pinarUzun süredir tedavi gördüğü hastanede 17 Eylül günü yitirdiğimiz sevgili arkadaşımız Pınar Besen, 1965 İstanbul doğumlu.

Pınar Besen, Boğaziçi Üniversitesi İngilizce Mütercim Tercümanlık Bölümü’nden 1989 yılında mezun oldu. Ardından İstanbul Üniversitesi Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora  programını tamamladı.

1997-2000 yılları arasında “Osmanlı Edebiyat Modellerinin Oluşumunda Beylikler Döneminde Yapılan Tercümelerin İşlevleri” ve “14-19. yüzyıllarda Osmanlı Kültürünün Oluşumunda Çevirilerin İşlevi” başlıklı iki araştırma yürüttü. 1998 yılında İtalya’da Leuven Çeviri, İletişim ve Kültürler Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen 10. CETRA Yaz Programı’na katıldı. Yine aynı yıl, Hacettepe Üniversitesi tarafından düzenlenen Ulusal Çeviribilim Konferansı’nda “Çeviri ve Türkçe Tiyatro Söylemi” başlıklı bir bildiri sundu.

1989-2001 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde araştırma görevlisi, 2004-2006 yılları arasında Yeditepe Üniversitesi’nde eğitmen olarak görev yaptı. 2005 yılından bu yana İstanbul Kültür Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktaydı. Besen, akademik hayatının yanı sıra İngilizce ve Almanca dillerinde serbest çevirmenlik yaptı. Şiir ve makale çevirileri, söyleşi, eleştiri ve tanıtım yazıları çeşitli dergi ve yayınlarda yer aldı. Besen’in Japon asıllı İngiliz yazar Kazuo Ishiguro’nun ilk romanından yaptığı çeviri, ‘Uzak Tepeler’ adıyla Ağustos 2012’de Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı. Pınar Besen, en son Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’nin yazarları arasında ve Tiyatro Ödülleri jürisinde yer almaktaydı.

Sevgili Pınar için güzel bir şeyler yazmak istiyorum, ama sanki yazarsam o ölüm denen bilinmezi ona kolay yakıştırmış, kolay kabullenmiş olurum gibi geliyor. Çok erken gitti. Tiyatronun tüm alkışları onun için olsun…

Nihal Kuyumcu

***

Ragıp Ertuğrul’un kaleminden

Didi’ye veda…

1991 yılında başladığımız Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji yüksek lisans programı buluşturdu sevgili Pınar’la bizi. Zehra İpşiroğlu’nun bölüm başkanlığında açılan sınıfta topu topu sekiz öğrenciydik. Nihal (Kuyumcu), Kemal (Yiğitcan), Fakiye (Özsosysal), Pınar, ben ve şu an tiyatro camiası dışında olan üç arkadaşımız. Çok daha uzun yıllar aynı sıraları paylaştığımız arkadaşlarımızla bile yeterince bağ kuramıyorken, Pınar’la arkadaşlığımızda nasıl yirmi yılı devirebilmişiz?

Yoğun geçen bir eğitim dönemi boyunca hep birlikteydik; İstanbul Üniversitesi’nin çeşitli sınıflarında… Beyazıt’ın kafelerinde… AKM gibi, Taksim sahnesi gibi, Muammer Karaca gibi şimdi yerinde yeller esen tiyatro salonlarında… Çalışmalarında gösterdiği titiz yaklaşıma karşı benim rahatlığıma hayret edişlerini hatırlıyorum. Karşısındakine dinginlik veren yumuşak sesini, derin bilgisine rağmen aşırı mütevazılığını, mezelerle ve muhabbetle donanmış sofralarda keyif çatışını…

O Didi’ydi, ben Gogo… Absürd tiyatronun öncü yazarı Samuel Becket’in başyapıtı ‘Godot’yu Beklerken’ oyunundaki iki karakterin birbirine seslenişlerinde kullandıkları isimlerdi Didi ile Gogo. Ne zaman ve niçin karar vermiştik o Didi ben Gogo olmaya? Bu gizli bir koddu belki de aramızda. Oyun metninden alıntıladığım kısacık bir diyalog bile ne çok şey anlatıyor.

ESTRAGON: (gently.) You wanted to speak to me? (Silence. Estragon takes a step forward.) You had something to say to me? (Silence.Another step forward.)Didi…

VLADIMIR: (without turning). I’ve nothing to say to you.

ESTRAGON: (step forward). You’re angry? (Silence. Step forward). Forgive me. (Silence. Step forward. Estragon lays his hand on Vladimir’s shoulder.) Come, Didi. (Silence.) Give me your hand. (Vladimir half turns.) Embrace me! (Vladimir stiffens.) Don’t be stubborn! (Vladimir softens. They embrace.)

Seyredecek çok oyunlar, gezecek çok yerler, oturulacak çok sofralar, paylaşılacak çok anlar vardı… Bana birşey söylememekte haklısın Didi. O derece abartısız ve o derece sessiz yaşayarak bile öyle derin iz bıraktın ki, hiçbir şey söylemesen de olur artık. Hasta yatağındayken değil mi ki bakışlarımızla sarıldık, yine hep böyle sargın kalacağız. Sen rahat uyu…