Tolga Polat

Füsun Demirel, aşkı ve cinselliği mizahi bir üslupta anlatan Franca Rame – Dario Fo çiftinin birlikte yazdığı “Tek Kişilik Diyalog”, “Bant Sistemi” ve “Tecavüz” başlıklı oyunlarını çevirip uyarlayarak, yepyeni bir metin oluşturarak, 2016 yılının şubat ayında İstanbul’da “Aşk Dersleri” adlı oyunun prömiyerini gerçekleştirdi…

ask-dersleri-3799

Oyun, geçtiğimiz sezon yoğun bir turne organizasyonun ardından, sezon başından itibaren İstanbul seyircisi ile tekrar buluşuyor… Oyun metnini kendi kişisel keşiflerinden, çocukluk ve ergenlik anılarından yola çıkarak oluşturan Demirel; tecrübelerini seyircisi ile son derece samimi hatta interaktif bir diyalog içinde paylaşıyor… Toplum içinde  “sus -ayıp-aman ha!-yeri değil” diye hep geçiştirilen ve saklı gizli kalan cinsel konular hakkında, özgürce düşündürüp gülümseterek bu hassas konu başlıklarını izleyiciye sorgulatıyor…

Toplumsal hayatın kadın ve erkekle birlikte biçimlendiği şüphesiz ortada… Her iki cins de kendine ait özellikleri ile toplumsal hayatta belli bir konum işgal etmekte ve toplumsal işleyişe katkı sağlamakta… Ancak kadının çocuk bakımı, cinsiyete göre düzenlenmiş iş bölümünün oluşturduğu yapılar, kadına ve erkeğe biçilen kültürel roller ve kalıplar gereği, kadının toplumsal hayata da etkin katılımı engellendiğinden, eşitsizliğin olduğu, su götürmez bir gerçek…

Demokratik gelişmeler, hızlı toplumsal değişimler, sanayileşmeye bağlı olarak çeşitlenen meslekler kadını ev hayatından iş hayatına çekmiş ve ekonominin vazgeçilmez parçası konumuna getirmiştir… Geçmişten günümüze kadar kadın, toplum içinde önemli olduğu kadar birçok sorunla da karşı karşıya kalmıştır… Kadınların modern hayattaki konumları toplumların modernleşme ve sanayileşme tecrübeleriyle yakından ilişkilidir… Hem Batı’da hem de Türkiye’de kadınların sosyal, siyasal ve kültürel haklarını elde etmek için modernleşme çabalarıyla eş zamanlı olarak kurumsal yapılara karşı mücadele ettiklerini ve çeşitli kadın hareketlerini çok haklı nedenler ile başlattıklarını görmekteyiz…

fusun-demirel-oyun_3

Toplumsal cinsiyet farklılaşmasının merkezinde şüphesiz cinsellik duruyor… Erkek egemen görüş, kadınların cinselliğini bastırıyor… Adet görmeye başlayan genç kızlar utanç duyup bunu gizlemeye çalışırken, erkekler için yedi düvele duyurulan sünnet törenleri yapılıyor… Bu liste çok uzun ama çıkan sonuç çok net… Eğer sevmeyi ve aşık olmayı bilmiyorsak, cinselliği anlayarak yaşayamıyorsak sürekli olarak bir yanımızın eksik kaldığını ve bunu yarınlara taşımanın insanda yaratacağı olumsuzluklar hakkında fikir edenmek istiyorsak,  yaşamımızda aşk üzerine eşimizin, sevgilimizin, psikoloğumuzun, annemizin, kız kardeşimizin bile söyleyemediği her şeyi kısaca “Ayıp” olarak nitelendirilen her şeyi apaçık ortaya koyan “Aşk Dersleri”ni mutlaka izlememiz gerekiyor…

3112016162742900resim2

Özellikle ülke gündeminde yer alan ve haklı bir infiale neden olan “tecavüzcülerin tecavüz ettiği kişilerle evlenmesi durumunda cezasının hafifletilmesini’ öngören tasarının gündeme geldiği ve şort giyen kıza tekme atılan, “ne çıkarsa bahtına” isimli evlilik programlarının yapıldığı ülkemizin sıcak ve şuursuz gündemi içinde oyunun kendi bütünselliği adeta bir uyum oluşturuyor… Bu noktada Dramaturjik açıdan oyun metni üzerinden yapılan çalışma da şüphesiz alkışı hak ediyor…

 Dario Fo‘nun “Dans ederek, sevişerek devrim yapmak ne kadar güzel şeydir” demesi gibi bence Demirel’de sahnede bir devrime imza atıyor… Tecrübesi ve sahiciliği ile seyircisi ile sıcacık bir temas kuruyor… Bıçak sırtı bir metnin tüm risklerini tecrübesi ile göğüsleyerek, sesli gülmenin garanti ve serbest olduğu iki saat vadediyor… Bunu yaparak da bence bir aşk devrimine imza atıyor… Demirel’e eşlik eden Ayşegül Cengiz Akman ve Mert Küçülmez metnin gereklerini yerine getirirken özellikle Küçülmez, iki deneyimle oyuncunun arasında zaman zaman zayıf kalmış olsa bile, rolün bütünlüğü içinde kalarak eyleminin bütünselliğinde performansını başarıyla sunuyor…

Akman ise özellikle solo performansında hakimiyeti ve duygu bütünlüğü ile dikkat çekiyor… Şahika Tekand ekolünden yetişen Akman, solo performansında, performativ sahneleme önermesini bu kez kullanmayarak eylemini sadece mimik ve jestlerinde yansıtan ve beden formunun sabit kaldığı bir yorumu yönetmenin önermesi ile sunuyor… İzlerken acaba daha aktif bir sahne kullanımı olsa nasıl olur diye düşündüğüm bu performans, konusu gereği ve Akman’ın sesinin duygu tınısı ile son derece etkili bir yoruma dönüşüyor…

68919

Aşk, filozoflar, edebiyatçılar ve sanatçılar tarafından yüzyıllardır ele alınan konulardan biri… Aşk, bir taraftan yaşamın en önemli unsuru, diğer taraftan en ihmal edilen yönü… Aşk kavramına ilişkin yaşanan karmaşanın en önemli nedeni bireylerin aşk izlenimlerinin, deneyimlerinin ve bunları ifade ediş şekillerinin elbette birbirlerinden farklı olması… Buna bir de yaşanılan bağlamın, kavramın şekillenmesinde oynadığı rol eklenince üstüne birde ülke sorunlarını dahil ettiğimizde ister istemez daha da karmaşıklaşmakta…

O nedenle oyunun ana fikrinde olduğu gibi, daha çok sevmeyi, gerçekten aşık olmayı, plansız ve çıkarsız olmayı becerebilerek sadece aşk… Ayıp, yasak demeden, konuşarak, empati kurarak ve en önemlisi anlayarak her şeye aşk… Doya doya aşk… Love is Love…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here