Tolga Polat

Tiyatro İn, Duncan Macmillan’a ait “Akciger” adlı oyunu, Barış Arman çevirisi ve Mehmet Birkiye rejisi ile sahneliyor… Ölümü yenmenin bir yolu da belki de şimdilik bildiğimiz tek yol, neslin devamını sağlamak değil midir? Bizden sonra devam edecek dünyaya, bizden bir parça bırakmak… O parçada bizi biz yapan şeylerden hiç değilse birazının bu dünyada kalmaya devam edeceğine inanmak… Bu vb. soruları sorgulayan metin, dijital dünyanın hızı, küresel sorunlar, gelecek kaygısı, yalnızlık korkusu ve her şeye yetişmek için kendimize yüklediğimiz sorumluluklar üzerine odaklanıyor….

cvisvajweaas81h

Bütün bunlar günlük yaşamın içinden basit problemlermiş gibi algılansa da, kaygılarla baş etmek göründüğü kadar elbette kolay değil… Birçok kişisel gelişim kitabının sunduğu mucizevi mutluluk formülleri de her zaman işe yaramayabilir…

Türkiye Psikiyatri Derneği’nin tanımına göre, günlük sorunlar, hayatımızı zorlaştırıp, “sürekli, aşırı ve durumla uygun olmayan bir endişe durumuna” dönüştüğünden “Yaygın Anksiyete Bozukluğu”nun artmış olması son derece doğal… Kaygılarımız artık kendi denetimimizden çıkıp, günlük hayatımızı ele geçirmeye başladığında “Anksiyete Bozukluğu” kapımızı çalmış demektir… Bu bozukluğun en önemli tetikliyicilerinden biri şüphesiz iklim koşullarının ve doğal döngünün değişmiş olması…

cwvvpzvwqaa7nj6

Yazar Macmillan, eserde bu döngünün içinde sıkılmış, bunalmış ve döngü içinde bebek sahibi olmak veya olmamak arasında gidip gelen bir çiftin hikâyesine odaklanıyor… İklim değişikliği eşiğindeki bir dünyada, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalan insanoğlunun, bu düzen ve risk altında “Çocuk yapmalı mı yapmamalı mı? “  sorusuna cevap arayan Macmillan, kadın ve erkeğin gözünden binlerce farklı cevabı olabilecek bu sorunun yanıtını ararken, kaosa doğru ilerleyen bir ilişki üzerinden kaygılarımızın sonuçlarının ne olabileceğine de ayrıca vurgu yapıyor…

Engin Hepileri ve Nergis Öztürk’ün “Ve Veya Ya da” ile başlayan ve “Oda ve Adam” ile devam eden sahne uyumları “Akciğer” ile adeta boyut değiştiriyor ve kaçırılmaması gereken bir gösteriye dönüşüyor… Eylem ve mizansen birliğinin farklı tonlamalara ve birbirinden bağımsız farklı zaman ve beden formalarına yansıtılması, son derece güç ve bıçak sırtı bir risk oluştursa bile,  her iki oyuncu da üstün bir performans sergiliyor ve her sahnenin farklılığını yönetmenin önermesi ile başarıyla canlandırıyor…

cvtbyysweaaatcoMetnin tüm alt dizgelerini çözümlemiş olan oyuncular, adeta sahnede başarılı bir harmoniyi yakalamış olduklarını uyum içinde yansıtıyorlar… Doktora yapan akademisyen rolünde Öztürk, nevrotik, karışık, güvensiz ve kaygı dolu kompozisyonunda son derece sahici… Her hareket ve olgunun, kısaca tüm eylemlerin mantıklı ve ardışık olmasında, doğru yakalanmış ve denge içinde yürüyen bir temponun olması şüphesiz çok önemli… Burada oyuncuların birbirleri ile uzun süredir birlikte sahne paylaşıyor olmasının şüphesiz çok önemli bir etkisi var… Dekorsuz boş bir alanda oyuncuların mekân varlığını kendi oyunları ve bedensel form kullanımları ile hissettirdiği, bir an bile düşmeyen temposu ile “Akciğer” çağdaş sahneleme biçimi ve Mehmet Birkiye imzası ile farkını ortaya koyuyor… Işık ve dekor tasarımı Cem Yılmazer’e kostüm tasarımı Şirin Dağtekin’e ait… İncelikli ışık çalışması ve küçük vurgularla oyunu anlamlandıran ışık ve kostüm tasarımı ile Yılmazer ve Dağtekin alkışı hak ediyor…

Seyirciyi şaşırtmayı her zaman seven Tiyatro İn; bu oyununda da bildiğimiz, kimi zaman farkında olmadığımız ama kaygısını yaşadığımız hayati bir konuyu, farklı bir persfektiften sunarak, modern insanın varoluş imtihanını izleyicisine gülümseterek sorgulatıyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here