M.Sadık Aslankara

Edip Cansever’in (1928-1976) artık atasözüne dönüşmüş o dizesini bilmeyen var mıdır; “Masa da Masaymış Ha…”

Büyük şairin adamı, aklından geçen her ne varsa koyar masaya, geleceğini, düşlerini, “Bana mısın deme(z)” şiirdeki masa.

Roland Topor’dan (1938-1997) Esen Özman’ın çevirip Eraslan Sağlam’ın rejisinden Menfi Tiyatro yapımı olarak izlediğimiz Masanın Altında Bir Kış, Cansever dizelerini anımsatıp durdu diyebilirim oyun boyunca bana. Yalnız benim aklımdan geçmiş olamaz bu; seyirciler için de geçerliydi, hiç kuşkum yok bundan. Bana öyle geliyor, sanki hepimiz Edip Cansever’in şiiri eşliğinde izlemiş olduk oyunu, bıyık altı gülümsemeyle. Kaldı ki tanıtmalıkta yönetmen Eraslan da bu şiirle açıyor zaten seyircisinin zihnini.

Şiirde masaya konulur her şey, üzerine. Görünür görünmez, akla gelir gelmez ne varsa, tek tek sayılsa da, bütün dünya konulmuş olur şiirde. İşte bütün bunlar, hem de Cansever’in taşıdıkları, ondan onlarca yıl sonra bu kez Topor’un oyununda konuyor masaya. Tek farkı, üstüne değil de altına bırakılması onun.

Hadi gelin Topor’un oyunundan adım atalım şimdi. “Masa altı”ndan söz ettik. Evet, çünkü burada da bir yaşam sürüyor enikonu, diyelim masa altı ya da yeraltı yaşamı. Ama nice önce masa üstünü şiirine işleyen Cansever’le masa altını işlevselleştiren oyunuyla Topor, bir bakıma yalnız imgesel olarak değil eğretilemeyle de örtüşüyor denebilir.

Peki, nasıl oluyor?

Eğlentili Bir Masa Altı Oyunu…

Roland Topor’un bizim Edip Cansever’imizi tanıdığını sanmam. Cansever şiirinde bir büyük eğretileme söz konusudur, küçük adam, bütünsel anlamda bir büyük dünyayla çıkagelir önümüze. Aynı şekilde Topor oyununda da yine bir küçük adamla karşılaşıyoruz, özlediği yaşamı kurmak amacıyla, bunu alabildiğine genişletmeye çalışan biri.

Çevirmenlikle yaşamını sürdürürken geçimine katkı amacıyla ev içinde masa altını kiraya veren entelektüel kadınla pansiyoner aldığı göçmen kiracı, ev sahibi-kiracı ilişkisi içinde bir yaşamın katmanları arasında kendilerine yol dokurlar Masa Altında Bir Kış’taki gerçeküstü evrende.

Ancak buradaki “göçmen” sözcüğünü, son yıllardaki göçmen tragedyasından farklı almak gerekiyor. Oyun, insanın ekonomik güçlükler altındaki yaşamına yoğunlaşıyor daha çok. Masa altı da bu anlamda eğretileme olarak kapı arkası, merdiven altı vb. gibisinden atık köşesine benzer gereksizlikle simgeleniyor bir bakıma.

Yazar, gerek kadının gerekse göçmenin yakın birer arkadaşını daha oyuna katıp, üzerine bir de yayıncı ekleyerek dramatik çatışmayı kıvamlandırıp metne akış kazandırıyor denebilir. Böylelikle soyutlamalı anlatımını, kendi bünyesinde gerçeklik temeline oturtarak oyunu eğlenceli kılarken anlatıda sahicilik duygusunu da alabildiğine yükseltiyor.

Roland Topor, sunduğu sıra dışı soyutlamaya karşın oyunun her yerine yaydığı cince köpüren kıvraklıkla âdeta eğlentili bir masa altı oyunu getiriyor seyirci önüne. Zeki, farklı bir zihinle kotarılan soyutlamalarla kaleme alınmış oyun, bu nedenle seyirciyi de âdeta masa altı buluşmaya buyur ediyor denebilir eğlence duygusunu yere düşürmeksizin.

Ne var ki seyirci, konum itibariyle yine de zengin bakışa sahip. Çünkü yazar, masanın hem üstünü hem altını gören seyircinin, kendisini de gözlemleyip bunu bir gerçeküstü fantezi olarak alsa da yaşama bakışını sorgulayıp deşmesini hedefliyor belli ki.

Roland Topor Oyunlarındaki Göstergeler…

Roland Topor, oyunları pek çok dilde, ülkede kendisine sahne bulan bir yazar, sanatçı. Sarakayla kol kola giren yüksek soyutlayımı, sanatın eğlence öğesini hiçbir zaman yabana atmadan dünyaya bakmayı öneren, dünyada yaşanan gerçekliği, olup bitenleri alt üst edip bir başka açıdan farklı ele alışla gözler önüne getiren yaklaşımı onu enikonu özgün oyun yazarı olarak öne çıkarıyor.

Bu anlamda Roland Topor tiyatrosunun muhalif özü, çok daha somut, üstelik alabildiğine becerili bir gösteriye dönüşüyor. Çünkü her seyirci, oyunu kendi başına kurmakla birlikte sonuçta, yazarın isteği doğrultusunda ortak bir uyuşumda birleşiyor.

Muhalif tiyatro anlayışını, âdeta “alternatif” tiyatro yaklaşımı bağlamında örüntüleyip sürdüren yazarın bu tür oyunları, yine muhalif / aykırı gruplarca sahnelendiğinde sonuç çok daha farklı çıkıyor elbette.

Tiyatromuzun “Muhalif” Gruplarla Kazandığı Dinamo…

Yolcu Tiyatro’nun daha önce sergilediği Joko’nun Doğum Günü, Menfi Tiyatro tarafından sergilenen Masa Altında Bir Kış, tiyatroya yakışan özle, toplulukların duruşlarından yansıyan muhalif tutumla tam da Topor tiyatrosuyla uyumlu görüntü çizdi bende.

Menfi Tiyatro’nun, seyirciyi Tatavla Sahne’nin güç koşullarında böylesi bir oyunla buluşturabilmesi başarı elbette. Albeniden uzak, ama yoğun emeğe dayalı, görsel zenginlikten kaçınmayan bir sahne plastiği ortaya koyması topluluğun ayrıca dikkati çekiyor.

Eraslan Sağlam’ın bunları rejide masa üstü-masa altı büyük denge içinde buluşturması önemli. Buna aynı heyecanla Özge Midilli’nin koreografisini de ekleyeceğim. Tuba Zehra Sağlam, Ertan Deniz Tatlı ikilisinin sıcaklığı artıran oyunları, Sadık Seven, Melisa Artan, Ercan Ertan üçlüsünü de içine katıyor çabucak.

Bir fırsat yaratıp mutlaka izleyin Masa Altında Bir Kış’ı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here