Özlem Ünaldı

“Bir defa, benim için her şey yarımdır. Yazılmış en “tamamlanmış” olduğu söylenen sanat eseri dahil. Hayatın kendisi yarımken ve tarih boyunca herkes bir şeyleri yarım bırakıp gitmişken “tamam” diye bir durum, hal, vaziyet, ahkâm yok bence…” Özen Yula

Canım Özen, insan neden yazar?
Sanırım, ihtiyaç duyduğu için. Ya da liste yapmak gibi gündelik zorunluluklardan. (Gülüşmeler…)

Ne yazıyorsun bu günlerde?
Bir oyun. Ama devamı nereye gider, şimdilik bilemedim.

Sahnede ya da sette karşımıza çıkan metinlerde ya yazım dilinden ya da çeviri zaafından kaynaklı “konuşma dilinde olmama” gibi bir durumu halâ yaşıyor olmamız hakkında ne düşünüyorsun?
Bu konuda ciddi düşünüyorum. Aslında o konuşmaların hayata çok yakın ama gündelik yaşam gerçekliğinin üstünde olması gerek.

Ah! Nefis…
Araya hafif süsleme, anlatı hüneri, ritim katmalı. Bunun da bir ölçüsü yok. Yazanın yaşamışlığına, birikimine ve görgüsüne göre değişiyor, dönüşüyor. Anlatılanın aleladelikten uzak bir dille anlatılması gerektiğini düşünüyorum. Yoksa replikya da diyalog yazmanın manası ne? Çevrede konuşulanın aynısını koyalım, ne kadar berbat bir vaziyette ve sıkıcı varlıklar olduğumuzu görelim. Kimse de izlemesin.

(Gülüşmeler…) Elbette çare usta yazarlar ve senaristler… Peki duygu, karakter analizi ve oyun/konuşma diline hakimiyetimiz,  biz oyuncuların da “kalemi elimize almak” için bir cesaret kaynağı olabilir mi? Oyuncunun yazması, çeviri yapması konusunda ne düşünüyorsun?
Oyuncunun yazmasının kendisi için iyi olacağını ama yazarlığa yöneliyorsa orada kendi durumunu bir sorgulamalı diye düşünüyorum. Zira oyuncu oynamak istediğini yazarsa bütünü gözden kaçırır. Oysa bütün karakterlerine eşit mesafede durmalı. En iyisine de en kötüsüne de. Elbette kayıracakları olur. Ama metinde karaktere yazar olarak övgüler düzdüğünü belli etmemeli. Kendi zaaflarına yenilip kişilerde ve olaylarda inandırıcılık ve tutarlılıktan vazgeçmemeli. Daha da önemlisi samimi ve sahici olmalı. Olay Mars’ta da geçse samimiyeti barındırır.

Oyuncunun yazmak konusunda avantajlı/dezavantajlı olduğu yerler ne peki?
İşin mutfağını bilmesi, mesleği gereği çok gözlem yapması, eğer iyi bir oyuncuysa zaaflarının farkında olması, hırs ile azmin farklı şeyler olduğunu algılaması ve hırsına gem vurması avantaj noktaları olur bence. Yaptığı işten çok kendini önemsemesi ve bunun hiç farkında olmaması ise sonunu getirir. Bir de insanın derdi kendisiyle ve yaşadığı devir-devranla ilgili olmalı; başkalarıyla uğraşarak ya da kendini başkalarıyla kıyaslayarak iyi yazar olunmaz.

İyi yazılmış şeyler sihirli bir yoldan ulaşıyor kitlesine… Peki kötü yazılmış şeyler, daha doğrusu yanlış, eksik, zayıf yazılmış şeyler neye neden oluyor?
Bir defa, benim için her şey yarımdır. Yazılmış en “tamamlanmış” olduğu söylenen sanat eseri dahil. Hayatın kendisi yarımken ve tarih boyunca herkes bir şeyleri yarım bırakıp gitmişken “tamam” diye bir durum, hal, vaziyet, ahkâm yok bence… Ama eksikliğine rağmen tamamı oynayan, kerameti kendinden menkûl eserler ve sahipleri var bu dünyada. Onlar da kendi gibi olan okuyucusuna, seyircisine ulaşıyor. Derme çatma olan derme çatma olanı sırtında taşır. Yıkılana kadar… Dünya hali bu. Elbette ana dilini bilinçsizce deforme eden, az okuyan, az okuduğu için de bunların daha önce çok büyük ustalar tarafından ustalıkla yapıldığını bilemeyen çok sayıda yazarlık meraklısı var. Ama onlar da deneyecek, yanılacak, daha iyi yenilecek ve belki bir gün öğrenecekler. Eksik okuyan, bilenler de hayatla eğitilir diye evvel zamandan kalma bir ümidim var.

Kavramların manâsı çok değişti. Eh onca yaşanandan sonra elimden sözlük düşmüyor diyebilirim. Çağımız “dil”i iletişim aracı olarak tanımlasa da sözler en büyük tıkanmayı yaratıyor sanki… Kelime haznesini büyütmek, dile hakimiyet, konuşarak/yazarak iletişimi kuvvetlendirmek için ne gibi adımlar önerirsin?Kelimelerin içerikleri çok mühim. Hangi kelime hangi manaya geliyor; bunu anlamak gerek. Bir kere çevrede birkaç sözlük bulunmasını öneririm. Anadilinizin sözlüğü ile beraber, atasözleri ve deyimler sözlüğü, Osmanlıca-Türkçe sözlük, argo sözlüğü işinize yarar. Elbette bu çok kişisel bir düşünce; daha çok okuyarak da öğrenir insan. Bir de çok iyi yaratıcı yazarlık temrinleri yaparak, ustaların yazmak üzerine düşüncelerini ve teknik incelemelerini okuyarak kendini geliştirebilir. Hergün bir miktar yazması gerekir insanın. Yine bunlar kendi deneyimlerim.Ustaları dinlemek, gelişmelerini takip etmek mühim. Yazdıklarınızı bekletip iki-üç ay sonra yeniden ele alıp bir o zamanki aklınız ve gözlerinizle okuyun. Kendi hatalarınızı anlamaya ve dilin iç mantığını çözmeye çalışın. Bunların yararı olur diye düşünüyorum.

Bu söylediklerin çok heyecanlandırıyor beni! Yazım yaratıcılığını canlandırmak, uyandırmak için sır verir misin biraz?
Sırlar hap şeklinde yutturulabilirmiş gibi gelmiyor bana. Ama ustalardan yazarlık seminerlerini takip etmelerini, iyi atölyeleri araştırmalarını öneririm. Bir de yaşamayı ihmal etmesin kimse. Kendinize ket vurarak, yaşamaktan korkarak devam ederseniz oradan iyi yazılar çıkmaz. Hem hayata yazık olur hem yazıya.

Yazmaya niyetli olanlara önereceğin, rehberliğine güvendiğin kitaplar var mı?Ursula K. Le Guin’in “Dümeni Yaratıcılığa Kırmak” kitabı. Hikâye kavramı üzerine doğru düzgün kuramsal inceleme kitapları. Elbette bunlar var olanı geliştirmek üzerine kurulu kitaplar.

Sosyal medyada yazdıkların bir çok kişi tarafından hayatı kolaylaştırıyor, güzelleştiriyor, farkında mısın?
Teşekkür ederim. Öyle diyorlar. Özellikle bazen yolda, bazen gittiğim yerde yanıma gelip bu durumdan söz ediyorlar. Edebiyatta bu kadar doğrudan tepki almak pek olası değil. Sosyal medyada ise durum çok daha dolaysız ve doğrudan.

Ne okuyorsun bu aralar?
Oyunlar, birçok oyun, fazla sayıda oyun. (Gülüşmeler…)

Teşekkür ederim!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here