Özlem Erben Yazdı: Romandan Sahneye “Dönüşüm” Öyküsü

editor
392 Görüntülenme
Özlem Erben Yazdı: Romandan Sahneye “Dönüşüm” Öyküsü

Zamanın askıya alındığı, uzamın belirsizleştiği bir evren… Bunaltıcı, tekinsiz ve yoksun… Yoğun bir sessizlik… Bu sessizliğin içinde görüyoruz onu, Gregor Samsa’yı… Hareketli bir yatağın üzerinde kâbuslarıyla boğuşurken, sesi, ruhu, bedeni en baştan tanımlanıyor… Üzerine sinmiş başkalığın içinde deviniyor durmadan… Rengi değişiyor her şeyin, sabahın, zamanın ve onu sarmalayan kasvetli odanın… Salona adım atar atmaz, sahne ışığının altında kıvranan bembeyaz bir bedene doğru çekiliyor seyirci… Gregor Samsa’ya doğru… O gözlerini açtığında modern çağ insanının alegorisi başlıyor… Seyirci ile öykü arasında bırakılan o incecik sınırda, sahne “dönüşüme” uyanıyor.  

Alegorik yapısı gereği farklı okumalara olanak veren ve katmanlı bir yapıya sahip olan Dönüşüm öyküsü, Kadıköy Huzur Palas Pasajı’nda bulunan Alt Kat Sanat’ın meydan sahnesinde 2017 Tiyatro Sezonundan bu yana seyircisiyle buluşuyor.  Yeni sezonda turnelere ağırlık veren topluluk İzmir, Adana, Antakya, Hatay gibi şehirlerin sahnelerine konuk olmaya devam ediyor. Müge Saut tarafından uyarlanan eserin performansla taçlandırılması ve sahnelemede klasik anlatının dışına çıkılması oyunun başarısında önemli bir rol oynuyor. Mim, Buto, Fiziksel Tiyatro gibi farklı disiplinler oyunculuk tavrını ve rejiyi tanımlayan; sahne üzerinde yaratılan etkiyi ve anlamı güçlendirme işlevi gören başlıca öğeler olarak dikkati çekmekte. Modern insanın içinde bulunduğu yabancılaşma durumundan, bürokratik öğelere, kapitalist sistemin bireyin yaşantısına olan etkisinden, varoluşsal kaygılara kadar birçok farklı tabanda reji imkânı sunan öykü, sahneye toplumsal çürümenin mimarı olan kapitalist sistem ve bireyin içine düştüğü yabancılaşma temel alınarak taşınmış. Nitekim hareketli bir zemin üzerinde devinen, gerek görünümü gerek tavırlarıyla insan dışı bir varlığı tanımlayan Samsa’nın acılarını görmeyen aile bireyleri, bir ölüyü anımsatan makyajları, fiyat etiketleri hala üzerinde duran yıpranmış elbiseleri, groteks tavırlarıyla yabancılaşmanın ve vicdani çürümenin temel görünümlerini sunuyor.

Kafka’da mekân aniden dönüşme uğrar ve öykü kişisini yabancılaşmayla sınayan bir varoluş ortamına hapseder. Bu durum kişiye özgürlük imkânı sunsa da onun için bir çıkış yolu üretmez. Oyunda Gregor Samsa’nın odasının merkeze alınması, tüm eylemlerin ve durumların bu merkez etrafında konumlandırılması Kafka’nın öykü kişisi için biçtiği bu yazgıyla örtüşen, sadece öykünün anlatı evrenine değil, topluluğun sahip olduğu “meydan sahne”nin yapısına da uygun düşmekte. Oyun metninde ve sahne anlatısında Böcek Gregor’un algı dünyasına göre şekillenen öykü akışına sadık kalındığı görülüyor. Dış dünyanın unsurları olan kız kardeş/anne/baba, öyküdeki belirti nesneleri olan keman/ besin/ses/elma/baston ile müdür/kiracı gibi bürokratik unsurların öykü izleğine göre düzenlenmesi anlatıya duyulan sadakati ortaya koyan başlıca öğeler. Buna ek olarak rejinin sahne anlatısına yeni bir karakter olarak eklediği “İç Ses” anlam ve eylem boyutunda denge yaratan bir oyun kişisi olarak dikkati çekiyor.  Zaman zaman anlatıcı görevini yüklenen bu karakter, sahne üzerinde kendini Samsa’nın duygularının ve düşüncelerinin dile getireni olarak var ediyor. Bu bağlamda Kafka’nın yarattığı dönüşüm evrenine herhangi bir katkı sağlamadığı için İç Ses’in gerekliliği zihinlerde bir soru işareti uyandırıyor. Zira öykü anlatısında dönüşüm, herhangi bir araca ihtiyaç duymaksızın, biçimden ziyade varoluşsal bir zeminde gerçekleştiği gibi mekân ve iç dünyadaki daralma üzerinden varoluş yeniden tanımlanıyor. Bununla beraber İç Ses, yabancılaşma sorunsalını sadece Gregor’un yaşadığı bir sorunsal olmaktan çıkarma ve seyirciyi aktif hale getirme gayretinin bir göstergesi olarak sahne üzerindeki yerini korumayı başarıyor. Bu oyun kişisi, kurmacanın içinden çıkıp seyirciye dokunan bir figür olarak, kaybedilen belleğin, yozlaşma ve duyarsızlaşmayla yitirilen insani değerlerin günümüzle bağını kuran önemli bir işleve sahip. 

Sıklıkla sanayi sonrası Batı toplumlarının ve modernitenin çıkmazlarını, bürokrasinin bağnazca işleyişini, bu bağnazlığa eklemlenerek yozlaşan aile ilişkilerini gözler önüne seren Kafka’nın Değişim öyküsü söz konusu gerçeği alegorik olarak açıkça ortaya koyan bir öyküdür. Eserde, bu alegoriye hizmet edecek şekilde insanının içine düştüğü zaafların, merhamet görüntüsünün altında gizlenen insafsızlık ve vicdani yozlaşmanın bir ürünü olan tahammülsüzlük aile fertlerinin davranışlarında açık edilir. Bu bağlamda oyun akışına aile fertlerinin kan dolu bir kâseden karınlarını doyurdukları bir sahne eklenmesi yaşadığımız çağın alegorisini sunan önemli bir ayrıntı olarak zihinlerde yer ediyor. Oyuncuların parmaklarına bulaşan kan, ailenin içinde bulunduğu yozlaşmayı ve vicdani çürümeyi açıkça resmediyor.  Bu resmin altına imzasını atan Yönetmen Müge Saut’un cesurca bir risk alarak dönüşüm metnini, disiplinlerarası modern bir yapılanma ile sahneye taşıması ve oyunculukların başarısı alışılmışın dışında bir rejinin doğmasını sağlamış… Dekorun sadece hareketli bir düzenek ve onun hemen arkasına konuşlanmış askıda asılı duran kemandan oluşması; diğer eşyaların mim kullanarak boşlukta var edilmesi performansı besleyen başlıca unsurlar… Bununla birlikte öyküde anlam üreten nesnelerden biri olan ve Samsa’nın sırtında açtığı derin yara ile onu ölüme götüren “Elma” sahnede reel olarak kullanılmış.

Klasik anlatımdan farklı olarak, deneysel bir bakış açısıyla sahnelenen Dönüşüm, performansla harmanlanmış oyunculuklarıyla görülmeye değer bir oyun. İç Ses’in mimarı Müge Saut, Baba Nevzat Süs, Anne Aydan Cömert, Greta Sena Yapar, Müdür ve Kiracı Selver Çavuş dinamik ve etkileyici bir oyunculuk ortaya koyarken; Gregor Samsa karakterine hayat veren Mehmet Selin Sağdıç başarılı ses/beden kullanımıyla zihinlere kazınan bir performans sergiliyor ve sahne üzerinde insansı bir yaratık var ediyor. Bu insansı yaratık, bembeyaz bedeniyle çiğ ışığın altında çaresizce kıvranıyor… Hayalleri, yalnızlığı, korkularıyla… Giderek yozlaşan zamanın içinde onu hareketsiz kılan dev bir böceğe dönüşüyor ya da yeni yeni duyumsuyor bir böcek olduğunu… Yaşamların bencillikle yoğrulduğu, duyarsızlaşmanın kol gezdiği bu çağda biletini “Dönüşüm”e alanlar, Gregor Samsa ile tanışıyor ve bambaşka bir sabaha uyanıyorlar. Belki de yeni bir besin arıyorlar kendilerine, nefes almak ve yaşamak için. 

ÖZLEM ERBEN

 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku