadığı tek bir yer bile kalmamasını hedefliyoruz. 

Eskişehir’in ilgisi ne yönde? Oyun seyretme ve eleştiri anlamında neler söylenebilir?

Kıvanç: Eskişehir halkının tiyatroya izleyici olarak katılımı oldukça yüksek. Özellikle gözümüzü Odunpazarı tarafına çevirdiğimizde bu sayı daha da artıyor.  Çünkü Odunpazarı Belediye Tiyatrosu olarak tiyatroya uzak kalmış ve hayatında hiç tiyatro izlememiş çocuklara, yetişkinlere  erişebileceğimiz pek çok yerde oyunlarımızı sahneliyoruz. Yoğun geçen hayatın arasında kısa bir soluk almak için tiyatroya gelen izleyici genelde keyif almak ve eğlenmek için komedi oyunlarını tercih ediyor. Bu da komedi oyunlarımızı ön plana çıkarıyor. Elbette halka hizmet eden bir tiyatro olarak izleyicinin bu talebini karşılıyoruz fakat bunun yanı sıra repertuarımıza farklı türlerde birçok oyun eklemeyi de ihmal etmiyoruz. Geniş seyirci kitlesine hitap eden bir yelpaze sunmaya çalışıyoruz. Eskişehir’in tiyatro seyircisi  hiçbir salonu boş bırakmıyor. Olumlu ya da olumsuz tüm eleştirilerini de iletebilen bir seyirci üstelik. Yeri gelmişken bizim de küçük bir eleştirimiz olacak… Oyun esnasında açılan telefonlar oluyor ki bunu yalnızca Eskişehir seyircisine yüklemek de haksızlık olacaktır. Ne yazık ki popüler kültürde ön plana çıkan sosyal medya ile birlikte telefonlar elimizden düşmeyen cihazlar haline geldi. Bu noktada seyircilerimizden isteyebileceğimiz sadece, canlı yapılan ve seyirci ile arasında bağ kurmaya çalışan tiyatroyla arasına telefonların girmemesini sağlamak. Bir de Muhsin Ertuğrul’dan beri dile getirilen bir gerçek olarak oyuna zamanında gelme meselesi… Oyun saatinde kapı kapandığında  içeri girilmemesi,  buna saygı duyabilmesi… 

Gerek başkanın gerek sanat yönetmeni ve oyuncuların gelecek için tasarladıkları projeler var mıdır? Biraz bunlardan bahseder misiniz?

Burak: Her zaman bir önceki sezondan daha nitelikli işler yapmak, çıtamızı hep yükseltmek, yurtiçi ve yurtdışı turnelerle ismimizi daha da duyurmak. Başkanımız Kâzım Kurt beyefendinin en büyük hedeflerinden biriyse, desteğiyle başladığımız çalışmayla şehrimizin ve köylerimizin her yerine tiyatromuzu götürebilmek. Bu vesileyle dile getirmek isteriz ki tiyatroyu destekleyen,  bizimle sahneye çıkacak kadar yanımızda olan ve tiyatro sanatını şehrin her bölgesine götürmeyi hedefleyen bir başkana sahip olmak da bizim en büyük şansımız… 

‘’İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı’’ oyunu üzerine konuşalım istiyorum. Oyunun seçimi, dramaturjisi ve sahneye konma aşamasında neler yaşandı? Neden tek kişilik bir oyun? Ve dekorda dikkati çeken sarı hakimiyeti?

Burak: Aslında ilk başta böyle bir projeye girmek için ben istekli oldum fakat bir yandan da içten içe korkularım da yok değildi, çünkü tek kişilik bir oyun yani haliyle baya baya zor görünüyordu ama öte yandan tek kişilik bir proje yapmak istiyordum. Oyun seçimi aşamasında tek kişilik oyun anlamında başka metinleri de inceledim ve hatta bir tanesinin üzerinde karar kılmıştım diyebilirim. Sonrasında gene bu aşamalar devam ederken Ankara’da Erhan Hoca’yla (Erhan Gökgücü) bir görüşmem oldu. İşte bu görüşmede Erhan Hoca bana İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı oyunundan bahsetti üzerine baya konuştuk, hem çok bizden ama öte yandan da aynı zamanda avangart diyebileceğimiz bir metin gibi gelmişti bana. Hemen oyunu buldum okudum ve açıkçası çok beğendim, oyunun yazarı Ali Cüneyd Kılcıoğlu gerçekten muazzam bir metin yazmış. Bunların hemen akabinde de prova sürecine girdik. Projenin yönetmenliğini Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nın hocalarından birisi olan arkadaşımız Atilla Savumlu yaptı, açıkçası benim içime sinen bir iş oldu diyebilirim.

Neden tek kişilik bir oyun; ben tek kişilik oyunların her oyuncunun mesleki kariyerinin bir yerinde tecrübe etmesi gerektiğini, bunun olumlu anlamda bir kırılma yarattığını düşünüyorum. Detaya girmeden kabaca anlatmam gerekirse okulda bize yıllarca oyuncu olarak bizim malzememizin bedenimiz ve duygularımızın olduğu, bunları da doğru ve birbirine uyumlu bir koordinasyonla yönetebilmemiz öğretildi. O zaman buna  işleyen mekanik bir mekanizma da diyebiliriz. İşte tek kişilik oyunlar bu mekanizmanın vites yükselterek daha da hızlanmasını sağlıyor bence. İkinci Dereceden İşsizlik Yanığı, kapitalizmin dişlileri arasında sıkışıp kalmış meteoroloji mühendisliği bölümünden mezun bir gencin iş arama sürecini anlatıyor. Her iş görüşmesine bıkmadan, usanmadan giden, her defasında umut bağlayan ama hepsinde de birbirinden absürt durumlarla karşılaşan ve yaşadıkları doğrultusunda oluşan özgüvensizliği, zayıflıkları, ruhsal yorgunlukları, deliliğe ramak kalmış diyebileceğimiz psikolojisiyle her şeye rağmen umudunu kaybetmeyen bir karakter olarak, çok farklı değişken bir grafik çiziyor.  Öte yandan iş görüşmeleri doğrultusunda katıldığı mülakatları, ailesi, akrabaları, arkadaşları gibi yakın çevresinde bulunan insanlara karşı dik durma çabasını ve bunun yanında gene benzeri insanlarla yaşadığı iletişimsizliklerini, bir türlü anlaşılamayışını, buhranlarını, kırgınlıklarını anlatırken ana karakterin dışında sahnede gördüğümüz 14 farklı tip ya da tip görünümlü karakter de  oyunda  tek bir oyuncudan oluşuyor.

Projenin sahne tasarımını Anıl Ateş Işık yaptı, özellikle dekorda sarı rengi tercih etmesinin sebebi ise; umut, mutluluk, zekâ gibi şeyleri temsil eden, parlaklığıyla dikkat çeken bir renk ama bir yandan da sarı geçiciliğin de simge rengidir. Tüm dünyada taksilerin sarı olmasının nedeni dikkat çeksin ve geçici olduğu bilinsin diyedir. Pozitif olduğu kadar negatif etkileri de bulunan sarının, bebeklerin daha fazla ağlamasına neden olduğu ortaya çıkmış. Aynı zamanda ihtiyaç dışı satın alma ve hızlı tüketme konusunda da sarının etkili olduğu gözleniyor. Uzun süre sarı renge maruz kalmak derin bir karamsarlık, zihinsel depresyon, sinir sistemi bozukluğu gibi duygulara da sebebiyet veriyor. Bu açıdan metin, tür olarak kara komedi, sahnelemede yer yer gerçek dışı diyebileceğimiz karikatürize bir oyunculuk ve reji var, karakterin de genel anlamda umut ve umutsuzluk arasında sıkışıp kaldığı düşünülerek, dekor tasarımcı tarafından özellikle karikatürize bir dekor ve renk olarak da özellikle yoğun sarı tercih edildi.

Ayrılık Oyunu..  Bize biraz oyunu anlatır mısınız? Bu oyunu seçmenizdeki sebepler ve yine dikkat çeken dekor, oyunda tatlıya bağlanan bir hayat.. 

Kıvanç:  Küçük kadrolu bir iş yapma hevesiyle ortaya çıkan bir çok iki kişilik metin incelendikten sonra kadın erkek ilişkileri üzerine insanların en çok kendinden kesitler görebileceği oyun olarak Behiç Ak’ın yazdığı ‘Ayrılık’ oyununu tercih ettik. Yine de her şeyi çok çabuk tükettiğimiz şu günlerde 2 perde ve telesekretere kadar dayanan eski döneme ait doneleri olan oyunu olduğu gibi oynamak çok güçtü. Oyunun yazarı ile görüşüp kısaltma ve güncelleme izni aldıktan sonra partnerim İlknur Nazlı ile birlikte okuma provalarına başladık. İş içimize sinmeye başladıkça sevgili genel sanat yönetmenimiz Elçin Elmalıoğlu Karaahmet’i de bir girdap gibi oyunun içine çekmeyi başardık ve rejisi ile sonunda kendimize ait dünyayı oluşturmaya başladık. Partnerimle ikimiz uzun süredir sahnenin görünmeyen tarafında yer aldığımızdan bir an sahne üstünde olmak biraz tedirgin etmişti. Ancak oyun iki kişilik olsa da aslında kocaman bir ekibiz. Oyuncu koçu olarak bizimle çalışan sevgili hocamız Süleyman Karaahmet, gerçekci bir ev ortamını bizimle paylaşan sahne tasarımcımız Anıl Ateş Işık ve her oyuna aynı titizlikle çalışan kocaman bir ekiple tüm tedirginlikler yok oldu ve süreç çok keyifli bir yolculuğa dönüştü. Bu yolculukta farklı bir bakış açısıyla yanımızda olan yönetmenimizin emeklerini göz ardı etmek haksızlık olur. Ve seyirci ile karşılaştığımız ilk andan itibaren olumlu geri dönüşler almaya başladık. Bu da bizi motive etmeye devam etti. Çünkü sadece insan için yaptığımız bu işte izleyicinin kendini bulması, duygularına tercüman olabilmek ve kendine paylar çıkarabilmesinin yanı sıra salondan kocaman bir gülümseme ile ayrılmaları tüm emeklerimizin karşılığını vermiş oluyordu zaten.

Ve Zamazingo…

Elçin:  Evet Zamazingo… Bu yılın yeni oyunu… Yeni bebeğimiz bir anlamda… Bir sürü komedi oyunun repertuarımızda olduğu ve bir yenisini eklemeye karar verdiğimizde bu sefer bir derdi, bir meselesi olan oyun tercih etmek istedik Başkanımızla da yaptığımız bir toplantıda. Ve bunun tam karşılığıydı Aziz Nesin ve Zamazingo… Her cümlesini yaşadığımız, anlamlandırdığımız bir oyun oldu. Daha önce farklı isimlerle defalarca başarıyla sahnelenen oyunda rejisel anlamda tek gayemiz  Odunpazarı Belediye Tiyatrosu olarak ne yapabiliriz oldu. Böylece Sahne Tasarımcımız Anıl Ateş Işık ve Işık Tasarımcımız Kıvanç Pehlivanoğlu ile içimize çok sinen bir dünya yarattık. Tüm oyuncularımız bu dünyanın içine gerçekten çok kıymetli alın terlerini koydular. Ve büyük ustanın kaleminden süzülen cümleler tek tek hayat buldu… Her sahnesi büyük bir tempo ve hareket üzerine dayalı oyunumuzda yine şarkılarımız ve danslarımızla Aziz Nesin’in yıllar önce anlattığı ama derdi, sevinci hiç değişmeyen yurdumuz insanlarıyla birlikteyiz. Sahnede dile gelen her oyuncu bu toprağın bin yıllık insanlarının öyküsünü yani kendi öyküsünü anlatıyor aslında. Derdini maskesinin arkasına koyuyor kimi zaman; kahkahasını merdivenin bir kenarına… Umudunu şarkılara döküyor, öfkesini danslara… Rengârenk ışıklar altında Aziz bir öykü canlanıyor eski bir tiyatroda… Hep birlikte türkülerimizi mırıldanarak, ağlanacak halimize gülerek ama güzel yarınlardan vazgeçmeyerek perde diyoruz biz de… 

Çok teşekkürler… 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku