M.Sadık Aslankara

GalataPerform’un bugüne dek gerçekleştirdiği etkinlikler görmezden gelinse bile oyun yazarlığımıza getirdiği, bu bağlamda kazandırdığı paha biçilmez katkıyla adını tiyatromuz tarihine en azından bu çabalarından ötürü yazdıracağı kesin.

Gerçekten de uluslararası festivale dönüştürdükleri Yeni Metin Yeni Tiyatro kavrayışıyla resmi ödenekli toplulukların yapmayı düşünemediği ya da başaramadığı bir etkinlik organizasyonunu yıllardır aksamasız sürdürebilmesi, başlı başına “başarı” göstergesi. Çünkü yapılan sunumlar, etkinliklerin düzeyini göstermeye yetiyor.

Nitekim son yıllarda topluluktan izlediğim her oyunda bu niteliksel yoğunluk yükselişini ele veren çabayı, oyun yazarlığımıza dönük yoğun emekli örüntüyü, bunların birer yansıması bağlamında tiyatromuzdaki dağar genişlemesini, sonuçta tiyatromuz için yapılan nefes açma çalışmalarını, bütün bütüne değilse de yeterince izleyebildiğimi düşünüyorum yine de.

Topluluktan izlediğim son oyunların da bu yaklaşıma dayalı kavrayışla ele alındığını gösteriyor zaten uygulamalar. Bu çerçevede söz konusu festival kapsamında bir yıl önce Ekim 2016’da ilk kez okuması yapılmış bir metinle buluştuk sahnede, mevsimin yine ilk oyunu olarak.

“Ayışığında Gökkuşağı”…

Serdar Kurt’un kaleme aldığı, Yeşim Özsoy’un yönettiği, Ayşe Lebriz Berkem, Özgün Çoban, Oğuz Öztekin üçlüsünün rol aldığı Ayışığında Gökkuşağı, her zamanki gibi inceliklerle örülü, duyarlı yaşam kesitleriyle baş başa bırakıyor seyirciyi.

Oyun, bizi yine aile içi bir gerçekliğin değişkesiyle buluşturuyor denebilir. Bu tür konuların, bütün dünyada önemli izlek halinde gezindiği görmezden gelinemez herhalde. Ne ki Serdar Kurt, ustaca yayıp yerleştirdiği ayrıntılara dayalı olarak çok ince bir duyarlık zinciriyle buluşturuyor bizi, bu çok bilinen aile izleğinin dramatik dolantısı içinde. Bu açıdan sağlam omurgalı, yan hikâyeleriyle dikkat çekici bir metin olarak nitelendirebiliriz Ayışığında Gökkuşağı’nı. Kadını yansılayan Ayşe Lebriz’in saltık anlamda bağışlayan, hoş gören, tüm yaşamını hep sevgilerle sürdürerek tamamlamaya çabalayan kadın karakterde kendisiyle, yer yer çatışıp yer yer uyuşarak ona eşlik eden genç iki erkekte, hakkını vererek oynayan Özgün Çoban’la Oğuz Öztekin’i ayrıca dengeleyici yanıyla oyundaki dinamizmi yükselttiğini de söylemeyi gerekli görüyorum.

GalataPerform’un Tiyatromuza Getirisi…

GalataPerform, ürettiği seçenekle, deneysel olana yatkınlıkla, biçemsel çeşitlilikle tiyatromuzu zenginleştiren topluluklardan biri. Dışarıdan bakan göz, kendi salonlarının baskılaması sonucu topluluğun, bir açıdan bu tür tiyatro yapmaya zorlandığı gibisinden kanıya varabilir belki, ancak onlar, kendilerini âdeta “alternatif tiyatro” için yapılandırarak yola koyulmuş kanısı uyandırıyor yine de insanda.

Salonlarının, olanaksızlık nedeniyle baskılaması nece ağırlık taşısa da GalataPerform, kendince geliştirdiği kavrayış yönünde bir tiyatro anlayışına yaslanmaktan vazgeçmiyor hiçbir zaman. Topluluk tarafından sergilenen oyunların genel bir yönsemeye bağlı kalmasına yol açıyor olabilir bu olgu. Örneğin çerçeve sahneden uzak olunması, seyirciyle birebir iletişimin yeğlenmesi türünde mekân baskısıymış gibi alınabilecek biçemsel özelliklerin, toplulukça doğrudan benimsenmiş öteki tutumların yine topluluğun yeğleyişi olduğu hemence görülebiliyor.

Böylesi kutu salon oyunlarının en büyük sıkıntısı bağlamında alınabilecek durağan atmosferi, GalataPerform’un hiçbir zaman yanına yaklaştırmadığını dile getirmek de bir hak bilirlik olacaktır zaten. Nitekim seyirciyi nohut oda bakla sofa salonlarında karşılayan topluluk, sahneledikleri hemen her oyunda seyircisini hoş sürprizle, şaşırtmacayla karşılıyor her seferinde.

İzleyiciyi bir yandan arayışa yöneltmek, öte yandan arayışını cevapsız bırakmamak için oyun aracılığıyla onlara şaşırtmacalı sürprizler sunabilmek, hem bu dar mekânın sıkıntısını bir ölçüde uzaklaştırıyor hem de görece salonun da hakkı verilmiş oluyor.

Yönetmen Yeşim Özsoy…

Bütün bunları başarmanın imzası olarak da alınabilir Yeşim Özsoy. Yıllar içinde izlediğim oyunlarında bir “Yeşim Özsoy rejisi” olarak nitelenebilecek kavrayıştan da söz edilebilir ayrıca bana göre.

Yeşim Özsoy, tiyatronun gerektirdiği bütün eylemleri kucaklamakla birlikte ayrıntılara dayalı reji yapıyor göründüğü kadarıyla. Bu çerçevede yönetmenin, sanatın ayrıntılarla yol aldığı gerçeğine yaslandığı olgusunu kendisine kılavuz yaptığı öne sürülebilir pekâlâ.

Ancak ayrıntıları göstermenin, onu öne çıkarmak olarak tasarlanmadığı, tersine bunların örtüklük içinde seyircide doğurtulmaya çalışıldığı da eklenmeli bu söze. Aynı şekilde duyarlıkların da duygusallığa ödün verilmeksizin, bu yönde bir kayma olmaksızın iç kıvılcımlanmasıyla ortaya çıktığı ilk bakışta görülebiliyor nasılsa.

Evet Yeşim Özsoy’un teknikte öne çıkan bir yanı buysa, kavramsal açıdan, insanın kendisini, ötekilerini sorgulamasını, kadın sorunsalına dönük didiklemeye girişmesini de bunların yanına koymak gerekiyor.

GalataPerform, düşmeyen bir enerjiyle sürdürüyor yolculuğunu. Bize de, kendilerine eksiksiz destek vermek düşüyor, o kadar.

Ayışığında Gökkuşağı’nı, gönül rahatlığıyla bu mevsim izleyeceğiniz oyunlar arasına ekleyebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here