Marx’ın Yolu Ankara’dan Geçti

Filiz Tanya
1452 Görüntülenme

160 yıl önce “Komünistler Birliği” üyeleri dışında kimsenin bilmediği iki Alman devrimcisinin kaleme aldığı, Karl Marx ve Friedrich Engels’in “zincirlerinden başka kaybedecek bir  şeyleri olmayan” bütün ülkelerin işçilerini koca bir dünyayı kazanmaya” çağıran, “Komünist Manifesto” adlı bildirgeleri, “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor” sözleriyle ünlenmişti ve hala ününü koruyor. 

Bugünlerde de şehirlerimizde bir hayalet dolaşıyor. İstanbul’da Ankara’da İzmir de, belki yarın sizin şehrinizde!..

Bu dünyadan göçeli yüz yıldan fazla olmuş. Adı:Karl Marx. Artık O’na “hayalet” denmez de ne denir? 

Howard Zinn, “Marx in Soho” adlı oyunu 1999 yılında yazıyor. Yazar oyununda, 1818 ve 1883 yılları arasında yaşayan, komünizmin sembolü olan Alman düşünür Karl Marx’ın hakkında söylenen sözlere, yapılan spekülasyonlara itirazlarını sahne üzerinde dillendiriyor. Marx’ın kimi düşünce ve önerilerinin yanlış anlaşıldığını düşünen Zinn, birkaç saatliğine de olsa Marx’ı dünyaya geri getirip arkasından söylenenlere, hakkında yazılıp çizilenlere itirazını O’nun ağzından yanıt veriyor. “Öteki dünya”da bile olsa, bir filozofun ardından söylenenleri düzeltmeye hakkı olmalı! Howard Zinn Marx’ı Londra Soho yerine yanlışlıkla, Newyork Soho’ya getirir. Çünkü kapitalizmin kalbi artık burada atmaktadır ve kapitalizme karşı bir savunma, bir eleştiri yapılacaksa buradan yapılmalıdır.

Çünkü söz konusu kişi öyle sıradan birisi değil… Dünyayı değiştirmeye soyunmuş biri. “Kapital” gibi insanlık tarihine damga vuran dev bir yapıtı var etmiş Karl Marx! 

Anlatımlardaki büyülü gerçekliği her zaman sevmişimdir. Anlatılmak istenene sonsuz bir özgürlük alanı sağlar. Olmazı oldurtan hikâyeler, ayağını ne kadar sağlam bir şekilde yere basarsa gerçeğin gücünün vurgusu da o ölçüde artar. Öteki dünyadan gelen Marx’ın sahnedeki hikâyesi de işte bu yüzden vurucu. Ta öteki dünyadan kalkıp geldiğine göre ortada büyük bir sorun olmalı! 

Marx gerçekten dönmüş olsaydı, bu itirazları yapar mıydı? 

Çağımızın en önemli tarihçilerinden Howard Zinn, işte bunu düşünmüş ve kendisini Marx’ın yerine koyarak önemli değerlendirmeler yapmış. Oyun Marx’ı ilahlaştırmaya kalkışanlara, belli kalıplara sokmaya çalışanlara karşı ”ben Marxist değilim” diye yanıt veriyor. Düşüncelerini tabulaştıranlara, fikirlerinin dogmatik olmadığını, sürekli devinim içerisinde olduğunu, çünkü kendisinin bir “devrimci” olduğunu söyleyerek karşı çıkıyoyor. 

Tiyatroevi, “Marx İstanbul’da” oyununu ilk kez Karl Marx’ın 201. doğum yıl dönümünde, 5 Mayıs’ta sahneledi ve 14 Haziran’da da oyun Ankara da sahnelendi. Yaz günlerin başladığı, Ankara’nın sakinliğe kavuştuğu günler olmasına rağmen, Ankara Sanat Tiyatrosu’nun sıraları doluydu.

“Marx İstanbul’da” oyununu Türkçe’ye Özüm Özgülen çevirmiş ve Semih Çelenk uyarlayarak yönetmiş. Oyunun özgün metni 2009 yılında ülkemizde Genco Erkal tarafından oynandı. İzleyenler mutlaka hatırlayacaktır.

Sahnedeki oyun, yeni bir yorumlamayla İstanbul’da geçiyor. Sahnede Beyoğlu’nun arka sokaklarını çağrıştıran bir dekor var; grafiti yapılmış kapalı dükkân kepenkleri, ışıklı tabelalar… Bir de portatif koltuk. 

Biz sıralarımıza otururken koltuğa kurulmuş trompetle haşır neşir bir Marks görüyoruz. “İstanbul’a hep gelmek istemişimdir ama öldükten sonra nasipmiş” diye başlıyor oyun. Hikâyeye göre Marx, İstiklal Caddesi’nde bir çocukla karşılaşıyor ve çocuk trompetini ve tezgâhını Marx’a bırakıp gidiyor. Ama spalisini (gelip geçenin bıraktığı para) istemeyi de unutmuyor. Marx’ın elinde bir poşet, içinde günlük gazeteler ve bira var. Tezgâhın üzerinde ise kitaplar. 

Bir ölüyü kaldırıp bugüne getirip konuşturabiliyorsak ona her şeyi de söyletebiliriz. Zamanda yaptığımız bükmeler, bugünün gerçekliğinde de bükmeler yaratırsa,  diyalektikten bahsetmek de nafile olur. Marx öteki dünyadan kalkıp gelmiştir garipsemiyorum. Ama “hep İstanbul’u görmek istemiştim” dediğinde duraksıyorum. Marx hayattayken hiç İstanbul’u düşünmüş olabilir mi?

Oyunun orjinalinde Marx  Soho’ya gitmek istiyor çünkü eşi Jenny le uzun yıllar orada yaşamış. Tiyatroevi’nin uyarladığı oyun ise İstanbul’da geçiyor. Marx’ın İstanbul’u hep merak ettiği için mi,  yoksa yanlışlıkla mı gönderildiği pek anlaşılamıyor. Ancak, İstanbul’da öyle ters bir yere gönderiliyor ki, Beyoğlu’nda Soho adlı mekâna gelebilmek için metrobüse binmek zorunda kalıyor. Fakat metrobüs hattı bu mekandan geçmiyor! Günümüz İstanbul’una uyarlanan oyuna metrobüs esprisi üzerinden başlamak güzel. Malum, metrobüs İstanbul’un büyük sorunlarından biri. Özellikle sabah ve akşam saatlerindeki hali ile sistem eleştirisi için iyi bir metafor.

İstanbul’a inen Marx, metrobüs gibi kentin kimi farklı sorunlarına da değiniyor: Suriyeli göçmenler konusuna giriyor,  yoksulluğa, işsizliğe, eşitsizliğe dair eleştiriler yapıyor. Ancak oyunun ortasına kadar İstanbul üzerinden yürüyen metin, oyunun yarısından sonra İstanbul’dan kopuyor. Londra’nın soğuk nemli sokaklarına, ekonomik-politik eleştirilerin doğrultusunda kapitalizmin kalbine doğru kayıyor. Yani, Marx’ın anılarıyla birlikte yaptığı tartışmaların mekânına gidiyoruz. Oyunun sonuna geldiğimizde ise, birdenbire Gezi Parkı hatırlatmasıyla Marx’ın İstanbul’da olduğunu hatırlıyoruz. Ancak bu noktada Marx’ın artık vakti doluyor ve gitme zamanı gelip çatıyor.

Hamit Demir’in oyunculuğu her haliyle Marx’ın içini dolduruyor. Dünyanın en büyük düşün insanlarından biri, öldükten sonra hakkında çıkarılan söylentileri cevaplayacaksa ancak böyle bir olgunluk ve rahatlık içinde cevaplamalı. Fazla rahatlığa ve espriye kaçmadan, kendinden emin ve coşkusunu kaybetmeden… Demir’in sahnede her an bir çılgınlık yapacakmış hali var ancak ciddiyetini çok çabuk toparlıyor. Seyirciye de “gülmeyin bunlar ağlanacak halimize” edasıyla sesleniyor. Ancak, sahnede bir buçuk saate yakın kalan Hamit Demir, oyunun bazı yerlerinde aceleci davranıyor. Onun temposunun yükseldiği ve repliklerin ardarda geldiği anlarda seyirci bir yoruluyor. Çünkü söyledikleri öyle kolay yenilir, yutulur sözler değil. Oyunun bu bölümleri küçük boşluklar, es’lere ihtiyaç duyuyor ki seyirci söyleneni anlasın, sindirsin. 

Bu arada, Marx ya da Hamit Demir,  bir ara sahneden izleyicilere laf attı, ilkinde cevap geldi. İkinci soruda seyircinin cevaplamasını beklemeden oyuncu hemen sözüne devam etti. Keşke bu interaktif bölüm biraz daha uzun olsaydı ve karşılıklı konuşabilseydik. Demir’in son sahnede sık sık cep saatini çıkarıp bakması sürenin dolduğunun bir işaretiydi. Ancak saatle ilişkisi pek işlevli değildi.

Oyunun rejisi tekdüze akıyor. Salondaki bazı arkadaşlarım bu nedenle oyunu ders niteliğinde, çok didaktik buldu. Oyun metni bir kitap ağırlığında ve Marx’ın sahnede yaptığı eleştiriler uzun uzun tartışılıp yoğrulacak cinsten. Süresi kısıtlı olan Marx uzun uzun anlatıyor, ara sıra trompetçi çocuğun bıraktığı sandalyeye oturup çıbanından sızlanıyor. Keşke reji,  teorik tartışmalara yelken açan seyircinin dikkatini biraz olsun dağıtıp yeniden toplaması için bunun gibi birkaç sahne daha tercih etseydi. Örneğin trompetçi çocuğun spalileri ne oldu? Koskoca Marx, çocuğun trompet tezgâhını alıp kullanacak, sonra spalisini bırakmayacak mı? Bu mesele emek sermaye çelişkisinin neresinde duruyor acaba? 

Madem Marx İstanbul’da, madem oyun sonunda Paris Komünü’nün başarısızlıklarından bahşediyor ve buradan Gezi’ye gönderme yapıyor, biraz daha Gezi sürecine yoğunlaşsa, ne oldu ya da olamadı, bunlardan da bahsetse ne iyi olurdu! Böylece, Marx’ın İstanbul’u tercih etme nedeni daha anlaşılır olabilirdi.

Marx İstanbul’da ya da başka bir yerde hiç önemi yok… Gidişat öyle gösteriyor ki, O daha çok uzun yıllar aramızda bir hayalet gibi dolaşacak… O zaman, oyunda vurgulandığı gibi artık biraz kımıldayalım, oturmak yok. Oturmanın zamanı değil, artık hareket zamanı, ayağa kalkma zamanı. Bize karşı oynanan oyunları bozmanın zamanı!

Oyunun Künyesi:

Özgün Metin: Marx in Soho / Howard Zinn
Uyarlayan ve Yöneten: Semih Çelenk
Oynayan: Hamit Demir
Özgün Metin Çevirisi: Özüm Özgülgen
Yönetmen Yardımcısı: Reyhan Yücel
Yapım Koordinatörü: Dilek Keleş
Kostüm Tasarımı ve Uygulama: Tiyatroevi
Işık: Emrah Sürücü

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku