Nevzat Süs: “Tiyatro Kolektif Bir Yüzleşmedir”

Yavuz Pak
3474 Görüntülenme

Dünyayı sarsan korona virüs salgını 11 Mart itibarıyla “resmen” ülkemize de giriş yaparak ekonomiden toplumsal yaşama, politikadan sanata yaşamın tüm alanlarını sarstı. Seyirci ve sahnelenen oyun sayılarının ivmelendiği bir sezonunun bitimine daha aylar varken, salgın nedeniyle birdenbire tiyatrolar kapandı; tiyatrocular da seyircileriyle birlikte evlerine kapanarak ne zaman biteceği bilinmeten bir karabasanın içinde buldular kendilerini…

Büyük bölümü prekarya koşullarında (sigortasız, esnek mesai saatleri, yevmiye usulü çalışma, süreksiz ve düşük gelirli işler) yaşayan tiyatro emekçileri, kendi yağında kavrulmaya çalışan özel tiyatrolar, bodrum katlarındaki sahnelerinde bir sonraki oyunlarının bütçesini denkleştirmeye çabalayan  bağımsız tiyatrolar… Oyuncusundan kostümcüsüne, ışıkçısından dekorcusuna kadar binlerce tiyatro emekçisi bu salgınla birlikte çok ciddi ekonomik sorunlarla yüzyüze kaldılar…

Tiyatro… Tiyatro… Dergisi olarak, içinden geçtiğimiz pandemi sürecinde tiyatroların yaşadığı somut, maddi sorunları yansıtmak ve tiyatrocuların bu sorunlar ve çözüm önerileriyle ilgili görüşlerini kamuoyu ile paylaşmak amacıyla Pandemi Sürecinde Tiyatrolar” başlıklı bir söyleşi dizisi başlattık.

Bugünkü konuğumuz Altkat Sanat Tiyatrosu’ndan Nevzat Süs…

Yavuz Pak: Tiyatronuzun ekonomik yapısı koronavirüs salgınından nasıl etkilendi? Sürecin olumsuz etkilerini telafi etmek için neler yapmayı düşünüyorsunuz? Son birkaç sezondur tiyatroda yaşanan nicel büyüme, maddi anlamda tiyatronuzu bu türden olağanüstü süreçlere karşı dayanıklı kılacak kadar etkili oldu mu? Sizce tiyatro emekçileri bu sürecin yaratacağı ekonomik depremden nasıl korunabilir? 

Nevzat Süs: Biz ve bizim gibi tiyatrolar, devamlılığını sürdürmek adına farklı ekonomik kaynaklardan beslenen tiyatrolar değiliz. Bizlerin tüm geliri seyircilerin aldığı “biletlerden” sağlanır. Kuşkusuz televizyon dizilerinde ya da dublaj yaparak tiyatrolarına katkı sağlayan sanatçılar da var. Biz de yapıyoruz zaman zaman. En azından dediğiniz bu nicel büyüme tüm konsantrasyonumuzu tiyatromuza vermemizi sağladı. Mutluyduk da bundan. Tiyatroyu yaşatmak ve yeni üretimler gerçekleştirmek adına sektörün başka kollarında çalışmak zorunda kalmadan ilerleyebildik.

Türkiye’de çalışanlar açısından devamlı bir savrulma söz konusu. Çalışma hayatının temposu onları duygusal olarak da travmalara sokmakta. İşveren çalışanı bir makine ya da makinanın parçası olarak gördüğünden, o cenahtan da bir beklentimizin olmaması gerekir.  Birçok yerde maaşlar yarı yarıya düşürüldü, pardon “dayatıldı”. Kâr sistemi üstüne kurulu olan kapitalizmde, patron 3 ay kâr etmese fabrikasını kapatmayacaktır. Oysa emekçilerde durum tam tersidir. 3 ay maaş ödenmemesi demek, onu ölüme terk etmekle eş değerdedir. Geçinmek için aldığı maaş dışında bir geliri olmayan emekçinin hayatı duracaktır.

Tiyatro emekçileri için de aynı durum söz konusu. Bırakın tam anlamıyla bir sosyal güvenceyi, çoğu freelanse ya da part-time çalışmakta. Hatta geçinebilmek için birden fazla tiyatroda çalışmakta… Birçok ülke, kültür alanında çalışan vatandaşları için “destek fonları” oluşturdu. Türkiye’de ise sadece “işverenler” için bunu görebildik. Kültür Bakanlığı, 55 gün bekledi ve sonunda paketini açıkladı. “Dijital Kütüphane(!)” Tiyatro sanatının gerçek sorunlarını çözmeyen günü kurtaran, “oyalama” içeren bir öneri. Biraz “sıtmayı gösterip ölüme razı etmek” gibi bir destek. Bir dizi koşulu var; tiyatrolar zaten bu koşullardan mustarip, vergiydi, sigortaydı bunları çözmek için çabalıyor, yasa değişikliği istiyor. Bizim gerçek sorunlarımız bunlar. Unutulmamalıdır ki, ülkenin ekonomik gücünü ayakta tutan, üretimi gerçekleştiren emekçilerse, “ruhunu ayakta tutan da sanatçılardır.” 

Yavuz Pak: Koronavirüs felaketinin, ekonomiden politikaya, sağlıktan eğitime toplumsal yaşamın pek çok alanında köklü değişimlerin önünü açacağı, dünyanın eskisi gibi olmayacağı söyleniyor. Sizce, bu süreç, Türkiye’nin -tiyatro alanında sübvansiyonları belirleyen- kültür politikalarında, ya da daha genel anlamda devlet-tiyatro ilişkisinde bir değişimin başlangıcı olabilir mi? 

Nevzat Süs: Olmasını umardık ama, Mart ayının ortasından itibaren gördüğümüz tablo bu değil maalesef. Olmadı… Türkiye’de bağımsız tiyatrolar kelimenin tam anlamıyla “kaderlerine” terk edildiler. Devlet kademesinde olanlar, seçilerek oraya geldiklerini her defasında unutup halkla kurdukları ilişkiyi “ulufe” olarak görmekteler. Biz bu ülkenin “yurttaşı değiliz.” Bırakın tiyatrocuları, hiç kimse öyle değil. Öyle olsaydı, aklımızla alay ederler miydi her seferinde?!

Durumu idare eden, oyalayan bir tarz görüyoruz. “Gerçek bir destek” söz konusu değil. Bunun için birçok alanda mücadele ediliyor aslında. Kadıköy Tiyatroları Platformu yerel kültür politikaları için yıllardır mücadele ediyor. Tiyatro Kooperatifi Kültür Bakanlığıyla görüşüyor. En son bildiğiniz gibi “Tiyatromuz Yaşasın” isimli bir imza kampanyası gerçekleştirildi 30 bin imza toplandı ve talepler netti. Vergilerden sigorta konusuna kadar “somut, net talepler” bildirildi. Şu an için devlet cenahında bir kıpırdanma yok. Büyük umutsuzluklar içinde baharla beraber gelen rengârenk çiçekler oldu “30 bin” imza… 

Yavuz Pak: Salgın sürecinde tüm topluma evde kalınması salık verilirken, milyonlarca işçi, emekçi hastalık riskiyle sokağa çıkarak çalışmak durumunda kaldı. Bu durum, ekonomik tercihler kadar, meslek örgütlerinin ve sendikaların zayıflığı olarak yorumlandı. Sizce, koronavirüs süreci tiyatrolar ve tiyatrocular için, asgari müştereklerde buluşmayı ve mesleki dayanışmayı inşa ederek sorunlarının çözümü için bir örgütlü bir mücadele vermenin önünü açabilir mi? 

Nevzat Süs: Sendikalar zayıf değildi aslında. Bile isteye zayıflatıldı. Yoksa bu düzen bu haliyle sürer miydi? Tarikatlar, cemaatler kendilerine alan açabilir miydi? “Yetmez ama evetlerle” bu güne geldik. Cumhuriyetin değerleri bir bir lağvedilirken, elbette bunun sorumluluğunu biz almayacağız. “Laikliğin” seküler yurttaşlar için olmadığını, dini ticaretin ana kaynağı haline getirmeyenlerin de sigortası olacağını göremeyenler, ülkeyi tarikatların kucağına itenler versin bunun hesabını… Biz durduğumuz yerdeyiz. 

Öyle umuyoruz, az da olsa örgütlülük var bu alanda. Fakat daha geniş alana yayılmalı. Az önce örneğini verdiğim “imza kampanyası” şu an için bir ivme oldu. Bunun sonucu olarak farklı bir alana doğru gideceğini umuyorum. Örgütlülüğü “en zor mesleklerden” biridir tiyatro. Asgari müştereklerde bile birleşmek zor. Bu zaman zaman elimizi kolumuzu bağlıyor. Meslekte uzun yıllarını geçirenler halen günü kurtaracak önerilerle ortaya çıkıyorlar. Köklü değişikliklere nedense “çekimser” davranıyorlar.

Örneğin, tiyatro biletinden vergilerin kaldırılması demek izleyenin cebinden daha az para çıkması demektir. Bunun anlaşılması zor olmasa gerek. Tiyatrolar “kamuya fayda sağlayan” oluşumlardır ve bir tacir gibi değerlendirilemez. Bu anlamıyla “sanat” yaptığımız konusunda bir miktar “hemfikir” olmakta yarar var. 

Yavuz Pak: Tiyatronun asal bileşeni olan “seyirciye”, bugün zor durumda olan diğer asal bileşenini temsil eden bir “oyuncu” olarak ne söylemek istersiniz? 

Nevzat Süs: Tiyatro sanatı bu ülkede çok fazla badire atlattı. Oyuncu olarak bizler de öyle. Benim için özel bir sezon olma niteliği taşıyordu bu yıl. “30. sezonum” tiyatroda. Salgınla mücadele ediyoruz, hem kişisel hayatımızı hem de tiyatromuzu yaşatmaya çalışıyoruz.

Ufukta görünen gelecek pek parlak değil, fakat Anadolu’nun “dayanışma kültürünü” hepimiz biliyoruz, bu bizim “izleyicilerimizle birlikte” başaracağız anlamına geliyor. Her ne kadar popüler kültürle boğulmuş olsa da, insanımız daha önce yüzünü nasıl sanata döndüyse bugün ve yarın da dönecektir. Drama; Yunanca’da “eylem” sözüne karşılık gelir. Tiyatro harekete dayalı bir sanattır ve aklıyla ruhuyla izleyicisine dokunarak, sersemletmeden gözlemlenmesini sağlar.

Tiyatro “kolektif bir yüzleşmedir.” Biz yine bu kolektif yüzleşmenin tarafları olacak; şarkılarımızla, gözyaşlarımızla, kahkahalarımızla hayatı yeniden yaratacağız. 

Yavuz Pak: Çok teşekkürler…

Nevzat Süs: Ben teşekkür ederim. Sevgiler…

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku