Tolga Polat

1998 yılında ilk kez Off-Broadway’de sahnelenen rock müzikali “Hedwig ve Angry Inc” Yılmaz Sütçü çevirisi ve Barış Arman rejisi ile Kazan Dairesi tarafından İstanbulda ilk kez sahneleniyor… Müzikalin yazarı, aynı zamanda ilk dünya prömiyerinin de başrol oyuncusu olan John Cameron Mitchell

(hedwig poster bask375 50x70 3.psd)

İskoçya doğumlu (d.1963) Mitchell, babası Amerikan ordusundan emekli bir general olduğundan, Colorado’daki askeri yerleşkelerde büyümüş ve Katolik okullarında eğitim görmüştür… Kendi hayatından esinlenerek kaleme aldığı “Hedwig ve Angry Inc”; Hedwig adlı transseksüel bir rock müzisyeninin, bestelerini çalan eski sevgilisinin peşine düşüşüne odaklanıyor… Hedwig’in Doğu Almanya’dan Amerika’ya kadar uzanan hikâyesi, aynı zamanda ruhunun derinliklerinde diğer yarısını bulmaya çalıştığı, bazen eğlenceli, bazen de travma boyutunda dramatik bir serüven… Daha önce 16 ülkede, 13 dilde sahnelenen müzikal, Tony Ödülü dahil pek çok ödül kazanmış… Bir Amerikan askerinden boşandıktan hemen sonra Mitchell’ların evinde çalışan ve aynı zamanda Kansas’ta fuhuş yaptığı bilinen bir Alman bebek bakıcısının, Mitchell için “Hedwig” karakterine esin kaynağı olduğu da bilinmekte… 2001 yılında Christine Vachon’un yapımcılığında yine John Cameron Mitchell’in yönetmenliğinde ve Hedwig rolünü üstlenmesi ile sinema uyarlaması da yapılan müzikal, gişede beklenilen başarıyı sahne performansına göre yakalamamış olmasına rağmen film, Sundance Film Festivali ve Los Angeles Film Eleştirmenleri Derneği tarafından ödüle layık görülmüştür…

1970’lerin başında gelişen bir tür olan Glam Rock; göz alıcı kıyafetler, değişik makyaj ve saç stilleri ile cinsiyet kavramı üzerine yeni bir bakış açısı oluşmasını sağlamıştır… Sokaktan gelmiş, özellikle sosyal içerikli konulara değinen, olabildiği kadar bağımsız olup, bunu kıyafetlerinden müzik tarzlarına kadar çok sert şekilde ifade eden glam rock, özünde özgürlüğü ifade ederken, sınırsız olarak “her şey her biçimde ifade edilebilir olmalıdır!” duygusunu ön plana alan bir tür. Erkeklerin kadınsı, kadınların da erkeksi vokallerle şarkı söylemesi, androjen ve anti-cinsiyetçi bir duruşa ön ayak olmuştur. Bu dönemden sonra Glam Rock temsilcileri her zaman cinsiyetçiliğe karşı sert bir tavır sergilemişlerdir. David Bowie, Garry Glitter, Lou Reed gibi sanatçıların bu dönemde bu tür ile ün kazanmış olmaları, bugün onların Glam Rock’ın temsilcileri olarak anılmasını sağlamıştır. Günümüzde Glam Rock türü aktif olarak devam etmese bile, miras bıraktığı felsefe hala bazı sanatçılar üzerinde etkisini sürdürmektedir.

hedwig-ve-angry-inch-1

Yazar Mitchell ve oyunun müzik bestecisi Stephan Trask, ruhun öbür yakası hikâyesini, temelde özgürlük, isyan ve acı kavramı üzerinden şekillendirmiş… Hedwig’in bu özgürleşme mücadelesini en iyi şekilde anlatabilmek adına Rock’ı tercih etmiş olmaları elbette nedensiz olamaz… Rock müzik bildiğimiz gibi Blues adlı müzik türünden doğrudan etkilenmiştir. O nedenle Blues felsefesini incelemeden, Rock müzik felsefesinin incelenmesi mümkün değildir. Blues’u icad eden siyahlar, beyazlardan gördüğü zulüm karşısında sitemlerini üstü kapalı bir şekilde belirtmişlerdir… Bunu gittikçe geliştiren Blues sanatçıları bu sitemin üzerindeki örtüyü yavaş yavaş kaldırmaya, müziklerini de aynı şekilde daha açık hale getirmeye başlamışlardır… Sözlerin ve müziğin sitemi yansıtması artık gittikçe isyan boyutuna girmesi ile Rock, adını duyurmaya başlamıştır… Özetle Caz’dan etkilenen Blues artık Rock’ı doğurmuştur… Rock müzikte elektrogitarın kullanılmasının en büyük sebebi, ses efektinin kulakları tırmalayıcı tınısının isyanı ve acıyı en iyi şekilde yansıttığının düşünülmesidir… Bu sebeble Hedwig’in hikâyesi de içindeki müziğin yansıması ile isyanı, acıyı ve özgürlüğünü sembolize etmektedir…

Dikenli ve elektrikli tellerle çevrilmiş, makinalı tüfeklerin yerleştirildiği, çelik kapanlarla ve mayın tarlalarıyla desteklenmiş olan Berlin Duvarı’nın 1989 kasımında yıkılışı, Hedwig için de özgürlüğün bir işaretidir adeta… Biraz makyaj yapar, o şarkıyı çalar ve peruğunu takar… Kendini ruhunun derinliklerinde hissettiği gibi, en özgür bulduğu haliyle asla vazgeçemediği tutkusu müziğe tekrar döner… Küçük yaşta babasının istismarına uğrayan Hansel gitmiş, yerine yıkmaya cesaret edemeyeceğimiz güçlü bir Hedwig gelmiştir…

hedwig-ve-angry-inch-2

Ve yaratıcı kadro… Kazan Dairesi tarafından şarkı sözleri dahil aslına sadık kalınarak yapılan Türkçe uyarlama son derece başarılı… Yönetmen Barış Arman, oyunu günümüz Türkiye’sine yönelik vurguların da yapıldığı dinamik bir sahnelemeye dönüştürmüş… Çoğu zaman interaktif, kimi zaman Huysuz Virjini anımsatan, bazı anlarda Yeşil Kabare havasını oluşturan, kimi bölümler de ise Brechtyen kabareleri yansıtan ve kendisini “Glam Rock Müzikali” olarak tanımlayan bu çalışmaya,  geleneksel bir bakış açısı ile bakmak istediğimizde bir tür karmaşası yaşayabilme ihtimalimiz elbette var… Ancak unutmamak gerekir ki Edinburgh vb. bir festivalde yabancı topluluklardan birinden izlemiş olsak son derece çağdaş bir sahneleme olarak ellerimiz kızarana kadar hiçbir tür karmaşasına takılmadan alkışlayacağımız da kesin… Biz de olunca “bu ne şimdi !” demek yerine günümüz çağdaş tiyatro sanatının bir yansıması olarak ilerici bir değerlendirme ile sahnelemeye bakılmasının daha gerçek bir yaklaşım olacağını düşünüyorum… Bu yüzden ben müzikali çağdaş bir sahneleme olarak yorumladım… Tür karmaşasına hiç takılmadan Yılmaz Sütçü’nün hayli zor olan koca apartman topuklar ve o kostümler içinde iki saate yakın canlı performansını hayranlıkla izledim… Daha önce Tiyatro Müzikalci tarafından sahnelenen Dorian Müzikali’nde izlediğim Sütçü, bu kez Hedwig performansı ile bir önceki sahne performansının çok üzerinde bir sahneleme ile rolünü nefeslendiriyor… Yaratıcı düş gücü ve fiziki devinimine sesiyle canlı olarak eşlik ettiği, sahici kullandığı söyleyiş biçimi ve şivesi ile Sütçü, seyirci ile sıcak bir dialog kurarak oyunun ilk iki dakikası içinde seyirciyi oyununa dahil etmeyi başarıyor… Sahne’de Ayşe Günyüz, Sütçü kadar rolünde rahat olmasa da birlikte yakaladıkları uyum ile altta kalmadan rolünü dengeliyor… Sahne tasarımı Cemal Yiğit Sütçü’ye, kostüm tasarımı Tanju Babacan’a Işık tasarımı Önder Arık’a ait… Kostüm, dekor ve ışık uyumu adeta Hedwig’in mutfaktaki fırının içinden gelen Lou Reed ve David Bowie şarkıları gibi müzikale organik bir bağla eşlik ediyor… Başta müzik direktörü Didem Atasoy olmak üzere orkestrada başarılı performansları için Kaan Bıyıkoğlu, Sinan Altınparmak, Can Kalyoncu, Eren Turgut’da hiç şüphesiz alkışı hak ediyor…

Doğu Berlin’den Amerika’ya hatta İstanbul’a uzanan Hedwig’in hikâyesi, klişelere takılmadan kendi dramatik kurgusu içinde ve Yılmaz Sütçü’nün cesur performansı ile mutlaka izlenecekler listesinde yerini hakkı ile alıyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here