Tolga Polat

Rod Serling tarafından yaratılmış olan ve bir döneme damgasını vuran fantastik korku serisi “The Twilight Zone”, Oğuz Utku Güneş’in rejisi ile “Alacakaranlık Kuşağı” olarak ilk kez tiyatro sahnesinde… Güneş’in serinin birbirinden bağımsız bölümünlerinden uyarlayarak kaleme aldığı oyun, bir DasDas prodüksiyonu…

Beş oyuncunun on yedi ayrı rolü üstlendiği oyun; toplumsal ve ekonomik problemlerin yol açtığı histeriyi, absürd ve bilim kurgunun sonsuz özgürlüğünde, fantastik bir yapı içinde sunuyor… Rod Serling tarafından yazılan orijinal seri 1959 yılında yayınlanmış olsa da en çok ünlü olanı, 1985’te yayınlanmış olan ve üç sezon süren seridir…  Her bölümde farklı kahraman ve karakterlerle inanılmaz ve gizemli hikâyelerin anlatıldığı bu gerçeküstü yapım, o dönem için son derece ilgi çekici bulunmuş olup kült yapımlar arasında yerini almıştır… Tüm insanlığın yok olup hayatta bir kişinin kaldığı, insanların içine giren uzaylıların olduğu, hayaletler ve farklı kişisel özellikleri olan katillerin olduğu, “Alacakanlık Kuşağı” yayınlandığı her dönem beğenilerek, adeta efsaneleşmiştir…

Beklenti ile gerçeğin çelişkisini, var olanın varoluşla nasıl da eşleşmediğini metnin alt dizgelerinde muzip bir mizah anlayışıyla sorgulayan hikâyeler, insanın kendi değerlerini kendinin oluşturabileceğini ve geleceğini yine kendisinin kurabileceğini savunurken, varoluşun her zaman tek ve bireysel olduğunun da altını çizmekte… Bilinç, tin, us ve düşünceye öncelik veren idealizm biçimlerinin karşıtında yer alarak, absürd bir biçemde anlatılan bu hikâyeler, insan doğasının bilinmezlik içinde karmaşasını klasik bir anlatım tarzının dışında irdelemekte… Bilindiği üzere Dostoyevski’nin metafizik romanlarının belki de en büyüğü olan “Karamazov Kardeşler” hayata, ölüme, Tanrıya, insan ilişkilerine, özgürlüğe, ideolojilere dair muazzam sorgulamalarla doludur… Rod Serling’ de bir noktada saçma olan üzerinden yarattığı sorgulamalarla alacalı ve biraz da karanlık ve ürkütücü bir dünyayı gözler önüne seriyor…

Oğuz Utku Güneş’in ilk hikâyesi aşk ile başlıyor… Aşk’ın dozu ne kadar olmalı? Aşkın doğasına müdahale etmek nasıl sonuçlara sebep olabilir? İdeal aşk nasıl olmalı? İkinci hikâye esrarengiz bir adamın getirdiği içinde kırmızı bir düğme olan gizemli kutu hakkında… Düğmeye basmak mı yoksa basmamak mı? Veya olmak mı olmamak mı? Üçüncü öykü ise tam bir sürpriz… Ebeveyn olarak, sahip olduğumuz evladımızdan, nereye kadar sorumluyuz? Ya çocukta imalat hatası varsa, ana baba olarak bu yanlıştan dönmek için ne yapmalıyız? En ilginci ise son öykü… Seyirci karşısında çekimi yapılan bir sit-com dizisinin setindeyiz… Oyunda bizler yani gerçek seyirciler de birer oyuncu… Gerçekle senaryonun karıştığı bu son öyküyle, tüm hikâyenin birbiri içine geçen bir kurgu ile bağlandığını da anlıyoruz…

Güneş’in benim de izlediğim “Sidikli Kasabası”,“Adiller”, “Örümcek Kadının Öpücüğü”, “Hizmetçiler” ile devam ettiği dikkat çeken rejilerinin yanında, ilginç kurgusu ve farklı sahneleme biçemi ile “Alacakanlık Kuşağı” da başarıyla yerini alıyor… Dinamik ve yüksek tempolu bir sahnelemeyi tercih eden Güneş, işlevsel olarak kullanılan dekor ile pek çok mekânı belli yükseltilerde kullanırken, diğer oyuncuların da rolleri olmadıkları sırada bir boks ringinin etrafındaymış görüntüsünü yaratırıyor… Tempoya olumlu katkı sağlayan Dekor tasarımı Ceren Yılmaz’a, oyuna organik bir bağ ile bağlı olan ve son derece önemli bir katkı sağlayan Işık tasarımı Ayşe Ayter’e ve oyunla bütünlüğü sağlayan Kostüm tasarımı Eftal Sayım’a ait…

Oyunda Çağdaş Tekin, Melina Özprodomos, Doruk Şengün, Ayşegül Tekin ve Oğuz Utku Güneş rol alıyorlar… Birinci ve üçünçü hikâyede hakimiyeti, role katkısı ve iç eylemi ile Melina Özprodomos dikkat çekerken, özellikle son hikayede Çağdaş Tekin etkileyici bir performans sunuyor… Doruk Şengün sahne sempatisi ve yüksek temposu ile müzikal olmayan bir çalışma içinde oyun yönüyle yer alırken, uyumu ve enerjisi ile olumlu bir katkı sağlıyor… Ayşegül Tekin iç eyleminin gereğini titizlikle yansıtırken, Oğuz Utku Güneş, duru ve ekonomik bir oyunculuk biçemiyle rolüne nefes veriyor… Tüm oyuncular, içsel imgelerini yavaş yavaş yol alırcasına sırasıyla ve özenle kugulayarak, düş gücünün yaratıcılığını, son noktaya kadar içsel tempoyu bırakmadan, yol boyunca kendilerinden hayli emin ilerliyorlar…

Gerçeğin kıyılarına kâbusların dalgalarının vurduğu bu diyarda, açıklanamaz olayları seyretmek için arkanıza yaslanın ve ızdırabın tadını çıkarın…”  Diyen Alacakaranlık ekibi, ızdırap dolu bu çılgınlığı sahnede başrolde sunarken, eğlenceli karakterleri ile de gülümsetiyor ve gerçeküstü alacalı bir nümayiş vadediyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here