Slayt 1“Genç Ayaklar” köşemin bu seferki konuğu Sidikli Kasabası Müzikali’nin Bobby Strong’u, geçen yıl Afife Tiyatro ödülleri’nde “Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı” XII. Direklerarası Seyirci Ödülleri/Yılın En Başarılı Koreografı (Sidikli Kasabası Müzikali) ödülünü alan Nebi Birgi. Oyunu izledikten sonra söyleyeceğim tek şey, bu kadar yetenekli oyunculara sahip olduğumuz için gurur içinde mutlulukla onları alkışlıyor olmamdı.

Nebi BİRGİ bu ekipte başı çekenlerden biri. Anlattığına bakılırsa, çok kolay olmamış bu başarılara kavuşması. Çalışmış, hayalleri ve idealleri uğruna okulunu bırakmış, inanarak yoluna devam etmiş ve sahne önü kadar, arkasında da çalışmış. Ayrıca gözlemlediğim kadarıyla da, mütevazılığı ve sevecen kişiliği ile gönüllerde şimdiden fazlasıyla yer etmiş.

Bakalım Nebi BİRGİ bize neler söylemiş.

Doğduğu ilk andan ne olacağı belli olan çocuklardan mıydınız? Kısaca kendinizi tanıtır mısınız bize ?
Doğduğum ilk zamanlardan ne olacağı belli çocuklardan mıydım?! Tam olarak bilemiyorum fakat yerinde duramayan bir çocuk olup, annemi bu hareketliliğimle çıldırttığımı hatırlıyorum.  6 yaşında dansa başladım, bu folklor ile oldu. Orada beni gören, bilen hocalar kulağımın çok iyi olduğunu, dans konusunda yetenekli olup konservatuarda bale bölümüne girme imkanım olduğunu söylese de aileme, onlar “bizim oğlumuz doktor olacak” düşüncesiyle bu görüşlere aldırış etmemişlerdi. Ben kendi çabalarım ile dans eğitimlerimi okul hayatımın yanında devam ettirdim. Şarkı söylemek ve ses konusunda ise; annem ve anne tarafım oldukça yeteneklidir, yani kısacası bu konuda da onlardan bir şeyler almışım.

Bu yola adım atarken en büyük destekçileriniz kimlerdi?
Bu işe adım atarken en büyük destekçim arkadaşlarımdı. Ben ilk üniversite hayatıma Eskişehir’de inşaat mühendisliği okuyarak başladım. Oradaki hayatımda, arkadaşlarım ve hocalarım da dansa olan ilgilimi biliyorlardı. Hatta okulun voleybol takımında oynarken hocam, “dans eder gibi topa vuruyorsun” derdi. Daha sonra, ben bir dans yarışması ile İstanbul’a geldim, ve sonrasında buradaki hayatım başladı. Eskişehir’de inşaat mühendisliğindeki bölümümü bırakmak zorundaydım. Ailem bu dans işini hobi olarak yaptığımı düşünse de, ben her şeyi göze alıp inandığım ve istediğim yoldan gittim. O zamanlarda en büyük şansım Haldun Dormen ile tanışmaktı. Sonrasında Yıldız Teknik Modern Dans Bölümü’ne girdim, orada okurken İstanbul Üniversitesi Müzikal Bölümü’nde yarı zamanlı olarak okumaya başladım. İkisini bir arada götürürüm derken, Yıldız Teknik’ten ayrılmak zorunda kaldım, şimdi Bilgi üniversitesi Performans Sahne Sanatları Bölümü’nde burslu olarak okumaktayım. İstediğim ve inandığım şeyin içinde olduğum için; beni bilen, gören ve tanıyan herkes artık benim destekçim.

Bir müzikal oyuncusu kimliğinde başlıca neleri taşımaktadır?
Bir müzikal oyuncusunun kimliğinde, bir oyuncunun ya da bir dansçının veya solistin kimliğindekinden daha fazla şey olmalı, bunların hepsini bir bedende taşıyabilmeli bence. Tabii ki eksikleri olacaktır, kiminin şana, dansa ya da oyunculuğa daha fazla yeteneği olacaktır ama zamanla hepsini bir arada bütünlemek ve eşitlemek gerekiyormuş gibi geliyor bana. Bizim de bunu henüz başarabilmiş olduğumuza inanmıyorum ama daha çok yolumuz var. Her sahneye, seyirci karşısına çıktığımızda kendimizi geliştirerek bunu gidermeye çalışıyoruz. Bunların üzerine gittikçe, başaracağımıza inanıyorum. Bu yoldaki serüvenimizde eğitim hiç bitmeyecek bir süreç ve inanarak çalışıldığında her şeyin başarılacağını ben iyi biliyorum.

Böyle bir müzikal oyunu göğüslemek cesaret isteyen bir karar. Bu kararı nasıl verdiniz?
Kesinlikle deli cesareti gerektiren bir karardı. Barış Arman’la birlikte daha önce kendimizi deneyimlemek adına iki tane müzikal çeviri yapmıştık, genç yaşta bu oyunu çıkarmak bir riskti bizim için. Benim daha öncesinden şarkı sözü yazma, şarkı sözü çevirme, prozedik oturtma gibi bir deneyimim yoktu. Bir vokalin sesinin nereye doğru gelmesini ve aynı zamanda anlamını bozmadan şarkıya doğru oturtmayı altı yıl şan eğitimi almış olmama borçluyum. Ben matematikçiyim, bu iş bana  puzzle ve matematikmiş gibi geliyor. İlk etapta bu işe başlarken, bir çıkartalım bakalım en kötüsü elimizde bir anı olarak kalır diyorduk. Ama çalışmaya başladıktan sonra, ortaya çıkan tablo bize biraz başarının ve bu işten iyi şeyler çıkacağının sinyallerini veriyordu. Ama itiraf etmeliyim ki, bunun Devlet Tiyatrosu sahnesi olacağını aklımın ucundan geçirmemiştim.

Siz bu oyunda sahne önü kadar, oyunun hazırlık aşamasında da varsın, biraz bundan da bahseder misin?
Bu oyunu çıkartmaya karar verirken, metin için biz Barış Arman ile birlikte çalıştık. Tekstin çevirisini Barış Arman, şarkı sözlerinin adaptasyonlarını ise ben yaptım. Bu eser bir müzikal olduğu için Barış Arman ile birbirimizi hep denetleyerek gittik, günün sonunda çok fazla yabancı kokmayan daha Türkçe yazılmış gibi hissettirebileceğimiz bir metin çıktı ortaya. Sonunda güzel bir iş çıkardığımızı, bizi izleyen seyircilerimizden gelen tepkilerden anlıyoruz.

İşin mutfağında çalışırken, karakterler için aklınızda birileri var mıydı? Castı nasıl oluşturdunuz?
Cast çalışması yaparken, Sevil Tufan ve Aslı Zırhlı bu kadronun oluşumunda, ekip içinde olan isimlerdi. Zaten hepimiz aynı okuldanız. Cast benim için çok önemliydi ve bu kadar kalabalık kadrosu olan bir oyunun içindeki tüm oyuncuları tek tek oturtmak zordu, ama sonucunda çıkan görüntü herkesin başarıyla karakterlere oturmuş olduğunu gösteriyor. Hatta bazen bizi tanıyıp da oyunu izleyenler şöyle tepkiler verebiliyor “karakterler çok güzel oturmuş, senden de bir şeyler, aynı sen gibi” gibi.

Bu alanda örnek aldığınız kişiler kimler?
Başlıca örnek aldığım isimler; Hugh Jackman, Michael Buble, Murat Ovalı ve Bergüzar Çelebi. Hugh Jackman gerçekten çok yetenekli, harika bir ışığı var ve izleyenler tarafından ona benzetilmek çok güzel bir duygu. Michael Buble’yi kendi tarzını yarattığı için çok beğeniyorum, ben de Türkiye’de solist olarak öyle bir tarz yaratmak istiyorum diyebilirim ve çok değerli hocam Murat Ovalı; dünyada görüp görebileceğiniz en mükemmel insan ve bu kadar yetenekli olup, bu kadar kendinden başka herkesi düşünebilen ve mütevazı olan başka birini tanımadım, onu tanımak bence bambaşka bir ayrıcalık.

Bergüzar Çelebi; o benim hayatımı değiştiren kadındır. O şarkı söyleyebilmemi sağlayan ve bana şarkı söyletebilen güzel insandır. Bu kadar müzikalde oynayabiliyor ve şarkı söyleyebiliyorsam bu onun sayesindedir.

Müzikal tiyatro adına, ekip olarak bu yola baş koyduğunuzu biliyorum. Gelecekteki planlarınızda bu ekibi kalıplaştırmak ve aynı ekiple yeni müzikal tiyatro projeniz var mı?
Tabii ki öyle bir hayalimiz var, Devlet Tiyatrosu aynı ekiple başka bir oyun isteyebilir bizden, ama cast diye de bir şey var. Ama başka bir oyunda ben olmayabilirim ya da başka arkadaşlarımız. İlla yirmi kişinin bir arada olması gerektiğini de sanmıyorum, ayrıca dışarıda da ekibin farklı oyunlarda, gösterilerde, konserlerde olacağı işler olacaktır, o yüzden kalabildiğimiz kadar bir arada kalırız, başka işlerde bulunur sonra tekrar toplanabiliriz.

Müzikal oyunculuğu dışında başka yaptığınız çalışmalar var mı, onlardan da bahsedelim?
Oyunculuk dışında koreograf olarak çalışıyorum, Ajda Pekkan’ın geçen seneki yaz konserlerinde çalıştım, özel tiyatrolar ve Devlet Tiyatrosu’nun birçok oyunun mutfak kısmında çalışıyorum. Mesela en son Adana’da Define Adası adında yeni bir çocuk oyunun müzikal versiyonunu yaptık. Müziklerini ben ve Okan besteledik, aynı zamanda Mete Şahinoğlu’nun metniydi. Dediğim gibi ben, işin biraz mutfak kısmında da çalışmayı seviyorum. Onun haricinde kendi verdiğim konserler var, özellikle bu sene biraz kendimle ilgili solo konserlere başlamak istiyorum. Yani solist olarak da sahnelerde olmayı planlıyorum. Ayrıca, gelecek dönemlerde gerçekleştirmeyi istediğim yeni projelerim de var.

Bu işi seyirciyle buluşturduktan sonra, sizin yanınızda olduğunu söyleyen ve sizin hiç beklemediğiniz sürpriz isimler oldu mu?
Oyunumuzu ilk olarak Şehir Tiyatroları Genç Günler Festivali’nde izleyiciyle buluşturmuştuk. Bizi izleyenler arasında Göksel Kortay, Haldun Dormen, Gül Sunal ve kadrolu Devlet Tiyatrosu sanatçılarında bir sürü oyuncu vardı ve izleyen herkes bu oyununun kesinlikle repertuara girmesi gerektiğini söylüyordu. Hatta sosyal paylaşım sitelerinde sayfalar açıldı, bu oyun repertuara girsin diye. Biz bu tepkileri hiç beklemiyorduk, zaten oyun Devlet Tiyatrosu’na girdikten sonra da o tepkiler artarak çoğaldı.

Sahne adına, elinizde istediğinizi değiştirme hakkı olsaydı bunlar neler olurdu?
Tiyatro ve müzik adına spesifik söylemlerde bulunamam ama yapılan işlerin kalitesi için bir şeyler söyleyebilirim. Günümüzde artık sahneye koyulan bazı projelerin sanat adına değil, sürümden kazanmak düşüncesiyle sahnelendiğini düşünmekteyim. Mesela şu an biz Devlet Tiyatrosu’nda ve kaliteli bir işin içindeyiz ama dışarıya çıktığımızda ve hatta Devlet Tiyatrosu’nun içinde bile bunu görmek bazen zor oluyorsa, hepimiz için dileğim kaliteli işlerin içinde, sanatımızı yaparak yolumuza devam ediyor olabilmemizdir.

Umut vaat eden genç oyuncular olarak, ilerideki hedefleriniz neler?
Geçen gün Haldun Dormen hocayla otururken bana ne yapmak istediğimi ve bundan sonraki planlarımı sordu. Ben de gerçekleştirmeyi düşündüğüm projelerden bahsettim ve onun bana söylediği tek şey, “ben senden korkuyorum, sen aklına koyduğunu yaparsın” oldu. Evet önümde yapmak istediğim projeler var ama şimdi sadece kendime bir çalışma planı çıkartıp yoluma bakmak istiyorum.

Son olarak eklemek istediğiniz neler var?
Sidikli Kasabası adına son olarak söylemek istediklerim; bu bizim için büyük bir maceraydı, amacım Türkiye’de müzikali yaymak, bakın burada bu gençler bunları yapabiliyor dedirttirmek ve aslında ileride bilirkişi haline gelmek. Bu bize sunulan büyük bir ödül ve şans aslında. Bize inananlara buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum.

Ayrıca Sidikli Kasabası olarak, biz bu işe kocaman bir aile olarak başladık. Yola devam ederken, tatsız bir durum sonucunda Güniz’i sonsuzluğa uğurladık. Güniz bedenen aramızdan ayrıldıktan sonra, onun rolünü kimseye vermedik ve replikleri aramızda paylaştık. Ama biz her akşam Güniz ile oynuyoruz bütün oyunlarımızı. Bütün oyunlar Güniz’e ithafendir ve her akşam oyunumuzu izlemeye gelen seyirciler fuayede de Güniz’in fotoğrafın görürler. Bizim için Sidikli Kasabası, Güniz ile bütünleşmiş durumdadır.