ODTÜ’nün Verimli Tiyatro Toprağında “V.Frank”…

Sadık Aslankara
1830 Görüntülenme

Türk tiyatrosu, 1950’lerden 60’lara geçerken enikonu eşik atlamış, bir “altın çağ” yakalayıp 60’lar boyunca bunu sürdürmüştü. Yaşanan bu süreçte hiç kuşkusuz devletin ödenekli tiyatroları da önemli roller üstlenmişti, ancak böyle bir altın çağın yakalanmasında çok başka etkenler söz konusuydu yine de. Nitekim aynı tarihlerde İstanbul’da, Ankara’da birden ortaya çıkan özel tiyatro topluluklarının öncülüğü, bunlara yol haritası çizen sıra dışı liderler, amatör tiyatro birimlerinin seçenek oluşturan atılımları, üniversite gruplarının alanda ürettiği yüksek enerjili coşku niteliksel bağlamda, yanı sıra Eskişehir, Ordu, Samsun kentlerine uzanan tiyatro filizleriyse niceliksel olarak çok önemli rol oynadı. Bu arada bir bilimsel not olarak bu yıllarda Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Tiyatro Enstitüsünün açılmış olmasının da altını çizmek gerekiyor. 

Ne var ki 1950’ler zaten bütün sanat alanlarında, bu alanların dallarıyla türlerinde derin etkilenmelerin, kırılmaların yaşanmaya koyulduğu bir dönemdi, 1940 kuşağının da büyük katkısıyla yaşanan bu büyük değişim-dönüşüm atılımı, ilginçtir, demokrasinin alabildiğine zedelendiği bir dönemde ortaya çıkıyordu. Sanatsal üretimde, biçemsel değişimde yaşanan bu büyük dönüşüm üzerinde şimdilik kuramsal, eylemsel açıdan ne yazık ki gereğince durulmuyor. Tıpkı 1990’larla birlikte bütün sanat alanlarını içine katarak yaşanan büyük dönüşüm üzerinde durulmadığı gibi.

Bütüne yayılmış halde sanat alanlarında, yaklaşık elli yıl arayla yaşanan 1950-1990 dönüşümleri, uzunca süredir üzerinde durduğum bir sorunsal olarak kendime konu edinip işlediğim başlıklar oldu diyebilirim bu yüzden.

Ancak konuya gerek akademik gerekse popüler düzlemde gereğince eğilinmediği de ortada… Buna dönük araştırma, inceleme yapılmadığı için de tiyatromuzda yaşanan altın yılların artalanı tamı tamına ortaya çıkarılamıyor, bu nedenle genel anlamda sağlıklı bir tiyatro tarihimiz görece hep eksik kalıyor. 

Bunun için yukarıda andığım farklı başlıklar altında ayrı ayrı yoğun çalışma yapılması zorunlu.

Tiyatromuzdaki “Altın Yıllar”ın Artalanı…

Özel tiyatrolar ayağında eksiklik biliniyor zaten. Hangi özel topluluk hiç değilse görece kendi eksikliğini giderdi, söyler misiniz bana? Diyelim Ankara Sanat Tiyatrosu’nun tarihçesi kaleme alındı 1960’ların öncü topluluğu olarak, peki özel tiyatroların bu altın çağ için açtığı vahaya dönük ilkesel kesinlemeler getirilebildi, bundan sonuçlar üretilebildi mi?

Söz konusu eksiklik öteki konu başlıklarında da geçerli. Amatör tiyatro birimleri için ne ölçüde kaynağa sahibiz dersiniz? 

Sözgelimi yıllar önce S.Sıtkı Tekmen’in Ankara Deneme Sahnesi (1956-1997) / 41 Yılın Tarihi (Ankara Deneme Sahnesi yayını, 1998) çalışması üzerine Şenol Tiryaki’nin Ankara Deneme Sahnesi (1956-…) ve Tiyatro alt başlığıyla yayımladığı Amatör (Kendi yayını, 2013) adlı çalışmanın yanına Atila Alöge’nin Genç Oyuncular alt başlığıyla yayımladığı Hayat Ağacında Tavus Kuşları (Mitos-Boyut, 2007) adlı kitabını da ekledikten sonra bunlar dışında kaç yapıt sayabilirsiniz?

Sonra Genç Oyuncular’ın başlattığı “Türkiye’nin ilk tiyatro ve kültür şenliği olan Erdek Şenliği’ni” (Alpöge, 5) nereye koyacaksınız?

Kentlerde filiz veren tiyatroları artık hiç katmıyorum hesaba. Peki ya üniversiteler? Tiyatromuzdaki altın çağın artalanında çok önemli rol üstlenen, üstelik bunu on yıllardır aksatmaksızın sürdüren, yüzlerce genci tiyatroyla buluştururken ülkemiz tiyatrosunu da yükselterek eksiksiz bir işlev sergileyen üniversite tiyatrolarımız için neler söyleyebiliriz? 

İTÜ, ODTÜ, Boğaziçi Oyuncuları bu bağlamda öncelikle adlarını anmamız gereken topluluklar olarak öne çıkıyor.

 

Orada Bir ODTÜ Oyuncuları Var, İzlemesek de…

Yarım yüzyılı aşkın geçmişe dayanan ODTÜ Oyuncuları’nı, baştan bu yana sürdürdükleri bu yoğun emekli çalışmalarıyla yeterince tanıyor muyuz? Topluluğun Ankara’da gerçekleştirdiği kent ufkunu genişletip geliştirici ODTÜ Tiyatro Şenliğinin bir model olarak tiyatromuz kadar üniversitelerimizle Anadolu kentlerimiz açısından taşıdığı önemin de altını çizelim bu arada. 

Bir topluluğu, onun oyunlarını, sahne eylemleriyle çalışma alanlarını, uzanımlarını bilmiyor olabiliriz, ancak bu durum, işlevselliği yönünden topluluğun taşıdığı değeri, önemi eksiltir mi? 

Nitekim ODTÜ Oyuncuları’nın da, gerek tiyatromuzun altın çağına yönelik yaptığı katkıyla gerekse öteki üniversite topluluklarının sağladığı, binlerce genci tiyatro sanatıyla yoğuran yaklaşımıyla Türk tiyatrosunun ön açıcı lokomotifleri arasında sayılması gerekiyor. 

ODTÜ Oyuncular’ından bu son dönemde izlediğim oyunların, bende bu izlenimin daha da pekişmesine yol açtığını söyleyebilirim gönül rahatlığıyla. Erdinç Durak rejisiyle sahnelenen Friedrich Dürrenmatt’tan V.Frank da doğrusu kayda değer bir sahne plastiğiyle, görsel-işitsel soyutlayımla gerçekten göz doldurucu bir açılımla geldi sahnede önümüze. Erdinç Durak’ın bu başarılı rejisinin de altını çizmek gerekiyor.

Gerçekten de öykünün, kendi soyutlayımı içinde aksamasız aktarılabilme becerisi yanında, hemen her sahneye gösterilen özen, karakterlerin verilişinde öne çıkan emek ilk ağızda dikkati çekiyor. Buna yönetmen Erdinç Durak kadar tüm oyuncuların özel yansıtımını da eklemek doğrusu ya, hak bilirlik olacak. 

Bütün bu güzelliklerle V.Frank, insanın gözünü alıyor diyeyim özetle. Ötesinde tam anlamıyla bir seyir şöleni çıkıyor ortaya.

 (Çevirmen adını göremedim nedense. Tahsin Saraç’ın mı çeviri, kimin? Ama basılı bir kâğıt da yok ki elimde.)

ODTÜ’nün Verimli Toprağından Fışkıran Tiyatro Bereketi

ODTÜ Oyuncuları’nı, yansıttığı sinerjik bütünsellik, Stanislavski’nin orta malı olmuş deyişiyle sahnede oyuncuyu değil onu sahnede var eden kavrayışı öne alan ODTÜ’deki verimli tiyatro toprağının sürekli bakımını yapan o kutsal oyuncuları da sıralamalıyım elbette.  

Ali Talep, Anıl Tatar, Arzum Gökçe Köle, Baturalp Yücetürk, Bengüsu Fal, Berkay Ege İmamoğlu, Bilal Bilin, Doğucan Bulut, Ece Aylin Özdemir, Eda Günday, Elif Arslaner, Erdinç Durak, Ezgi Çakmak, Funda Çelik, Haydar Atcı, Irmak Dudular, Kaan Uğur, Mahir Ulaş Yeşil, Melisa Arapkirli, Muhammet Türk, Neslişah Canbaz, Nurefşan Bolat, Onur Bilen, Saba Jabbariyoun Moghaddami, Sezen Çetiner, Şilansu Başoğlu, Simge Özdemir, Tuğçe Bayır, Ümran Köken, Yaren Kılıç, Yasemin Abra, Yiğit Taylan Uğur, Yiğit Yılmaz, Yunus Arif Kesmez, Yüsra Katı, Zeynep Begüm Keleşoğlu, Zeynep Yenen.

Mutlulukla izlediğim oyunun ardından, baştan sona bana eşlik eden yazar, gazeteci arkadaşım Süreyya Köle’yle birlikte tüm topluluk üyeleriyle söyleşmek, ayrı bir heyecandı kuşkusuz. 

Sırada öteki oyunu var topluluğun:  Max Frisch’ten Biedermann ve Kundakçılar.

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku