Anlatılan Senin, Benim, Onun, Bizim Hikâyemiz!

Kimsenin hikâyesini bilmediğimiz, kimi zaman kendi hikâyemizi dahi anlamlandıramadığımız şu hayatta sımsıcak bir oyunla karşımıza çıktı Levent Üzümcü.

Anlatılan Senin Hikayendir1

Yakın zamanda Şehir Tiyatroları’ndan ihraç edilen Levent Üzümcü’nün yaşadığı bu anlamsız olayda bizlere öğrettiği- öğrenmek istemeyenlere de örnek niteliği taşımasını umut ettiğimiz- bir nokta var. Savunduğumuz fikrin, sonucu ne olursa olsun, arkasında durmamız gerektiği. Belki artık sahip olmadığımız -belki farkında bile olmadığımız- “değerlerimizin” olduğunu, aslında uğrunda savaşmamız gereken tek şeyin onlar olduğunu gösterdi. Ve de gerçek bir sanatçıya kapıların asla kapanmayacağını… Gerçek olanın asla değerini kaybetmeyeceğini…

“Birini tanımak için hikâyesini bilmek gerekir” diyor oyun. Kısmen katılmıyorum buna. Hepimiz aynı hikâyeyi paylaşmıyor muyuz zaten? Hepimiz aynı hikâyeye dahil değil miyiz? Herkes aynı hüznün, aynı neşenin, aynı acının içinde. Sormadan edemiyor insan. O halde paylaşamadığımız şey ne?  Neden zamanında nüfus mübadelesinden ötürü yüzlerce insanı yerlerinden ettik? Bize yetmeyen neydi ki “tehcir” adı altında çoğu kişiyi vatanlarından gönderdik? Ya da daha güncel bir soru sormalı. Nüfus mübadelesinden, Ermeni tehcirinden, tarihe geçmiş tüm ırkçı olaylardan bu kadar rahatsızken, burnumuzun dibinde süregelen “ötekileştirmeyi” görmemekte direnen bizler değil miyiz? Ne denli dürüstüz? Sanırım sorulması gereken temel soru bu olsa gerek.

AnlatilanSeninHikayendirAfis

Yönetmenliğini Cengiz Toraman’ın yaptığı “Anlatılan Senin Hikayendir” oyununun, bu hikâyenin müzikleri Oktay Köseoğlu tarafından hazırlanmış. Dekor ve kostüm sorumluluğunu ise Medina Yavuz üstlenmiş. Ege’de başlayıp Yunanistan’da birbirine bağlanan bu 4 ayrı hikâye aslında bütünde tek bir öykü… Ve Levent Üzümcü’nün performansıyla, tüm farklı karakterler bedenleşiyor. Üzümcü’nün oyunculuğu için: “Göz dolduruyor. Şahaneydi.” demek yersiz bir anlatım olur. “İçimizden biri” diye klasik bir söz vardır halkın dilinde. İşte Levent Üzümcü de bu niteliği taşıyan nadir oyunculardan. Seyirci diyalogunu çok net bir şekilde yakalayan Üzümcü sahnedeyken, sizler de kendinizi çok samimi bir arkadaşınızla sohbet ediyor gibi hissediyorsunuz. Levent Üzümcü oynamıyor. Bizler bir oyun seyretmiyoruz.  Üzümcü’nün rehberliğinde, durak durak hikâyelerimize uğruyoruz. Üzülüyoruz. Kızıyoruz. Ağlıyoruz. Gülüyoruz.

Sahnede anlatılan hikâye aslında bizim hikâyemiz. Yarım bir aşktan sebep gülüşleri hep bir parça buruk olan kişiler bizleriz. Herkesin pes ettiği noktalarda bile umudunu hiç kesmeyen ve minicik bir umut uğruna canını feda eden o kişi biziz. Küçük bir kıvılcımla gözü bir şeyi görmeyecek kadar deliren ama bir o kadar da yufka yürekli olan o adam da.. Hem evinin hem dostluğunun kapısını seve seve herkese açan o kişi.. Bir şeyleri geride bırakmaya zorlanan, hep bir yanı eksik yaşayan o kadın da biziz. Biraz Mehmet Dayıyız. Biraz Fenerci Ahmet’iz. Biraz Denizci Barış, Niko ve Adriana’yız biraz da.

Hepimizin içinde o adamlar, o kadınlar var. Anlatılan hikâye çok tanıdık. Çünkü bu hikâye bize ait.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here