Cumhuriyet Gazetesi Kültür-sanat muhabiri Selda Güneysu Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin’le, Bakanlık müşavirliğine atandıktan sonra ilk kez konuştu. Gündemdeki TÜSAK tasarı dahil çok sayıdaki konu üzerine gerçekleşen söyleşiyi yayımlıyoruz.

Eski DT Genel Müdürü Lemi Bilgin, uzun süren sessizliğinin ardından ilk kez Cumhuriyet’e konuştu, TÜSAK’ı yorumladı.

10723927ANKARA – Devlet Tiyatroları’nın (DT) genel müdürü olduğu dönemde DT, DOB, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’nü lağv eden kısa adı TÜSAK olan Türkiye Sanat Kurulu yasa tasarısı taslağı ile ilgili çalışmalar gündeme oturdu.  tiyatronun ülke çapında  yaygınlaştırılması konusunda önemli adımlar atıldı ülkenin her yerinde yeni sahneler açıldı seyirci sayısı 800 binlerden 2 milyonlara yaklaştı ulusal ve uluslararası festivaller düzenlendi anadolunun her köşesine turneler yapıldı  Başbakan Tayyip Erdoğan, bir konuşmasında sanatçılardan “yarım porsiyon aydın, elitist, jakoben” şeklinde söz etti; Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan, “Genç Osman” adlı oyunda “kendisine hakaret edildiğini” öne sürerek, oyunu terk etti. Kurumun yıllardan bu yana çıkarılamayan tüzüğü, onun döneminde de çıkarılamadı. Gezi eylemlerinin Ankara’da başladığı ilk gün, 31 Mayıs 2013’te, akşam saatlerinde görevden alındı. Bugüne değin de hiçbir şekilde açıklama yapmadı.

Kimden mi söz ediyoruz, eski DT Genel Müdürü Lemi Bilgin’den. Bilgin, sessizliğini bozdu ve TÜSAK’la ilgili ne düşündüğünü, genel müdürlüğü döneminde ne tür çalışmalar yapıldığını, bakanlıkla neler yaşandığını Cumhuriyet’e açıkladı.

TÜSAK ile ilgili tartışmalar ilk ne zaman başlamıştı?
DT’nin 5441 sayılı yasasının üzerinde, bazı çalışmalar yapmıştık.  Bu çalışmalar kurumumuzun daha verimli hale getirilmesine dönük çalışmalardı. Ancak son yıllarda TÜSAK ve özelleştirmeye dönük çalışmalar gündeme gelince ciddi bir tartışma yaşandı. Biz de o zaman bunun olmayacağı, yapılamayacağı konusunda  direnç gösterdik.

Taslakla ilgili ilk tartışmalar yaşanırken genel müdürdünüz? O dönem neler yaptınız? Nasıl bir direnç gösterdiniz?
Özelleştirme Tartışmaları yaşandığı sırada Devlet Tiyatroları,   Devlet Opera ve Balesi  Genel Müdürlüğü,   Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü   olarak yasalarımızda yapmayı düşündüğümüz düzenlemeleri   o zamanki bakan Sayın  Ertuğrul Günay  ile paylaştık. Ancak bizim bu çalışmalarımızın dışında, başka bir çalışma yapıldığının endişesini de dile getirdik Sayın Bakanda sunduğumuz düzenlemeler doğrultusunda calışmalara devam edileceği yönünde görüş bildirdi

“Günay, DT ve DOB için direndi”lemi2

Sizin çalışmanız ne tür düzenlemeler öngörüyordu?
Bu maddelerde, yevmiyeli çalışan genç sanatçı arkadaşların yıllık sözleşmeyle çalışabilmesi, prim sisteminin yaşama geçirilebilmesi, özlük haklarında ve emeklilik şartlarında iyileştirme yapılabilmesi, kurum dışı çalışma şartlarının yeninden belirlenmesi gibi düzenlemeler yer alıyordu. Sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte bu çalışma içindeydik. Bu  çalışmayı basınla da paylaştık.  bizim dışımızda, yapılan bir çalışma olduğu şimdi daha net anlaşılıyor. Şunu açıklıkla söylemeliyim ki,  Sayın Ertuğrul Günay’ın DT ve DOB’un yaygınlaşarak varlıklarını sürdürmesi konusunda önemli çabaları olmuştur.  Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınmasının önemli sebeplerinden birinin de sanat kurumlarının  kapatılmaması için gösterdiği dirençtir diye düşünüyorum.

“TÜSAK’ı basından öğrendik”

Siz bu taslağı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bakanlıkta böyle bir çalışma yapıldığı duyumunu aldıktan sonra hangi üst birim yetkilisiyle konuşsak, yazılı ve sözlü de sorsak, çalışma hakkında bilgi edinemedik. Tesadüfen ortaya çıkan TÜSAK’ı biz de basından öğrendik. O zaman da ilgililere böyle bir şeyin kabul edilemeyeceğini, ilgili kurum kuruluşların bilgisi dışında bir çalışma yapılamıyacağını bunun dünyada da bir örneğinin olmadığını, olamayacağını söyledik. O zaman daha resmi bir şey yoktu ortada. TÜSAK, üzerinde konuşulması bile acı veren bir taslak. Çok açık konuşmak gerekirse, bu yasa tasarısı taslağı kurumların düzeltilmesi, sanat yaşamına yön verilmesi falan değil, tüzel kişiliğe sahip özel yasaları olan sanat kurumları ortadan kaldırılarak, hükümetlerin emrine verilmesidir.  Yapılan açıklamalar inandırıcı olmadığı gibi taslakla çelişmektedir.

Bakanlık bu çalışmayı yaparken, İngiltere’deki modeli örnek aldıklarını açıkladı…
Evet, İngiltere’deki modeli söylüyorlar. O da tamamen kandırmaca, gerçek dışı. Evet İngiltere’de bir Sanat Konseyi var,  ama oradaki Sanat Konseyi, mevcut sanat kurumlarının, ulusal tiyatro, opera, bale ve orkestraların siyasetle bağını kesmek ve kurumları desteklemek için oluşturulmuş bir tampon kuruluştur. O nedenle İngiltere’deki modeli örnek göstermek, bu örnekten yola çıkılarak böyle bir yasa çalışması yapılıyormuş gibi sunmak tamamen bir kandırmaca. Çok açık, çok net, bu kurumlar kapatılıyor. Bütün mal varlıkları devrediliyor, kurumların elinde hiçbir şey kalmıyor. Taslakta da açıkça yazıyor, “mülga” deniliyor. Mevcut sanat kurumlarının kapatılması ülkemiz için telafisi imkansız  büyük bir kayıp olur.

Tiyatrolarla ilgili düzenlemelerin yoğun olarak tartışıldığı dönemlerde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın sanatçılara yönelik söylemleri olmuştu. Sanatçılar için “jakoben, yarım porsiyon aydın, elitist” gibi ifadeler kullanmıştı. O dönem siz genel müdürdünüz, basın mensupları sizin bu sözler sonrasındaki görüşlerinizi  sormuştu. Ancak siz, bir açıklama yapmamıştınız. Neden konuşmadınız o dönem?
Doğrudur,   Aslında o zaman  açıklama yapıp, istifa etmekti kararım ama sivil toplum örgütleriyle yaptığımız görüşmelerde, bunun doğru olmayacağına karar verdik. Özelleştirmenin olamayacağını anlatmak bunun için mücadele etmek,  daha doğru olacaktı. Özelleştirme gündemden kalktı,  Tabii, ne zamana kadar, bakan değişene kadar. Bakan değiştikten sonra bu taslak  ortaya çıkarıldı,

TÜSAK tartışmalarından önce de Başbakan Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’la ilgili tartışmalar da yaşanmıştı… Bazıları çıkıp, o dönem bu yasa tasarısının “o tartışmalardan sonra ortaya çıktığı” yönünde iddialarda bulundu. Siz ne düşünüyorsunuz? Etkisi oldu mu bu tartışmanın?
Kapatma tartışmaları sözü edilen olaydan bir yıl sonra meydana geldi. O da çok speküle edilen bir konu oldu. Bizim için kim olursa olsun, seyirci koltuğunda oturan herkes aynıdır. Hiçbir ayrıcalık gözetmeyiz. Kasıt aramaya çalıştılar  ancak sonuçta öyle bir şeyin olmadığı ortaya konuldu.

O olay bazı basın yayın organlarınca sürekli gündeme getirilerek,  sanatçılar kamuoyu nezdinde “elitist” olarak sunulmaya çalışılmıştı…
Ne yazık ki kişileri, kurumları dezenformasyonla rencide etmek, itibarsızlaştırmak gibi bir durum var son yıllarda Türkiye’de. Oysa unutulmamalı ki o tartışmaların yaşandığı zaman DT, Türkiye’nin her yerinde hizmetteydi, şimdi de hizmette. Hatta Başbakan’ın o sözleri söylediği ilde,ve Anadolunun bir çok köyünde aynı tarihlerde  DT çalışanları perde açmıştı. O konuşmalar çok acı veren konuşmalardır. Bir ülkede sanatçılar için böyle bir konuşma kim tarafından yapılırsa yapılsın kabul edilemez. Hele de bir Başbakan tarafından yapılmış olması ayrı bir üzüntü kaynağı. hiç kimse  kendi sanatçısına, her türlü özveriyle çalışan sanatçılarına bu kadar acımasız ve katı yaklaşmamalı.

Bir de o dönem, tartışmaların göbeğinde yer alan DT’nin son 10 yıllık repertuvarı Başbakanlık tarafından istenmiş ve repertuvar takip altına alınmıştı. Başbakanlık “Neden repertuvarda Necip Fazıl’ın oyunları yer almıyor?” diye de sormuştu…
Bizden 10 yıllık repertuvarımızı istediler  bizde bilgi olarak ilettik. Ancak ben, tiyatro sanatının gerçekten önemine ve sanatsal değerine inanmış biriyim. Bu inancımdan da ödün vermedim. Biz 5441 sayılı yasayla idare ediliyoruz, sanatsal kararlarımız, kurum içinde alınan kararlardır.  herhangi bir müdahale, gerek repertuvara gerekse başka sanatsal konulara müdahale bizim için kabul edilemez. Bunun ölçüsü ne olursa olsun. Bütün sanatlar için geçerlidir bu kural, zaten yasamızda her türlü sanatsal müdahaleleri engelleyecek  şekilde kurgulanmıştır.

 “Müdahaleler doğurgandır”

Repertuvarınıza herhangi bir baskı oldu mu? Özellikle AKP döneminde…
Ben bu konuda çok hassas ve dirençli olduğumuzu belirttim. Bizim repertuvarlarımız ilgili kurullarda görüşülür, kararlaştırılır, sonra da   ilan ederiz, herkes de öğrenir. Ayrıca müdahaleler doğurgandır. Eğer siz en ufak bir müdahaleye evet derseniz, ardından başka müdahaleler gelir. Ödün verme konusundaki uzlaşmazlığımız eleştirilebilir bu doğaldır. Doğal olmayan  sanatın kendi öz doğasının dışında kalan ölçüleri baskıyla, zorla, korkutarak, sindirerek,  benimsetmek ve uygulatmaktır.  Bu yöntem tarihin hiç bir döneminde sonuç vermemiştir.   Bizim için en önemli şey her bir seyircimize karşı duyduğumuz sorumluluktur

Peki, Türkiye’nin her yerine hizmet götüren bir tiyatroyu, bir iktidar neden kapatmak ister?
Anlaşılmayan nokta da bu. Devlet Tiyatroları özellikle son yıllarda   tiyatronun ülke genelinde yaygınlaştırılması konusunda önemli adımlar atmış, 23 ilde 58 sahnede düzenli temsiller vermeye başlamış, yapmış olduğu turnelerle ülkemizin her köşesinde perde açmış, değişik bölgelerde  ulusal ve uluslar arası önemli festivaller gerçekleştirmiş, 800 binlerde olan  seyirciyi iki milyonlara çıkarmış,  yapmış olduğu tüm bu çalışmalarla sistem arayışlarında konuşulur ve takip edilir hale gelmiştir. Üstelik bütün bu faaliyetleri emsallerine göre çok ekonomik bütçelerle gerçekleştirilmiştir. Diğer sanat kurumlarınında başarıları ortadayken neden kapatılmak istendiğine sanatsal açıdan cevap bulmak imkansız,  bu taslağı hazırlayanların   tiyatronun,  opera ve balenin, senfonilerin, sanat topluluklarının bir ülke için ne anlam ifade ettiğini, nasıl çalıştıklarını,  çalışma sistemlerini bilmediklerine eminim.  Çünkü birazcık bilgisi ve ilgisi olan hiç kimse böyle bir taslağı aklından geçirmez. “Biz hükümet olarak istediğimizi, istediğimiz şekilde yaptıralım, beğendiğimize destek verelim, beğenmediğimize vermeyelim” şeklinde bir düşüncedir bu. Bu düşünceyi de anlamak mümkün değildir.

Genel müdürlüğünüz döneminde bakanlığın üst düzey çalışanlarından tiyatroya olan ilgi nasıldı?
Tiyatroya her zaman ilgi vardı.

DEVLET TIYATROLARI GENEL MUDURU LEMI BILGINTasarı yasalaşırsa konservatuvarların, sanat eğitiminin durumu ne olur?
Bu taslağın yasalaşabileceğini inanmıyorum. Hiçbir hükümetin bunu yapabileceğine de inanmıyorum.  Bu inancım kararlılığımızdan kaynaklanıyor. Tabii konservatuvarda eğitim de olmayacaktır. Kadrosu, sosyal güvencesi olmayan  özellikle bale ve enstrüman gibi 10, 11 yıllık çok zor bir eğitim için kim çocuğunu konservatuvarlara göndermek ister ki.

 “Müsteşar da taslak çalışmalarını bilmiyordu”

Genel müdürken yasa tasarısı çalışmalarına katıldığınız da dile getirildi…
Hayır yasa çalışmalarına katıldığımız dile getirilmedi öyle anlaşılmasını isteyenler oldu  Biliyorsunuz son toplantıda Sayın Rengim Gökmen bu duruma açıklık getirmesini istedi Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül’den. Sayın Gül de,  bizim bu çalışmalarda hiçbir şekilde yer almadığımızı açıkladı.  O dönemde bu taslağı Bakanlıkta 3-4 kişinin dışında kimsenin bildiğini de zannetmiyorum. Müsteşarlığa da, Bakanlık Hukuk Müşavirliğine de sorduk, bilgililerinin olmadığını söylediler

 “Bakanlık ilana başkaldırıdır dedi”

31  Mayıs’ta çıkan ilanlar nedeniyle mi görevden alındınız? Buna inanıyor musunuz?
Bir sezon içinde Türkiye’deki 81 ilin 81’ine de gittik.  430 bin yol kat ettik. 6100 temsil verdik. Seyircinin çok yoğun ilgisiyle karşılaştık. Bu cümlelerden oluşuyor ilan.  Dünyada benzeri görülmemiş bu başarıyı paylaştık, kurumu kapatan bu taslağa bir tepki  bir başkaldırı olarak algılandı.  Aynı gün görevden alındım

Eğer siz bugün genel müdür olarak görevde bulunsaydınız, o zaman bakanlığın hem İstanbul’da, hem de geçen günlerde Ankara’da yaptığı çalıştayları nasıl karşılardınız? Karşı çıkar mıydınız?
Bu toplantılar bana göre “taslağı meşru kılmak, sivil toplum kuruluşlarının da bilgisine sunduk” demek için yapılmış toplantılardır. Nitekim sivil toplum kuruluşları ve sanatçılar hem taslağın kendine hem de bu yaklaşıma tepki vermişlerdir.

Tüzük çok tartışıldı. Neden yıllardır kurumun tüzüğü çıkarılamadı?
Kurumun yasasına uygun bir tüzüğün çıkarılamamış olması bir eksiklik, kabul ediyorum. Keşke 8, 10 yıl önce tüzüğü çıkarmış olsaydık. Ancak biz daha çok kendi yasamızı daha verimli kılan çalışmalara yönelmiştik.  Yasada olmayan şeyleri tüzükle çözmeniz mümkün değildir. Bir de belirtmek isterim ki 1949 yılında çıkarılan  kuruluş yasamız, dünyadaki örnek yasalardan bir tanesi. Eğer bu yasadan bir şey kaybedersek çok şey kaybederiz öyle bir korkumuz da var.

Görevden alınmasaydınız istifa edecek miydiniz?
Şimdi bunu söylemenin belki bir geçerliliği yok ama ben Cuma günü görevden alınmıştım. Eğer görevden alınmasaydım, Pazartesi günü bütün çalışanları bir toplantıya davet etmiştim. O toplantıda her şeyi enine boyuna konuşup, karar verecektik. Tabii kurumun varlığına ilişkin mücadeleyi daha serbest bir şekilde vermek de yollardan bir tanesiydi.

Henüz üçlü kararnameyle görevden alınmadınız. Hiç aklınıza “böyle bir söyleşi verdim, beni bu kez üçlü kararnameyle görevden alırlar” diye bir düşünce geçti mi?
40 yıla yakın meslek yaşamımda bugüne değin hesap yaparak, bir icraatın içinde bulunmadım. Eğer fikirlerimizi söylemek bir sonuç doğuracaksa, biz buna hazırız. Hiçbir görev, içinde bulunduğumuz mesleğin varlığını, onurunu korumaktan daha önemli değildir. Eğer böyle hesaplar yapsaydım, bir kaç kez görevden alınmazdım. Ayrıca bir tiyatro insanı olarak mesleğimle mesleğimin geleceği ile söyleşi yapmak kadar doğal bir şey olamaz.

Kaynak: Selda Güneysu, Cumhuriyet Gazetesi, 18 Mart 2014

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here