MAM’ART YENİ BİR “ÖZEL KADINLAR LİSTESİ” ÇIKARIYOR

Pınar Erol
225 Görüntülenme
MAM’ART YENİ BİR “ÖZEL KADINLAR LİSTESİ” ÇIKARIYOR

Hikâye anonim. Adam büyümeyi reddetti. Geride bıraktığı bütün kadınlar ise o gün büyüdü. Büyümek acıtan bir şey. Artık sevilmediğini ya da birinin ilgi alanından çıktığını bilmek ve bu gerçekle baş etmek kolay değil. “Sorun sende değil; bende” klişesiyle bir çırpıda bitirdiği ilişkilerinin ardında kaç enkaz bıraktığını çok da merak etmedi adam. Sonra bir gün, eski defterleri açmak mı diyelim, yoksa hesapları kapatmak mı artık, 24 yaşındaki genç sevgilisiyle yapacağı evliliğe temiz bir başlangıç için diyelim en iyisi, “bazı eski sevgilileriyle -ki onlar listesi yapılan özel kadınlardı- helalleşmek istedi bizimki. Bu hemen olmadı tabii. Yazdığı kitap kabul gördüğünde, yani aslında toplumun onayını arkasına alıp yarı-şöhret olduğunda yanaştı yüzleşmeye. Ve onca birikmiş yıl, akıllarının kuytularında yinelenen soruların cevaplarını bilemedi kadınlar. “Neden” sorusu çarpa çarpa yankılandı da zamanın boşluğunda, ikna edici bir cevap gelmedi. Yaralar hep açık kaldı. İşte o kadınlar sonradan Zümrüd-ü Anka kuşlarını doğurdular yeni hayatlarına.

O buluşmalarda iade-i itibar da, ödeşme de, yüzleşme de gerçekleşmedi. Yine de cevapları geçiştirilmiş soruları sorma sırası kadınlardaydı. Şimdi onlar adamın boynuna asacaklardı itiraf anına kadar ağırlaştıkça ağırlaşan vebali. Vicdanın ebe-sobesi oynanırken iyi niyet paravanına gizlenmiş, kabahatinden büyük özürleri vardı adamın. Mahremiyeti saça saça teşhir ettiği hayatlara hâlâ gereksinimi vardı. Şöhret basamaklarını, geride bıraktığı kadınlarının acıyan kalplerine basa basa çıkan bir adam mı zamanın ruhunu yakalıyor; o mu ruhun haritasını çıkarıyor; bu sinsilik mi onu çağın insanı yapıyor? Hadi oradan! İstemem eksik olsun, eksik olsun istemem.

İlk prömiyerini 17 Ekim 2015’te yapan “Özel Kadınlar Listesi” oyunuyla Mam’art Tiyatro’nun adını duymaya başlamıştık. Ekip dikkat çekiciydi. Deniz Karaoğlu, Feri Baycu Güler, Beste Bereket, Hülya Gülşen ve Başak Daşman oynuyor, Tuğrul Tülek yönetiyordu. Aradan üç yıl geçti, oyun sürpriz yaparak 20 Ekim 2018’de ikinci tez prömiyer yaptı. Bu sefer Başak Daşman yerine Gizem Erdem’i izledik. Efsane nasıl geri döndü, efsane ekip nasıl tekrar toplandı?

Bir kere o aslında yarım kalmış bir işti. Biz onu yeterince oynayamadık. İlk sezonda 48 oyun oynadık ama daha oyunun izleyicisi vardı. Sonra bu sene Tuğrul’la konuşurken tekrar “Özel Kadınlar Listesi”nden bahsettik. Hatta oyuncularımızdan Hülya Gülşen de tekrar oynamanın ne kadar güzel olacağını söyleyince biz de tüm oyuncularımızla konuştuk ve bir oyuncumuz dışında hepsi tekrar geldiler. Başak Daşman yerine Gizem Erdem’le devam ediyoruz şimdi.

“Tesadüflere inanan biriyim, bu oyunun bize geleceği varmış. Resmen bir bebek gibi kucağımıza düştü, okuduğumuz anda yüreğimize dokundu” demiştin 3 yıl önce. Peki ilk ve ikinci reji arasında fark var mı? Bu arada adamı da büyüttünüz mü?

Ya aslında geçen yıllarda biz de büyüdük. Biz de olgunlaştık. Başka bir bakış açısı kazandık. Belki kadınları anladık, belki adamı daha çok anladık. Bir oyun yıllandıkça, daha başka form almaya başlıyor, evriliyor kendi içinde. Bizim “Nereye Gitti Bütün Çiçekler” üçüncü sezonunu oynuyor. Bugün geldiği yere baktığımda hem seyirci hem birey olarak inanılmaz bir ivme görüyorum. İki reji arasında çok büyük fark yok. Tuğrul’un bazı minik dokunuşları var. Oyun aynı oyun ama artık oyuncular farklı. Mesela Beste artık anne, bu çok önemli bir şey. Ben on beş yıl aradan sonra ilk kez sahneye bu oyunla çıkmıştım. O zamanlar sahnede elim ayağım titriyordu; şimdi çok daha rahatım. Şimdi daha kalbimden bir yerden, bilerek oynuyorum. Zaten oyunu farklı bir noktaya taşıyan da oyuncudur. Bence Deniz de aradan geçen yıllarda olgunlaştığı için daha haklı gösteriyor şimdi oynadığı adamı. Ben ilk seferinde hiç Deniz açısından bakmamıştım oyuna. O da ilk başlarda çok ısınamamıştı, ilk okuduğunda “Feri ben kendimi bulamadım bu tekste” demişti. Ben de ona “bir yönetmenle konuş bakalım” demiştim. Sonra geldi ve bizimle kaldı. Tabii ki çok sevimsiz bir adamı oynuyor. Ama sanırım bir şekilde o adamı haklı bulduğu noktalar oldu ki o rolü oynayabildi.

Türk tiyatro izleyicisinin farklı oyunlarıyla (“Şeylerin Şekli”, “Soğuyunca Acımaya Başlar”, “Vurgun-Üç Oyun”, “Hansel ve Gretel’in Öteki Hikâyesi”, “Enkaz”, “Kayıp”, “Bazı Aşklar”) tanıdığı yazar Neil Labute, insanın kötücüllüğünü, acımasızlığını ve zaaflarını konu etmesiyle de biliniyor. İlk oyun olarak sizin bu oyunu seçme sebebiniz ne idi?

Mam’Art’ın ilk yılında çok riskli işler yapmak istemedim açıkçası. Ayağımı patikaya sürmeden, otobandan devam etmek istedim. Kolay çalışılır bir oyundu. Prova sürecinde her oyuncunun aynı anda orada olması gerekmiyordu. Bu arada Neil Labute’u çok severim. Aynı zamanda anlattığı hikâyeyi de çok sevdim. Birçok insanın anlayabileceği kadar basit bir hikâye. Oyuna hiçbir zaman kadın tarafından ya da erkek tarafından bakmadım; ben insan tarafından baktım. Eğer aldatan ya da giden bir erkek varsa, sen de onu tekrar kabul ettiğin için ya da merak ettiğin için gidiyorsundur buluşmaya. Yoksa asla eski sevgililerime inat olsun diye seçmedim bu oyunu.

Orijinal tekstin aksine, oyunda kahramanların ismi yok. Belli ki siz bilinçle kullanmamayı seçtiniz.

Biz mekân, kişi ya da ülke algısı vermek istemedik. “Samantha”yı “Ayşe” yapsaydık çok yerel bir tarafa gidecekti. “Samantha” olarak kaldığında da çok Amerikan bir tarafa gidecekti. Sadece bir yere ait olmasını istemedik. Oyun genel anlamıyla metropol kadınlarını anlatıyor.

“Benim seni görmeye ihtiyacım vardı” aslında ne kadar tuzak ama bir o kadar da etkili bir cümle. Zaafları yokluyor.

Evet ama o kadının da onu görmeye ihtiyacı var, o yüzden gidiyor zaten otele. Adam kalkıp o kadar yolu geliyor ama kadın da o kadar yıldır içinde sakladığı şeyler için, yüzleşmek için gidiyor. Çünkü onu ne için bırakıp gittiğini merak ediyor. İlk iki kadın hariç diğer iki kadına evleneceğini söylüyor telefonda.

O kendi yoluna bakmış kadınlar yine de merak ediyorlar niye arandıklarını, hatta listedeki yerlerini bilmek istiyorlar belki.

Ben o listedeki kadınların hiçbirinin, adam tekrar bana gel dese gideceğini düşünmüyorum doğrusu. Bence hiçbiri gitmez artık. Onlar açık kalmış yaralarını iyileştirmek, bitmemiş hikâyelerini kapatmak ve artık kilidi vurup, hikâyeyi bitirip, anahtarını da denize atmak için gidiyor. Hepimizin böyle sebebini bilmediğimiz ayrılık hikâyeleri vardır ve yıllar sonra da olsa sormak isteriz. Niye gittin gerçekten? Ve keşke bana sebebini söyleseydin. Ben yıllarca kafamda başka bir sebeple yaşadım deriz. Dolayısıyla o telefonun bir gün çalmasını bence hepsi bekliyordu; ne zaman çalacağını bilmiyordu sadece.

Senin karakterinin söylediği bir cümle var: “Mesela cuma akşamı izlenecek filme karar verilir ama ayrılma kararını biz vermedik, sen verdin, söyle bunu, sen yaptın”.

En azından beni bundan kurtar artık, söyle diyor. Giden taraf yer değiştirmiş oluyor ama kalan kalakalıyor bütün acıları ile aynı yerde. Sen kalan taraf olarak, aynı şeylerle başa çıkmaya çalışırsın. İnsanlar sana sorarlar neden ayrıldınız diye. Bütün o sorularla sen muhatap olmak zorunda kalırsın. O gider ve kendini kurtarır.

“İnsan hayatının bir döneminde birisi için önemli olmak istiyor”. Senin canlandırdığın karakterin başka bir sözü.

İnsanın birisi için önemli olduğunu, sevildiğini bilmeye ihtiyacı var. Çünkü bu, yemek yemek gibi, su içmek gibi çok temel bir şey. İnsan sadece sevildiğini bilmek istemez; bunu duymak da çok kıymetlidir. Bence şu anki evliliklerin bitmesinin en büyük sebeplerinden birisi de o. Bence evlilikler aldatma yüzünden bitmiyor. Herkes birbirinden ve sevildiğinden o kadar emin ki karşındaki seni hep aynı severmiş gibi geliyor. Ben hiç öyle olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu aslında güven duygusu. Şimdi çalıştığımız oyun “Empatopya”da çok sık sarılıyoruz. Ve ben bunu araştırdığımda, tüylü canlıların sarıldığında endorfin ve oksitosin yaydıklarını öğrendim. Sarılmak bir ihtiyaç, öpmek bir ihtiyaç. Ve sen birine sarılmaya sarılmaya veya biri tarafından sarılınmaya sarılınmaya bu ihtiyaçtan kopuyorsun. Bir gün biri gelip sana yine sarılıyor ve sen o sarılma için her şeyi bırakıp gidebiliyorsun.

Adam, “sorumluluk hissettiğim kadınların listesini yaptım” dediğinde Gizem’in canlandırdığı karakter, sen bir şey kaçırıp kaçırmadığını görmek için sadece eski kız arkadaşlarına bir bakıyorsun diyor. Adam iyi niyetliydim dediğinde de, “Ortadoğu’ya demokrasi götüren ülkeler gibi. Bu, onlara kapı açıp sonra da dilendiren, fahişelik yaptıran bir iyi niyet” cevabını alıyor.

Aslında oyunun sonundaki sürpriz olmasa belki adamı bu kadar suçlamayız. Bence adamı bu kadar aşağılık ve insafsız yapan şey, adamın şöhret tutkusu yüzünden yapabileceklerinin ne kadar sınırsız, ne kadar pervasız olduğunu ve bu uğurda her şeyi ve herkesi bitirmekte bir sakınca görmediğini görmemiz. Yoksa bence ne kaçırdığına bakabilir. Bu da çok insani bir şey. Bu arada ben çoğu zaman Neil LaBute’ün kendisini yazdığını düşünüyorum.

Adamın savunması da güzel. Kendimizi ifşa etmiyoruz diyor!

Ayrılmalarda çok sorun yok. Ona bakarsan evli bir kadın da kocasını aldatıyor. Eğer bir suç aranıyorsa kadın da adam kadar suçlu diyelim mi?

“Arzunun Hesabı”nı nasıl verdiği ortada adamın. Kariyerimi ilerletmek için etrafımdaki insanları kullanıyorum. Bu da beni çağın insanı yapıyor diyor pişkin pişkin.

Biz koyduk kitabın adını. Kadın diyor zaten, “hep bir hesap hep bir kitap, sen zaten hep onların peşindesin” diye. Çoğu kadın seyirci, adamı suçluyor doğal olarak. Herkes bireysel olarak karşı tarafı suçlar zaten. Bence benim oynadığım karakterin hayatındaki ilk erkeği idi adam. Büyük olasılıkla ikincisiyle de evlendi. Bence bu adam zaten ona uygun değildi. Yoksa adam kadını bırakıp başka ülkeye gitmezdi. Muhtemelen de ilişkileri boyunca bunu söylüyordu. Yani ben böyle düşünüyorum. Ama şimdi böyle düşünüyorum. İlk oyunda böyle düşünmemiştim. Eskiden çok suçladığım insanları, kızdığım kişileri hoş görmek ya da anlamak değil belki ama onları buraya getirebilecek eylemler olabildiğini biliyorum. Önemli olan bunun karşısında benim tepkimin artık nasıl olduğu. Hâlâ her şeye rağmen, onlarla görüşmeye devam edip etmediğim önemli. Hani bazı insanlar vardır hep şikayet ederler ama asla değiştirmeye gitmezler. Kadınlar genellikle ilişki konusunda böylelerdir. Hep şikayet ederler ama aslında hep bir umut beslerler belki bir gün diye. Bizler birilerini değiştirmeye çalışıyoruz ya. Artık öğren, sen o adamı değiştiremeyeceksin! O adam gidecek. Ya onu bırak ya da şu anın tadını çıkart.

Bence izleyiciler de gidip oyunun tadını çıkartsınlar. Hayatlarının kesitini bir de sahnede görsünler. Vicdanı temiz olanlar oyundan gülümseyerek çıkarken, yaptıklarına aldırış etmeyenler bir süre koltuklarında kalakalsınlar!

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku