Robert Schild
(Tiyatro…Tiyatro…Dergisi’nin Kasım 2015 tarihli sayısından alınmıştır)

Değerli hocamız Dikmen Gürün’ün, çok şey öğrendiğim “Yıldız Kenter’in Hayat Hikâyesi”ni okurken, tiyatro ortamımızda (yine de?) değiş(me?)miş iki ana konuya takıldım. Bunların ilki, örneğin Vedat Nedim Tör’ün 1965 yılında Kent Oyuncuları Aylık Tiyatro Dergisi’nin 21. sayısında sitem ettiği ödenekli sanat ortamları eksikliği, diğeri ise bizzat Yıldız Kenter’in 1955’de Muhsin Ertuğrul’a Amerika’dan yazdığı mektuplarda değinmiş olduğu onlar/biz karşılaştırmasıdır…

0000000667617-1

Tör’ün bu sözlerinin “elli yıl sonra da geçerliliğini koruması düşündürücü…” olması (Gürün, a.g.y., s.132), ayrıca Hasan Ali Yücel’in 12.10.1958 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ndeki bir yazısında dile getirdiği, Devlet’in kendi tiyatrolarını da “politika dışı tutmalıdır” (s.77) çağrısının doğruluğu tartışılamazsa da, aynı kitaptan alıntıladığım Brecht hakkındaki “Ödenekli tiyatrolar yazara ve oyunlarına siyasi baskılar nedeniyle kapılarını kapatırken…” (s.127) gibi saptamalar, çok şükür gerilerde kaldı!

Yıldız Hanım Muhsin hocasına Kanada’dan yazdığı mektupta, orada izlediği oyunlar hakkında “Nasıl olup da bu kadar güzel şeyler düşünebildiklerine şaşıp şaşıp kaldım.” (s.59) derken, iki ay sonra da ABD’deki eğitimi sırasında şu yorumlarda bulunuyor: “Şimdiye kadar meşgul olmayı aklımdan bile geçirmediğim, halbuki mesleğim, kendim için şart olan ne mevzular varmış! İnsan ümitsizliğe düşüyor yani. Gerçi çalışmanın sonu yok ama işte insan bazen kendini ‘hiç’ hissediverince, birçok şeyler yıkılıveriyor.” (s.61)

50-60 yıl gerilere dayanan bu iki tanıklık karşısında, ayrıntılı bir “günümüzde durum nasıldır?” muhasebesine burada girişmek istemiyorum ancak onun yerine, yukarıdaki iki saptamamla ilgili olarak 26 Ekim akşamı İBBŞT Harbiye Muhsin Ertuğrul Salonu’ndaki galada gözüme/kulağıma takılanları bu sayfalarda paylaşmak istedim.

Sondan başlamak gerekirse, İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Erhan Yazıcıoğlu’nun “12. Gece” oyununun ardından yaptığı kısa konuşmada, (mealen) “sanat, her şeyi düzeltecektir” türündeki sözlerine a) kendisi, b) orada bulunan sanatçı ve izleyiciler, c) bu satırları okuyanlar “ne derece inanıyorlar?” demekten ziyade, yine de umudumuzu yitirmemeliyiz…

1

Zira, ana konumuza gelince, Shakespeare’in bu erken başyapıtıyla tüm salonu büyülemesini bilmiş olan yetmiş kişiyi aşkın sanatçı kadrosu, Türk tiyatrosu için umutlarımızı ziyadesiyle okşamış bulunuyor!

İBBŞT hakkında çok şey söylendi ve yazıldı son yıllar, aylar ve haftalar boyunca… Bunların bir bölümüne katılmamak elde değil ancak şurası kesindir ki, geçtiğimiz sezon Dergi’mizde eleştirisine yer verdiğim “Bir Yaz Gecesi Rüyası” ile başka bir ortamda irdelediğim “Hayal-i Temsil” oyunları, bu tiyatronun çok iyi şeyler de yaratabileceğinin canlı kanıtlarıdır. Diğer (ve daha anlamlı) adı “Nasıl İsterseniz” olan “12. Gece” ile de Shakespeare’in  400. ölüm yıldönümüne parlak bir giriş hazırlamış olan İBBŞT’yi ve bu büyük başarıya katkıda bulunan sanatçıları buradan içtenlikle alkışlamak, her gerçek tiyatroseverin gönül borcudur!

7

Sevgili Yıldız Kenter’in 50 yaş küçüğü olan yönetmen Serdar Biliş, şu ana kadar İngiltere ve Türkiye’de gösterdiği başarılarından öte, geleceği çok parlak görünen bir tiyatrocudur. İngiliz ekolünde yetişmiş olmakla, sahne sanatlarını asırlarca duyumsamış bu ortamda “mesleği ve kendisi için şart olan mevzuları” edinerek nice “güzel şeyleri” ülkesine sağlamış olmakla birlikte, “çalışmanın sonu yok” diyen kadrosuyla artık kendimizi hiç de “bir hiç” hissetirmiyor – ne dersiniz, sevgili Yıldız Hanım? Tabii ki, ödenekli bir sahnenin sağladığı mekân, donanım ve efekt gibi maddi olanakların desteği olmadan, böylesine zengin bir görsel şenlik yaratılamazdı ancak bu “hardware”/alt yapı, tiyatroyu iyi bilen bir “software”/yetenek olmadan, hakkıyla kullanılamaz… (Ne var ki, Serdar Biliş’in o üstün “software” özelliği, son iki sezondur neredeyse donanımsız Kadir Has Sahnesi’nde kotardığı “Savaş” oyununda, 180 derece “zıt” bir durumdan da nasıl üstün başarıyla çıkılabileceğini göstermiştir!)

“12. Gece”nin önündeki ciddi bir çekince, ondan birkaç gün önce İKSV’nin konuğu olarak birkaç gösterim yapmış Tiger Lillies’in dünyaca ünlü “Hamlet” yorumuydu!… Hiç kuşku yoktur ki, Danimarka Republique Tiyatrosu’nun gedikli yönetmeni Martin Tulinius’un rejisiyle Martyn Jacques’ın performansı ve müzikleri, bugüne dek edinmiş olduğumuz Shakespeare dağarımızın önemli bir kilometre taşı olarak kalacaktır – ancak İBBŞT & S.Biliş’den izlediğimiz bu görsel şölen de unutulacak gibi değil! Öte yandan ve “görsel” demişken, her iki yorum da özgün oyunların önemli çapta kısaltılmış uyarlamaları olmakla birlikte, “Hamlet”in ana iletilerinden hemen hemen hiç ödün verilmezken, “12.Gece”de Shakespeare’nin kimi –önemli/önemsiz– tiradı, ne yazık ki pek dışa vurulmuyor. Serdar Biliş’in bu yorumu daha çok eğlencelik bir curcuna olarak anımsanacaktır, özellikle Cem Yılmazer’in büyüleyici ışık ve video, Gamze Kuş’un sahne ve giysi tasarımları ile Gökçe Selim/Serkan Yavşan’ın efektleri, dahası Candan Baş’ın koreografisi – ve Çiğdem Erken’in sahne müzikleriyle!

5

Gerçekten de, bugüne dek nice başarılarını alkışladığımız (örneğin, 2007/2008 sezonunda “Savaş İkinci Perde’de Çıkacak” için Dergi olarak ödül verdiğimiz) Erken’in bu müzikleri, başlı başına ayrı bir paragraf hak ediyor… İkisi Can Yücel’in sözlerine yazılmış toplam dört şarkısı gerek beste, gerek yorum ve orkestrasyon açısından, tüm sahne müziklerinde olduğu gibi, seyircilerin hemen ilgisini çeken mükemmelliktedir. Oyunda kullanılan diğer iki şarkı ise, Irving Berlin’in 1935’den gelme o ünlü “Cheek to Cheek” ve Paul Anka’dan Gloria Estefan’a kadar onlarca vokalistin kayıtlarından bilinen “Goodnight My Love” parçalarıdır – ancak bu ezgileri bilmeyenleri düşünerek, onların program kitapçığında ayrıca bu şekilde zikredilmemesi, İBBŞT’nin bir ayıbı değil mi?!

Bu altı şarkıyı Susan Martin ile çalışmaları sonucu kusursuz biçimde seslendiren Soytarı Feste Özge Özder, Hizmetçi Maria’yı canlandıran Seda Fettahoğlu ile Oliva rolündeki Senan Kara Tutumluer, oyunu böylece başarılı bir müzikal’e de çevirmiş oluyorlar!

4

Serdar Biliş’in birlikte çalıştığı on beş kişilik oyuncu kadrosunun tümü özenle seçilmiş, çoğu İBBŞT’nin deneyimli sanatçıları olmakla birlikte, öne çıkan iki sanatçıyı burada özellikle belirtmeden edemiyorum… Bu kurumdan yetişmiş Senan Kara, “Kabare”deki Sally’den sonraki ikinci önemli başrolü olan Viola/Sebastian ile kanımca oyunun en başarılı kompozisyonunu sergilerken, İDT ve Tiyatro Pera’dan “konuk” olarak gelen Levend Öktem, (kimi yorumcuya göre oyunun asıl baş kişisi sayılabilen) Malvolio rolüyle Shakespeare’in komedi anlayışını en güzel şekilde dışa vurmakla kalmıyor, oyunun perde aralarında da büyük alkış alıyor. Keza, İBBŞT’deki başarılarıyla iyi bilinen Bennu Yıldırımlar (Kontes Olivia), Tolga Yeter (Damat Andrew) ve Kubilay Penbeklioğlu (Tobi Dayı) da rollerinin hakkını veriyorlar.

Tiyatromuz için her bakımdan umut verici bu yapım ile sezon iyi başladı – darısı devamının başına!…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here