Çocuk tiyatrosunda seyirci sadece gülmeli mi? Çocuk oyunu yapanlar sadece güldürmek için anlamsız, ucuz oyunculuklarla, anlamsız mizansenlerle, ucuz hikâye ile tiyatro yapmak zorunda mı? Bizdeki bu kolay tiyatroyu, bu kuralları kim getirdi? Korsan tiyatroları kim yarattı? Her oyunda, kötü kayıtlı, banttan gelen müzik, kötü söylenmiş şarkı ve ucuz dans gösterisi olmak zorunda mı?

34. Brüksel Noel Tiyatro Festivali İzlenimleri…
Yurtdışı festival krizim tutmuş, bir yerlere gidip oyun seyretme isteğim arttığı sırada dostum Nihal Kuyumcu’dan gelen telefon, benim bu isteğimi heyecana çevirdi. Belçika-Brüksel’de 24-30 Aralık tarihleri arasında CTEJ “La Chambre des Theatres pur I’Enfance et la Jeunesse Belçika Çocuk ve Gençlik Tiyatro Birliği’nin düzenlediği “Noel Tiyatro Festivali”ne kendisinin gidebileceğini, istersem benim de katılabileceğimi söylüyordu. Hemen harekete geçerek Festival Komitesi’ne tarafıma davet göndermeleri halinde katılmak istediğimi bildirdim. Gönderilen davet üzerine 26 Aralık’ta, Nihal Kuyumcu ile beraber Belçika-Brüksel’e gittik.

Noel Tiyatro Festival’i yalnızca Belçika’daki çocuk ve gençlik tiyatrolarının katıldığı ulusal bir festival, tıpkı Danimarka’da düzenlenen festival gibi. Panayır niteliğinde. Alıcılar gelip seyrediyor, beğendikleri oyunu satın alıyorlar. Festival, Brüksel’in tamamına yayılmış, hemen hemen şehrin bütün tiyatrolarında oynanıyor oyunlar. Sabah 11:00’de de oyun var, akşam 20:00’de de. Bütün şehir bu festivalden haberdar, bunu adres ararken sorduğumuz insanlardan anladık. Her oyun, her seans yoğun ilgi görüyor. Sadece çocuklar değil büyükler de, sanki büyük oyununa gelir gibi geliyorlar oyunları izlemeye.

Oyunlara baktığımızda; çocuk, büyük diye ayırt etmeden; tiyatro tadında, nitelikli, şaşırtıcı, minimalist, sade, didaktik olmayan, seyirciye saygılı oyunlar. Sadece yaş seviyelerine göre süreleri farklı. Hepsi yaratıcı, hiçbirisi zorlama komik değil. Rengarenk değil. Suratları çilli, saçlarına tel takıp örgü örülmüş, yanaklarına kırmızı elmacıklar yapılmış oyuncular olmadığı gibi dekor olarak kullanılan fona boyanmış manzara, üzerine elmalar, yapraklar, pelüşden yapılmış abartılı kostümler de yok.

"Cyberchute"
“Cyberchute”

Her oyundan sonra, -o küçücük çocukların oyunu hiç sıkılmadan seyretmelerini hayranlıkla izledikten sonra- kendime sormadan edemedim. Çocuk tiyatrosunda seyirci sadece gülmeli mi? Çocuk oyunu yapanlar sadece güldürmek için anlamsız, ucuz oyunculuklarla, anlamsız mizansenlerle, ucuz hikâye ile tiyatro yapmak zorunda mı? Bizdeki bu kolay tiyatroyu, bu kuralları kim getirdi? Korsan tiyatroları kim yarattı? Her oyunda, kötü kayıtlı, banttan gelen müzik, kötü söylenmiş şarkı ve ucuz dans gösterisi olmak zorunda mı? Çocuğun sorgulamasına, düşünmesine, empati, hayal kurmasına, paylaşmasına izin vermeden her şeyi hazır sunan oyunlar, tiyatrolar…

Hele ödenekli tiyatrolar sınırsız olanakları varken böyle kötü, ucuz, yaratıcı olmayan, göz boyayan çocuk oyunlarını neden yaparlar? Neden çocuklar tiyatroya tıkıştırılır, kötü oyunları seyretmek zorunda bırakılırlar? Böyle bir ortamdan nefret ederler, oyunla ilgilenmezler, sıkılırlar, oyunun bitmesini dört gözle beklerler? Neden sadece ticari olarak bakılır? Tıpkı dün gece Zorlu’da seyrettiğim içi boşaltılmış okul müsameresinden beter ama bilet fiyatı büyükler 80.00,küçükler 60.00 TL olan müzikal demeye bin şahit isteyen, son derece kalitesiz, ünlü kişilerin kullanıldığı “Küçük Prens”, yine bugün seyretmek talihsizliğinde bulunduğum AK’LA KARA Tiyatro’da oynanan “Pamuk Prenses ve 2 Cüceler” oyunları gibi. Bu kadar başıboş, denetimsiz, bilgisiz bir çocuk tiyatrosu dünyanın hiçbir ülkesinde yoktur. Neden?

Brüksel Noel Tiyatro Festivali’ndeki oyunlara baktığımızda çocuk ve gençlik oyunları yapan tiyatroların nitelik olarak büyük oyunlardan hiç farklı olmadıklarını gördük. Oyunları izleyenlere baktığımızda büyüklerin de çocuklar kadar oyunlara ilgi gösterdiklerini, saygı duyduklarını söylemek mümkün. 25 oyun sergilenen festivalde bizim payımıza düşen, birbirinden güzel, doğru, tiyatro tadında, akılcı, yaratıcı, minimal, sade, 15 oyun oldu. İlk oyun, Theatre et Compagnie Nyash’ın fuayede sergilediği iki kişilik (yazar ve dansçı) müziksiz, kısacık ama sıcacık, samimi, ustaca bir dans gösterisi. Yazar, doğaçlama yazıyor, yazdığını söylüyor, okuyor “Nerede? Saklandı, bakıyor, dokunuyor, soruyor vs. Bayan dansçı da bu söylenenleri içinden geldiği gibi dans ederek yapıyor. Seyirciye dokunuyor, ayakların arasından geçiyor, karşısında duruyor, sürünüyor, yazarla inatlaşıyor, çatışıyor. Büyük küçük seyirci keyifle seyrediyor. İkinci oyun Theatre de I’E.V.N.I.’in iki kişilik (yaşlı bay ,genç bayan), çok az söz kullanılan, göstergelerle, simgelerle, görsel ögelerle, anlatılan, beden dili ve dans gösterisi “Alibi”. Oyun +6 yaş gurubu ama oyunun anlatımına, kullanılan dekora, kostüme, müziğe, ışığa, objelere, oyunculuklara bakınca sanki büyük oyunu. Avangart bir dans gösterisi. Şaşırmamak mümkün değil.

Oyunların temaları, ya savaş aleyhtarı “Savaş çocuklar için bir oyundan ibarettir, oysa..”. Buna örnek; Compagnie Les Pieds dans le Vent’in sunduğu “Flon-Flon ile Musette” adlı oyun. Savaşın yarattığı acının, felaketin, üzüntünün, ayrılığın, parçalanmanın, yok olmanın anlatıldığı oyun, sade ama işlevsel bir dekor, bayan ve erkek iki oyuncunun yalın oyunculuğu ile etkileyici bir gösteriye dönüşüyor. Çocuklar sadece izliyor ve dinliyor. Savaşın kötülüğünü. Kimbilir neler düşünüyorlar seyrederken ne hayaller kuruyorlar? Kavga ettiği arkadaşlarını mı? Televizyonda gördüğü savaş mağduru, göç eden, ölen yaşıtlarını mı?

Ya da kimlik sorunu: La Berlue Tiyatrosu’nun oyunu “L’OGRALET”. Ormanda toplumdan izole bir kulübede annesiyle beraber yaşayan, yaşına göre fazlaca gelişmiş, uyumsuz çocuğun hikâyesi. Anne, bir gölge gibi sürekli peşinde oğlunun. O’nu toplumdan, kötülüklerden uzak bir kulübede yetiştirmeye çalışıyor. Ama ne mümkün? Dekor sade; sahnenin ortasında saat yönüne doğru kendi ekseninde dönen, tahtadan bir kulübe. Evin hem içini, hem dışını görüyoruz. Oyunculuklar da sade, yalın, ustaca. Yine bu temaya benzer bir başka oyun CİE RENARD gurubunun gösterisi “BORİS ET LES SOEURS SUSHIS”. Gücü sayesinde çevresine, yakınlarına zarar veren problemli Boris’in hikâyesi. Boris çok güçlü bir çocuktur. Arkadaşları Boris’in gücünden korkmaktadırlar. Boris yalnızdır bu yüzden. O’nu topluma kazandırmak için plan yaparlar. Boris’in gücünü olumluya çevirirler.

"Rembobine"
“Rembobine”

Hayranlıkla izlediğim, Compagnie Felicette Chazerand/Parcours Asbl adlı gurubun “REMBOBİNE” adlı tek kişilik (bayan) dans tiyatrosu. Söz yok. Dans, çeşitli boylarda bobinler var. Aynalar, kostümler, ışık, gölge, projeksiyon ve müzik hepsi bu ve de çevreyi keşfetmeye çalışan bu durumdan doğan komik anlar. Eğlenceli, estetik, düşündürücü bir çocuk oyunu mu büyük oyunu mu? Tam festivallik. +3 yaşından,14 yaşına kadar çocuklar, büyükler soluksuz izliyorlar, söz olmasa da anlıyorlar hikâyeyi. Mutlaka görülmesi gereken bir oyun. Yine çocuk tiyatrosu adına anlatım dilinde sınır tanımayan, sınırları zorlayan, şaşırtan, sürprizlerle dolu harika bir gösteri, Compagnie des Mutants & Ensemble Leporello’nun “CYBERCHUTE”, Theatre du Papyrus’un kukla oyunu “MAIS JE SUIS UN OURS”, büyük bir karavanı kukla tiyatrosuna çeviren ve gösterisini gece yarısı burada sergileyen dünyaca ünlü kukla tiyatrosu Tof Theatre’ın oyunu “ ARTICLE 13 “, Theatre Isle/Infusion asbl’ın tek kişilik bayan oyuncunun anlatı gösterisi “DERACİNE”, Inti Theatre Inti’nin savaş aleytarı yine tek kişilik erkek oyuncunun anlatı gösterisi “SUZY ET FRANCK”, bir başka tek kişilik bayan anlatı tiyatrosu Michele Nguyen’in yazıp oynadığı “ LA VOYAGEUSE “.

Bu yıl 34.sü düzenlenen Brüksel Noel Festivali’ni Brüksel halkı çok iyi sahiplenmiş ve herkes bu festivalden haberdar. Tiyatroyu sorduğumuz halk, esnaf tiyatro dediğimizde hemen Noel Tiyatro Festivali adını söylüyor. Oyunların kalitesinin yüksekliği, seyircinin salonları doldurması olduğu kadar halkın festivalden haberdar olması ve tüm şehre yayılması da bizi son derece mutlu etti. Festival’de 21 oyun, 4 fuaye gösterisi, okuma tiyatroları, akşam toplantıları, festivale katılanlara düzenlenen tanışma partileri, kapanış yemeği. Oyunlarda bir şeyleri dikte etme derdi yok, ucuzluk yok, klişe yok. Ellerini yıka, dişlerini fırçala, çimlere basma, ağacı kesme, çevreni temiz tut demiyor oyunlar. Tiyatro var, estetik var, yaratıcılık var, cesaret var, samimiyet var. Yine soruyorum kendime, daha ne kadar soracağım? Galiba bu gidişle sormaya devam edeceğim. Bizim çocuklarımız ne zaman sömürülmeden, seyirci saygınlığı içinde, kaliteli, gerçek çocuk oyunları seyredecek? Gerçek çocuk tiyatroları olacak. Elbette var ama çok çok az. Yıllarca emek veren arkadaşlarım çok çaba harcıyorlar ama yetmiyor. Festivaller, seminerler, açık oturumlar korsan tiyatroların, sokaktan topladığı oyuncularla okullarda günde 5-6 oyun oynayan ucuz tiyatroların (bunlara tiyatro demeye dilim varmıyor) önünü kesemiyor. Öncelikle Kültür Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Tiyatro eğitimi veren okullar, akademisyenler ve yerel yönetimler bu konuya bir an önce el atmalı. Ticari oyunların önüne geçmek için önlemler almalı, Kaliteli tiyatroların oluşması, oyunların yapılabilmesi için bu konuda bilgi sahibi, yaratıcı, yetenekli, yönetmenler, oyuncular, teknik elemanlar yetiştirilmeli. Okullar, eğitimciler, anneler, babalar, bilgilendirilmeli. Bütün yerel yönetimler uluslararası festivaller düzenlemeli. Çocuk tiyatroları kurmalı. Bir an önce. Daha da gecikmeden.

Özer TUNCA
Oyuncu-Yönetmen-Yazar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here