Ayçe Özyiğit

Kurtlar niye ot yemez? Çünkü bunu onun için yapacak bir başkası vardır.

“İntiharın Genel Provası”, oyununun özet repliği bu olsa gerek. Dünyayı iyiler ve kötüler olarak ikiye ayırmakla başlayalım önce. Başkalarını kullanmaya alışmış, başkalarının sırtından geçinmeyi bir meziyet sanan o insanlar hala burada bizimle birlikteler. “Ne zaman gitmişlerdi ki?”, dediğinizi duyar gibiyim. Sizlerin iyi niyetini kendi bencil çıkarları uğruna kullanacak olan o insanlar aramızda. Bir an için “bu defa da güveneyim insanlık öldü mü?”, diye sarıldığınız, ama elinde bıçakla sizi bekleyen tüm o insanlar işte karşımızdalar. Sen, iyi olan! Maalesef tüm bu sana yapılanlara alışmak zorundasın. Yarı yolda bırakılmaya, sırtından vurulmaya, verilen sözlerin tutulmamasına, kullanılmaya… Hepsine alışman gerekiyor.

…Ve kötü olanlarla başa çıkma yöntemini bulmak da yine senin görevin. Çünkü maalesef ki sen azınlıksın. “Sorunu ben çıkarmıyorum ki, niye çözümü ben bulmak zorundayım” diye sorarsan da en baştaki sorumuza geri dönmüş oluruz. Sahi kurt neden ot yemez?

“İntiharın Genel Provası”, Tiyatroadam’ın bu sezon bizlerle buluşturduğu 2. oyunu. (Diğeri Kafkas Tebeşir Dairesi). Duşan Kovaçeviç’in yazdığı, Bilge Emin tarafından çevrilen oyunun yönetmeni Emrah Eren. Emrah Eren’in geçen sene yine Tiyatroadam ile birlikte çalıştığı “İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?” oyununda da harikalar çıkardığını görmüştüm. Nitekim bu oyunda da beni yanıltmadı. Tiyatroadam ekibi ile kimyasının da oldukça tuttuğu bu oyunda çok daha net anlaşılıyor. Umarız ki ekip çok uzun süreler birlikte çalışmaya devam eder.

Oyunun kadrosunda yer alan isimler ise Erdem Akakçe, Fatih Koyunoğlu, Kadir Çermik ve Selen Öztürk. Kadir Çermik iyi niyetinden sömürülen, kaybetmeye mahkûm o iyi adam rolünde oldukça başarılı. Hatta role o kadar yakışmış ki, birisi çıkıp sizden sömürülmeye elverişli, kandırılma potansiyeline oldukça yatkın saf insan tarifi istese hiç düşünmeden onu işaret edebilirsiniz.

Erdem Akakçe birbirinden farklı karakterleri oynamakta oldukça başarılı. Her rolün hakkını fazlasıyla vermiş diyebilirim. Aynı şey Selen Öztürk için de geçerli. Kendisi, hayat verdiği bu karakterde oldukça başarılı iş çıkarmış.

Fatih Koyunoğlu’nu bu zamana kadar seyrederken hep şunu hissederdim: Kendisi başrolde olsa bile fazlasıyla sade oyunculuğuyla hep bir geri planda kalma durumu olurdu. Bu oyunda ise tam aksi olmuş. Her bir oyuncunun oyunculuğunu çok sevdim. Gerçekten Emrah Eren’in rejisiyle birleşince tüm oyuncuların harika iş çıkardıklarını düşünüyorum, ama ben bu oyunda nedense en çok Koyunoğlu’nu sevdim. Sizler de izlerken göreceksiniz ki bu zamana kadar oynadığı tüm karakterlerden oldukça farklı bir Koyunoğlu var sahnede.

Geçen sezon 15. yıllarını kutlayan Tiyatroadam ekibi bu sezon karşımıza 2 oyunla çıktı. Ekibe ve çıkardıkları işlere saygım ve beğenim oldukça fazla… Bu nedenle Tiyatroadam ekibinin oyunlarını her sene büyük bir heyecanla beklediğimi söyleyebilirim. Sahnedeyken ekibin birbiriyle uyumunu hemen fark edeceksiniz. Dahası dışarıdan bir oyuncu ekibe yeni dâhil olsa bile çok kısa sürede ve hiç zorlanmadan ekiple uyumunu sağlayabiliyor. Sanki çok uzun yıllar birlikte çalışmışlarcasına sahnede aralarında hiçbir tezatlık hissetmiyorsunuz. Böyle bir büyüsü var ekibin.

Ve oyunları da bir o kadar değerli. Çünkü özellikle derdi olan ve önemli bir şeyler söyleyen, bu önemli şeyleri söylemekten asla çekinmeyen oyunları seçiyorlar. “İntiharın Genel Provası” da o oyunlardan birisi. Oyun bize şunları söylüyor: “İyi insan olmaya çalıştıkça, doğruluğun, dürüstlüğün tarafında yer aldıkça sistem her zaman seni ezecek. Çünkü bu dünya (nedense) kötülerin yanında…”

Düzeni değiştirmek mi? Kesinlikle sanmıyorum. Düzeni değiştirmeye çalışmak bir yana kendimiz olarak kalmayı başarmak dahi zor. Kaybettiğimiz için köprülere çıkmadan, yenildiğimiz zaman olduğumuz yerde durmadan kendimiz olarak ilerleyebilmek bile bir o kadar zorken kahraman olmaya çalışmak kimin haddine. (!) Tabii o ufacık umut ışığını da söndürmemek gerekiyor. Ne zaman ne olacağı da pek belli olmaz. Belki iyi insanlar sanıldığı kadar azınlık değillerdir ve günün birinde saklandıkları yerden çıkma cesaretini gösterirler, bilinmez.

Oyunun kendisini çok zorladığını samimi şekilde itiraf etti Emrah Eren. “Şu ana kadar sahnelediğim oyunlar arasında beni en çok zorlayan, köşeye sıkıştıran metin bu oldu sanırım.”diyor. “Çünkü bu metin fazlasını kabul etmiyor, kusuyor; “benim yolum bu, başka yola girmem, dene bak göreceksin” deyip meydan okuyor resmen. Başka yollar da denedim, düşündüm; ama beni kendi gerçeğine hapsetti bu metin. Bu gerçeği kabullendim ve metinle inatlaşmayı bıraktım. Ben de oyuncular gibi metnin akışına bıraktım kendimi ve galiba iyi de yaptım. Ama bir daha kendine yönetmen değil, esir arayan böyle bir metin sahnelemeye kalkar mıyım, açıkçası bilemiyorum.” Ekiple olan uyumunu en başta yazmıştım. Kendisi de Tiyatroadam’ın BBT’den sonra ikinci evi olduğunu açıklıkla dile getiriyor. Kendisini de o ailenin bir ferdi olarak görüyor, aralarındaki samimiyetin de yaptıkları işlere fazlasıyla yansıdığını dile getiriyor. Emrah Eren’in oyuna dair söyleyecekleri ise şu şekilde devam ediyor: “Oyunun özeline gelirsek, işin neredeyse tamamına yakını masada şekillendi diyebilirim. Öncelikle cast aşamasına aşırı bir titizlik gösterdik. Bu oyunu oynayacak ekibin zeki, yetenekli, kıvrak ve aynı zamanda tecrübeli oyunculardan oluşması gerekiyordu. İçtenlikle söyleyebilirim; bu ekibi oluşturamasaydık, bu oyunu sahnelemekten vazgeçecektik. Metin bizden oyunculuk adına çok şey bekliyor çünkü. Çok katmanlı bir metin “İntiharın Genel Provası”. Oyun içinde oyun, yalan içinde gerçek, gözyaşı pınarında kahkaha, hangisi palavra, hangisi doğru… Kime göre, neye göre, nereye göre… Tüm bunları üst üste eklediğimizde hem matruşka hem labirent hem de sarmal özelliği olan bir oyun var karşımızda. Elimizdeki bu malzemeden özdeki hikâyeye ulaşmaya çalıştık başta. Herkesin kendi hikâyesini tutması ve savunması gerekiyordu çünkü. 2,5 ay süren büyük bir bulmaca oldu oyun bizim için. Öyle bir bulmaca ki, yanlış yola saptığınızda da sizi kendi gerçeğine döndüren, “ben buradayım ve böyle çözülmeyi bekliyorum” diyen bir bulmaca… Anahtarı kendinde saklı yani… Anahtarın metnin içinde olduğuna ikna olduğumuzda gerisi çorap söküğü gibi geldi. Dört virtüöz oyuncunun kendilerine değil oyunun ve canlandırdıkları karakterlerin hikâyelerine odaklanmalarını sağladığımda benim işim bitti diyebilirim. Gerisini zevkle izledim ve hala izliyorum.”

Oyun bitiminde nedense yine Tiyatroadam ekibinin iki sezon önce sahnelediği 5.Frank oyununda geçen bir replik takıldı dilime. Şöyle diyordu ekip;

Neden zengin hep zengin?
Neden yoksul hep yoksul?
Neden insanlık yoksun adaletten!
Soralım bakalım sesimizi duyurabiliyor muyuz: İyi insanlar! Neredesiniz?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here