Latif Acarlıoğlu

İngiliz yazar Michael Frayn (Doğum: 1933)’in yazıp, çevirisini Lale Eren’in yaptığı, İngilizcesi “Noises off” olan “Oyunun Oyunu” başlıklı eser, 2017-2018 sezonun dört yeni oyunundan biri olarak Eskişehir Şehir Tiyatroları Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı’nda perde dedi. Büyük usta Haldun Dormen’in yönettiği bu oyunda Berkay Akın (Garry-Roger), Özlem Baykara (Brooke-Vicki), Çiğdem Altuğ (Belinda-Flavia), Gamze Demirer (Dotty-Bayan Clackett), Nagihan Orhan (Lora) Mustafa Kılıkçı (Lloyd), Yalçın Özen (Frederick-Philip), Özgür Onan (Selsdon-Hırsız), Alp Sunaoğlu (Tim) olmak üzere tam dokuz kişi rol almakta.

Konusuna kısaca bakacak olursak; adından anlaşılacağı gibi oyun içinde oyun tekniği üzerine kurulmuş bu gösteride, sigortasız çalışan bir tiyatro grubu üç aydır “Çırılçıplak” adlı oyunu sahneye koymak için prova yapmakta. Maliyecilerle başı belaya giren Flavia-Philippe Brent çifti bir süreliğine kır evlerini terk edince, hizmetçi Bayan Clackett “fırsat bu fırsat” deyip evin keyfini çıkarmak ister. Aynı amaçla, emlakçı Roger, evin boş olmasından yararlanıp kız arkadaşı Vicki’yle kaçamak yapmak ister. Ev sahipleri Brent’ler de aniden dönünce, evdekiler birbirlerinden saklanarak durumu idare etmeye çalışırken, hırsız Selsdon’un pencereden içeri dalması işleri iyice karıştırır. Hele de Vicki’nin hırsızın kızı çıkması, hesapta olmayanın olması anlamına gelen fars türünün sınırlarını zorlamaya başlar. Bundan sonra, oyuncular evde bulunan sekiz kapı ve bir pencereyi kullanarak birbirlerinden kaçmak ve saklanmak isteyecek, aksilikler, sıkıntılar, birbirini kovalayacaktır. Oyun dışı bağlamda ise yönetmen ve oyuncuların rol, ezber ve diksiyon atışmaları yanında, aralarında yaşadıkları aşklar bu kargaşaya tuz biber eker. Böyle bir ortamda, oyunu kotarmaya çalışan ve kendisi de şahsen oyunculardan birine âşık olan yönetme(ye)n Llyod’ın içinde bulunduğu durumu tahmin etmek hiç de güç olmasa gerek!

Aslında buraya kadar olanlar, iki perdelik bu oyunun birinci bölümünü oluşturmakta. İkinci perde, bir bakıma birincinin tekrarı. Diğer bir deyişle, birincide izlediğimiz bölümün kulisinde yaşanan aksilikler sergilenmekte. Bu nedenle, seyirci bazen oyunla oyunu karıştırır. Yani o anda “Çırılçıplak” mı oynanıyor yoksa kendi yaşamları mı bilinmez. Diğer bir deyişle, roller özel yaşama, özel yaşam oyuna karışır. Bu durumda, eserde geçen “Hayat tiyatrodur” sözleri doğruluğunu kanıtlamış olur. Ayrıca herkes rolünü karıştırır; suflör oyunculuk, oyuncu suflörlük yapar. Sahne amiri Lora ve tamirci Tim bile, asıl oyuncuya dönüşür. Her oyuncunun kendi derdi ve zaafı ortaya çıkarak gösterinin bir parçası olur. Özellikle yönetmen Llyod ile Brooke’un aşkı, oyuna damgasını vurur. Bu arada, Lora, Lloyd’a asılmakta ve karşılık da bulmaktadır. Nitekim Lloyd’un Tim’e aldırdığı bir buket çiçek, adres şaşırarak Brooke yerine Lora’ya gidince, en komik sahnelerden biri yaşanmış olur! Sonunda Llyod, poposuna batan ve batırılan kaktüsle cezasını bulur ki dikenlerin Lora tarafından teker teker ayıklanması en eğlenceli sahneler arasına girer. Derken her şey birbirine girer. Artık odalardan birinde kilitli kalan oyuncuyu mu sayalım, yoksa sahneye çıkma sırasını şaşıranı mı ya da pelerin ve kara çarşafın birbirine düğümlenmesiyle sahneye çıkması engellenen oyuncuları mı?

Her biri yaklaşık bir saat süren iki perdelik bu oyun, fars türünün derin izlerini taşımasına karşın birinci perde oldukça sıkıcı geçer. Bu nedenle, ilk perde kısa tutulsa çok daha iyi olurdu kanımca. Ama birinci perde ne kadar sıkıcıysa, ikincisi o denli eğlenceli olur. Asıl oyun sahnedeki değil, kulistekidir sanki. Diğer bir anlatımla, kulisi seyretmek, bir önceki sahneyi seyretmekten daha caziptir. Kuliste dekor da karmakarışıktır. Sandalyeler, tabureler, askıdaki elbiseler, pelerinler, kısacası hiçbir şey yerli yerinde değil. Oyunun başlamasına kalan süre bile sorun oluşturur. Lora ve Tim’in birbiriyle çelişkili olarak oyunun başlamasına 10, 6, 5, 3 dakika kaldı gibi anonsları birbiriyle çelişir ve gülmece tekrar prim yapar. Özellikle de tempo yüksektir; herkes koşar, bırakalım yerinde duranı, yürüyen bile yoktur! Kısacası, ikinci perde o kadar hızlı oynanır ki dokuz oyuncu aynı anda sahnede koşuşturunca, seyirci ne zaman nereye bakacağını şaşırır. Sanatçıların bu hızda bir oyunu tüm sezon boyunca sürdüreceklerini düşünürsek, bahar aylarında kilo kaybedeceklerini öngörebiliriz!

Oyunculara gelince; oldukça başarılılar, genelde bir standartlık hâkim! Herhangi bir aksaklık göze çarpmıyor. Yine de – salondaki alkışlar bir ölçüt ise- iki oyuncunun daha fazla alkış kopardığını söyleyebilirim. Belinde alet edevat çantası asılı, tamircilik ve dublörlük yapan Alp Sunaoğlu ve hırsız rolünü üstlenmesi yanında, sürekli şişe peşinde koşup sarhoş olan Özgür Onan ön plana çıkmakta.

Oyunumuzda dekor da, işlevselliği nedeniyle oldukça önemli. Her şey, modern döşenmiş iki katlı bir evde geçmekte. Alt kat duvarları yeşil ve mor, üst kat pembe ağırlıklı. Sahnenin her iki tarafında iki büyük salon çiçeği yanında, şömine dikkat çekmekte. Oyunun amacına uygun olarak tam sekiz kapı tasarlanmış; üçü birinci katta, beşi ikinci. Ayrıca kapı görevi yapan bir de pencere mevcut. Dokuz oyuncunun rol aldığını düşündüğümüzde, her birine bir kapı düştüğünden, ne kadar çok girip çıkmaya ihtiyaç duyulduğu kolayca anlaşılır.

İkinci perdede, dekor tamamen değişir; önceki dekorun -demir ağırlıklı- kulisi ana dekora dönüşür. Teknik olarak mümkün olur muydu, bilmiyorum ama dekor tamamen dönerli olsa çok daha iyi olurdu. Yine de bazı gösterilerde uzun süren sahne değişimi, burada çok acele yapıldığından seyircileri sıkmıyor. Ayrıca değişikliklerin müzik eşliğinde olması, geçişi eğlenceli hale getirmiş.

“Oyunun Oyunu”nu ilk bakışta, seyircileri eğlendirmekten başka işe yaramayan kaba güldürü, yani düşündürmeyen basit bir komedi olarak algılanabilir. Ancak biraz dikkatli bakıldığında, durumun pek de öyle olmadığı anlaşılır. Bir kere, tiyatro sadece sahnede sergilenen oyundan ibaret olmadığı vurgulanır. Birçok arka plan var ki bunlardan biri de kulis! İşte ikinci perdede, kuliste yaşananların ne kadar önemli olabileceği gösterilmekte. Çünkü sahne dışında yer alan yönetmeni, oyuncuları, sahne amiri, suflörü, dublörü, hatta dekordaki arızalar için tamircisi bile olan bir tiyatro topluluğu söz konusu. “Çırılçıplak” adlı oyunu hazırlarken çekilen güçlükler yanında, oyun “perde” deyince, kuliste yaşanan sorunlar, sonunda da “çevrimsel” bir yapıyla tekrar başa dönülmesi, bize her yönüyle tiyatro seyrediyor izlenimi vermekte. Kuşkusuz bunlardan da önemlisi, reji ve tiyatro grubu farklılığı başta olmak üzere, her oynandığında birbirinden farklı bir gösteri seyretmeye hazır olmamız gerektiği vurgulanmakta.

Kısacası, zengin bir yapı sunun Oyunun Oyunu’nu kaçırmanın büyük bir kayıp olacağı açık! Başta oyuncular olmak üzere, emeği geçen herkesi kutluyorum, özellikle de yönetmen H. Dormen, yardımcı yönetmen H. Kuş, dekor, kostüm, ışık tasarımcıları B.Özdoğan, T.Kale ve A.R. Tekin’i.

Fırsat bulanların izlemesi dileğiyle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here