Olmak Saklanmaktır

Yunus Bektaşoğlu
1201 Görüntülenme
Olmak Saklanmaktır

Olmak saklanmaktır, diye bir giriş yapacak olsam yekten Kobo Abe’den destek alırım. Konuya girmeden önce bir tiyatro metninin “Değil”i hakkında konuşmak gerekiyor. Nedir tiyatro metninin “Değil”i? Tiyatro metni pek çok “Değil”den bir araya gelmiş bir olumsuzlamadır aslında. Ne tek başına okunan bir metin ne de sahnelenen bir eserdir. Sahneye konulduğu esnada bile dışlama yani saklanma vardır. Metin oyuncuya, sahneye veya seyirciye saklanır. Bu durum biraz da Lacan’ın Bakmak ile görmek arasındaki ayrımına benzemektedir. Bu yüzden biz aslında tiyatro metninde eserin bize baktığı noktayı ararız. Daha farklı bir söylemle Robert Barthes’ın “sapıkça” olarak tanımladığı noktayızdır. 

Kobo Abe bizde daha çok romanları ile bilinen bir yazar. Bunun yanında öyküleri ve tiyatro oyunları da mevcut. Fakat ne hikâyeleri ne de tiyatro metinleri Türkçe’ye kazandırılmadı maalesef. Umarım bu sitem bir karşılık bulur. Kobo Abe’nin Başkasının Yüzü, Kumların Kadını ve Kutu Adam romanlarında ana izlek olarak saklanma, gizlenme durumları işlenir. Konuyu iyice derinleştirebilmek adına romanlardan kısaca bahsetmek gerekiyor. Başkasının Yüzü romanında Kobo Abe, bir kaza sonucu yüzünü kaybeden birinin hikâyesinden bahseder. Kumların Kadını romanında ise tamamen kumlarla kaplı bir alanda hapsedilmiş birinin öyküsü anlatılırken Kutu Adam romanında kutunun içinde yaşamaya karar veren birinden bahseder. Dikkat edilirse her üç romanda da Kobo Abe saklanma, gizlenme durumlarından bahsetmektedir. 

İşte bu saklanma eylemi bir “Değil”dir. Buradaki “Değil” bir olumsuzlamadan öte anlama sırt çevirmedir. Sahneleme açısından bakıldığındaysa oyunun “Değil”i yani gizlendiği nokta oyuncudur. Bu anlamdadır ki oyuncu bir anlama/anlamsızlığa  sırt çeviriştir. Dördüncü Duvar olarak kabul edilen ve aslında olmayan bir duvar üzerinden gerçekliği elde eden oyuncu aslında belirsizleşmesine katkıda bulunduğu bir gerçekliğe savaş açmaktadır. Burada karşımıza bir “Değil” de olmayan bir duvar olarak çıkmaktadır. Bir anlamda bu duvar, insan olarak birikmiş olan seyircinin oyun karşısındaki belirsizliğidir. 

Metnin Yasaklanması olarak ele aldığımız olguyu şimdi bir adım daha öteye taşıyalım; Metnin Yasaklaması diyebileceğimiz bir olgu olarak dönüştüreceğiz. Metnin kendi doğası, benliği olarak açığa çıkardığı yasak, bilinen yasak ve kural olgularının tersi yönde ilerler. Yani metnin ortaya koyduğu yasak, bir tabuyu benimsemez, aksine tabunun kendisini reddeder. Bu reddediş sayesindedir ki “Gerçek” bir tepkinin açığa çıkması durumu olarak belirir. Metin Yasaklama eylemi sayesinde insan oluşa dair her şeyi sorguya çeker. Bu sorgu yüzündendir ki oyuncu “Ben” olarak değil bir parantez olarak açığa çıkar. Oyuncu da Sadık Hidayetvari bir sesleniş ile “Kendimi gölgeme anlatma arzusu” diyebileceği bir çığlık atar. Nasıl ki metin yasağını veya “Değil”ini yazı ile ortaya çıkartıyorsa oyunu da kendi “Değil”ini silerek, yok ederek açığa çıkartır. 

Bu haliyledir ki sahneye baktığımızda sürekli kaçan bir bakışı yakalamaya çalışırız. Aslında görmeyiz, bir kayboluşu benimseriz. 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku