Meltem Arıoğlu Pultar
www.safitiyatro.com

Tiyatro Boğaziçi’nin gençlik tiyatrosu dörtlüsünün sonuncusu “Lorca’nın Acıklı Güldürüsü”nü Barış Manço Kültür Merkezi’nde izledim. Oyunu bir gençlik tiyatrosu örneği olduğunu oyuna gitmeden birkaç gün önce Fırat Güllü’nün Mimesis’te yayınlanan yazısını okuyunca öğrendim. Bu, izlediğim ilk oyun. Serinin diğer oyunları ise Moliere Efendi, Selam Sana Shakespeare,  Musahipzade ile Temaşa.

lorca-nin-acikli-guldurusu-2853

Bu yazı haliyle diğerlerinden biraz farklı olacak, çünkü oyunun kadrosu, BÜFK’lü yıllarımdan arkadaşlarımdan oluşuyor. Dolayısıyla, oyunu herhangi bir izleyiciden biraz farklı izlediğimi tahmin ediyorum. Oyunun benim için bir de şöyle bir anlamı var: BGST (Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu), BÜO (Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları) ve BÜFK (Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü) mezunlarının kurduğu bir topluluk ve bu üç yapının birbiriyle yakın ilişki içerisinde olduğu bir gelenekten geliyor. BÜFK’te olduğum dönemde, 2005 ylında, BÜO ile birlikte Lorca’nın Kanlı Düğün‘ünden düzenlenen Düğün adlı dans tiyatrosunun reprodüksiyonunu yapmıştık. BGST’nin eğitim araştırma perspektifiyle bu iki öğrenci kulubüyle ilişkisini devam ettirmesi ve danışmanlık yapması ise bizden çok daha öncelere dayanıyordu. Bugün hala bu perspektifi devam ettiren BGST, bu kez de gençlik tiyatrosunu hem bir araştırma alanı olarak ele alırken, hem de bu alanda prodüksiyonlar çıkarıyor.

Oyunun hemen ardından, oyuncuların, üniversite tiyatro topluluklarının katıldığı bir söyleşi düzenlemiş olması da BGST’nin eğitim araştırma ve deneyim aktarımı mevzularını ciddi anlamda dert edindiğini gösteren, yerinde bir hamleydi.

“Lorca’nın Acıklı Güldürüsü”, BGST’nin diğer gençlik tiyatrosu oyunları gibi özellikle lise ve üniversite öğrencilerine yönelik kurgulanmış bir oyun. İspanyol iç savaş yıllarında, Lorca gibi parlak bir yazar, oyuncu, şair, ressam ve müzisyenin nezdinde bir halkın yaşadığı baskıları ve faşizan rejimin etkilerini anlatıyor. Anlatırken de kukla oyunu gibi zor bir bedensel anlatım biçimini seçmiş olsalar da oldukça başarılı olduklarını söylemek gerek. Kostümler ve makyajla güçlendirdikleri kukla görünümünün hem akılda kalıcı, hem de gençlere yönelik etkileyici bir anlatım olduğunu düşünüyorum.

Oyunda, Franco dönemi İspanyası’nın türlü baskıcı pratiklerini farklı odaklarda görme şansı yakalıyoruz: çamaşırcı kadınlarla mahalle baskısının nasıl yaratıldığını ve mobilize edildiğini, Berber Figaro’yla  dedikodu odaklarını kullanarak faşist rejimin halkın içinden nasıl bir baskı sistemi kurduğunu, Don Kristobita’yla da baskıcı rejimin aile içi ilişkilerin içine kadar nasıl sızdığının örneğini görüyoruz.

Genç izleyicinin Lorca’yla tanışmasını da amaç edinen oyun, didaktik yanını Lorca’nın Kanlı Düğün, Don Kristobita ile Dona Rosita’nın Acıklı Güldürüsü, Eskicinin Tazesi, Yerma ve Kız Kurusu Gül Hanım oyunlarından sahnelerle zenginleştiriyor. İzleyici, Lorca hakkında bilgi edinmenin yanında İspanyol iç savaşının İspanya halkları üzerindeki etkilerini de görüyor.

İç savaşın patlak vermesiyle giderek hayatı zorlaşan Lorca, gezici kumpanyasıyla ülkeyi dolaşıp tiyatro yaparken, faşistler arkasından “yeteneksiz şair, yazar, oyuncu, ressam, müzisyen” diye ironik, trajikomik bir tanımlamayla atıp tutmaya başlıyorlar bile. Aynı zamanda “vatan haini” ve “genel ahlaksız” olarak da nitelendirilen Lorca çareyi doğup büyüdüğü kasaba, Granada’ya dönmekte buluyor. Ancak, hala iyimserlikle kendi kasabasında onu tanıyan insanların onu anlayacağını ve sahip çıkacağını düşünen genç Lorca yanılıyor, çünkü faşist rejim daha 38 yaşında birçok eser üretmiş olan bu üretken sanatçıyı ortadan kaldırmakta bir an bile tereddüt etmiyor.

lorcaninacikliguldurusu3

İç savaşın şiddetini artırdığı ve Lorca’yı sona yaklaştıran atmosferi yine Lorca’nın Kanlı Düğün‘ünden uyarlanan sahnelerle izliyoruz oyunda. Gerginliği ve yok oluşu anlatması açısından tam olarak örtüşen, anlatımı kuvvetlendiren ve sahnenin izleyici üzerindeki etkisini yükselten, oyunun çarpıcı sahnelerinden biriydi Kanlı Düğün. Lorca’yı, Lorca’nın içinden, Lorca’nın oyunlarıyla anlatma kurgusu gerçekten oyunun güçlü yanlarının başında geliyor.

Oyundan bu kadar bahsedip de oyuncuları es geçmek olmaz. Tüm oyuncuların, birden fazla karakteri oynaması, anlık geçişler ve kılıktan kılığa girmeleri anlamında çok başarılı olduklarını söylemem lazım. İlker Yasin, özellikle anlatıcı rolünde gerek anlatımıyla, gerekse jestleriyle rolün hakkını fazlasıyla veriyor. Aysel, bir kadın olarak Lorca’yı oynuyor, ancak ses ve beden kullanımıyla maskülen bir hava yaratmak konusunda muhteşem. Aysel ve İlker aynı zamanda, oyunun reji, kurgu ve metin yazımı süreçlerini de çok başarılı bir şekilde yürütmüş, oyunda gördüğüm kadarıyla. Özgür, mimikleriyle, rolüne kattığı mizahi havayla yine çok başarılı. Duygu, hem oyunculuk performansıyla, hem de Kanlı Düğün’deki flamenko dansındaki performansıyla çok iyiydi. Gülcan, dansçı geçmişten gelen biri olarak gayet iyi bir oyunculuk sergiledi.

Diyeceğim o ki, oyun bir gençlik tiyatrosundan öte, her yaştan izleyici için hem Lorca’yı tanımak ya da daha yakından tanımak, hem de İspanyol iç savaş yıllarına daha yakından bakıp bir halkın geçtiği baskıcı bir döneme tanık olmak isteyenler için oldukça doyurucu ve keyifli olacaktır. Duyduğuma göre, aynı serinin Musahipzade ve Temaşa adlı oyununu 15 Kasım 2016’da yine aynı salonda oynayacaklar.

Yazarın diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz: www.safitiyatro.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here