1977-78 tiyatro dönemi’nin başlamasına çok az süre kalmış. İstanbul Belediyesi’nin Kültür ve Sanat Işleri’nden, hem de Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği’nden sorumluyum. Birine asaleten’ diğerine ‘vekâleten’ atanıyorum. Emekli olan sanatçılar var, sözleşmeli (yevmiyeli) çalışanlar ve stajyer oyuncular var. Tümünün bağlantıları sona ermiş. Yeni döneme güçlü bir kadro ile girmek istiyoruz. Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan, Gülriz Sururi- Engin Cezzar, Genco Erkal gibi önemli sanatçıları Şehir Tiyatroları’na katmak için girişimde bulunuyorum. Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan’ın dışındakilerin koşullarını yerine getirmek olası değil. Ülkü-Özcan çifti, güç koşullarına karşın yine de kendi tiyatrolarını yeni bir salonda sürdürmek istediklerini söylüyorlar.

Münir Özkul’a ilk öneriyi daha önce yapıyorum; ancak başladığı bir film var, onu bitirmek istiyor. Doğal karşılıyorum. Haldun Taner’e anlatıyorum, Taner de görüşüyor Özkul’la. Ne ki, Özkul’un filmi tamamlaması gerekiyor. Bekliyoruz, bir ay kadar, Haldun Taner sabırsızlanıyor. Çetin İpekkaya, Münir Özkul’lu bir kadro ile “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”nı, Harbiye Tiyatrosu’nda (Muhsih Ertuğrul) sahneye koyacak. Münir Özkul’un dışındaki sanatçıların seçimini yapmış, bekliyoruz. H. Taner’le sık sık görüşüyoruz, biraz kaygılı, geciktikçe, M. Özkul gelmeyecek gibi bir duyguya kaplıyor. Oysa bana çok kesin sözü var Özkul’un. Sözüne inanıyorum Münir’in. LCC Sahnesi’nde olay olmuş bir oyunu, yeniden Şehir Tiyatrolara’nda ramp ışıklarına çıkarmak için hazırız. Birlik Sahnesi’nin oynadığı, 1969’dan tam dokuz yıl sonra yinelenecek bir oyun. 1973’de Devlet Tiyatrolarında sergilenmiş ama Taner’in Münir Özkul yorumunu unutması olası değil. Rolüyle özdeşleşen Özkul’u hepimiz dört gözle bekliyoruz. Harbiye Tiyatrosu, açılışından bu yana beklenen izleyici patlamasını bir türlü gerçekleştirememiş. Nedense sapa geliyor izleyiciye. “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı”, ‘perde-‘ diyor ve görülmemiş bir izleyici patlaması gerçekleşiyor. Kapalı gişeyi bu oyunla bu tiyatroda ilk kez yakalıyoruz… İzleyici, iki dönem aynı sahnede büyük bir coşku içerisinde izliyor oyunu. Bir dönem tutan oyunu, ikinci dönem Şehir Tiyatroları’nda afişte tutulmama gibi bir anlaşılmaz geleneği var. Bunu da kırıyoruz, üçüncü dönem, Fatih Sahnesi’ne götürüyoruz oyunu. Burada oynanırken, Bulgaristan Başkonsolosluğu’ndan telefonla arıyorlar. Bulgaristan Tiyatro Sanatçıları Birliği’nin başkanı ile Sofya Şehir Tiyatrosu’ndan iki tiyatro sanatçısını konuk ediyoruz bir gece. ikisinin yanında oturuyorum; büyük bir dikkatle izliyorlar oyunu. Arada bir yavaş sesle bana bazı sorular soruyorlar. Ara verildiğinde, geniş açıklamalarda buluyorum, İvan Vazov Tiyatrosu’ndan olan Birlik Başkanı sanatçı, oyunu Bulgaristan’a davet ediyor; Bulgar Tiyatrosu’nun ve özellikle Doğu ülkelerin tiyatrolarının yakından izlemekte olduğunu biliyorlar. Antrakta, konumuz biraz da Bulgar Tiyatrosu oluyor. İkinci bölümü de ilgi ve şok ile izliyorlar. Oyun sona eriyor, “bravo” diye bağıran iki Bulgar sanatçısı, bu kez önde oturanlar tarafından alkışlanıyorlar. Kulise gitmeyi, Münir Özkul’u kutlamak istediklerini söylüyorlar. Az sonra kulise geçiyoruz. Münir’in boynuna atılıyor ve Türkçe sunturlu bir küfür sallıyor Münir’e, iyi Türkçe konuşan Bulgar sanatçı, Ermeni asıllı olduğundan, övgü anlamında bu küfürü ediyor (buraya yazmak güç.) Münir de ona sarılıyor, tüm sıcaklağıyla, bir kez daha çok iri gövdeli sanatçıyı yanaklarından öpüyor. Sonra Birlik Başkanı, çok güzel sözlerle Münir’e bir kez daha alkış tutuyor. “Böyle usta ve sıcak sanatçı vardır ama dünyada sayıları da çok azdır”diyor.

Aynı yıl, Kıbrıs’a aynı oyunu götürüyoruz. Kıbrıs’ta Münir Özkul, filmleriyle tanındığı için, orada da görülmemiş bir izleyici ile karşılaşıyoruz. Rauf Denktaş, sahneye gelip Münir Özkul ve diğer sanatçılarımızı kutluyor. Tüm kadro çok başarılıydı. Konu, Münir olduğu için salt Özkul’dan söz etmemin nedeni bu. 1979-80 dönemine girerken. Sadık Şendil’in “Kanlı Nigar” adlı oyununu sahneliyoruz. Temmuz 1980’de Uluslararası İstanbul Festivali için “Kanlı Nigar”, Rumelihisar’da sergileniyor. Başta Aydın Gün olmak üzere, birçok yabancı konuklar “böyle şey görmedik” diyorlar. 12 Eylül oluyor, Askeri yönetim, İstanbul Belediyesi’nde “terör” havası estiriyor. Genç subaylar geliyor tiyatroya. Münir Özkul onlarla görüşmesi sırasında (hep birlikteyiz) “Kanlı Nigar”daki oyunda geçen “Paşam da, paşam” sözcüklerinin Türk subaylarını düşük gösteriyor diye, bu ve buna benzer sözcükleri sansür etmek istiyorlar, istemek ne sözcük, emir buyuruyorlar. Bir süre daha bekliyor Münir Özkul. Önce Kuledibi’ndeki Psikiatri Kliniği’ne gidiyor, orası da Bakırköy Ruh Sağlığı Hastanesi’ne gönderiyor ve ardından Şehir Tiyatroları’ndan istifa ediyor.

Sansüre ve gelecek yönetime karşı çıkmak için tiyatrodan istifa ediyor.

Hayati Asılyazıcı

Kaynak: Tiyatro… Tiyatro…, Temmuz 1996, Sayı: 61.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here