Oyun yazarı ve ITI Türkiye Başkanı Refik Erduran, Yeni Birlik Gazetesi’nde 30 Mart’ta bir yazı kaleme almış, yazıda isim vermeden, çok ağır ithamlarda bulunmuş.  Kültür Bakanı’na başlığı ile yayımlanan yazıyı, olduğu gibi aktarıyoruz.

***

Kültür Bakanımıza

ODTÜ altmışıncı yılını kutlarken “Türk Sanatının Son 60 Yılı” konusunda bir referans kitabı yayımladı. Benden de tiyatro üstüne yazı isteme nezaketinde bulundular. Oraya gönderdiğim uzun raporun sonunda şunları anlattım:

Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne yeni atama beklenirken, pek az tanınan, DT’nin dışından bir adamın adı konuşulur oldu. Birkaç kişi telefon edip “Aman dikkat, tehlikelidir” diye alarm zili çaldılar. Son yılların en başarılılarından bir rejisör hanım.

“Ben iyi tanırım,” dedi. “Feci y….tır.”

“Tam ne demek o?”

“Ciddiyetsiz. Omurgasız. İlkesiz, tutarsız. Tek hüneri yanaşacağı insana şirin görünmek.”

Bunu duyduğumun ertesi günü söz konusu zat bir yardımcısıyla birlikte ziyaretime geldi. Mimaroba’daki Hacı Sayid pastanesinde buluştuk. Dil dökmelerini kesmek olası değildi. Tam üç buçuk saat sürdü. Dertleri ITI-UNESCO merkezinin desteğini sağlamaktı. Beni hiç tanımayan genel müdür adayı şahsıma hayranlığını anlata anlata bitiremiyordu. Merkez adına tek başıma konuşma yetkim olmadığını söyleyerek hiçbir vaatte bulunmadım. Yalnız DT’de nelerin aksadığına, düzelmeleri için neler yapılması gerektiğine ilişkin düşüncelerimi söyledim.

Onlar gittikten sonra pastanenin garsonlarından biri gülerek sordu:

“Pardon Refik Bey, merak ettik. O adam sizden ne istiyordu?”

“Bir şey istediğini ne biliyorsun?”

“Aman efendim, neredeyse kucağınıza oturacaktı!”

İki hafta sonra tekrar geldiler. Bu sefer pohpohlar iki saat sürdü. Benim söylediklerim üstünde düşünmüşler, hepsinin yüzde yüz doğru olduğuna karar vermişlerdi. Hayırlı atama çıkar çıkmaz uygulanmalarına başlanacaktı.

Hayırlı atama çıktı, aylar geçti, hiçbir uygulama başlamadı. Şirin görünme ustalığı daha da gelişiveren yeni yüksek bürokrat 2014 yılının Kasım ayında Ermenistan başkentinde yapılan ITI-UNESCO Dünya Kongresi’ne kendini davet edip delege gibi katıldı. Genel Sekreterin önünde birçok ulusal merkez başkanlarına temsil teatisi türünden vaatlerde bulundu.

Döndük geldik, yine aylar geçti. Yurt dışından mesajlarla vaatlerin niçin gerçekleşmediği soruluyordu. Ben de sayın Genel Müdür’ü arayıp sordum. Yanıt şaşırtıcıydı:

“Onları yaparım demedim. Yapmaya çalışırım dedim.”

“İyi ya, çalışın.”

“Düşündüm, vazgeçtim.”

“Neden?”

“Nedeni açıklamak zorunda değilim. Takdirim.”

Öyle takdirlerin iyi sonuç vermeyeceğini söyledim.

Devlet büyükleriyle sağladığını iddia ettiği yakınlıklardan bahisle “Benim sırtım yere gelmez artık” dedi.

Üniversite kitabının düzeyini düşünerek ifadesini yumuşattım. Büyüklerle yakınlık konusunda söylediği aynen şöyleydi (sayın Cumhurbaşkanı’ndan ve okurlardan özür dileyerek):

“Tayyip Bey’i kafaya aldım.” (Aslında Bey de demedi.)

Geçen Pazar Dünya Tiyatro Günü idi ya. İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Zafer Kayaokay aradı. Günü kutlayacak sandım. Hayır, çok öfkeli ve ağlamaklıydı. Ankara DT “sanatçısı” geçinen birinin internet piyasasına sürdüğü tweet rezaletini göndermişti bilgisayarıma. Yine okuyacak olan herkesten çok çok özür dileyerek, her şeyi dosdoğru bilmesini istediğim kamuoyumuza duyurayım:

“İktidarı ayakta tutmak için ölene şehit değil, bok yoluna giden Niyazi denir.”

Zafer Kayaokay “Halk tiyatroyu sevsin diye yüzlerce kişi didinip duruyoruz” dedi; “sonra böyle bir mikrop çıkıp…”

Ben de tiyatro konusunda güzel projeler açıklayan Kültür Bakanımıza saygılar sunarak sormak istiyorum: İleriye dönük tasarılar bir yana, sorumluluğunuzda bulunan, Mustafa Kemal ve Muhsin Ertuğrul emaneti DT’nin içini düzeltmek için hemen bugün bir şeyler yapmayı düşünmez misiniz?

REFİK ERDURAN
30 MART 2016 Çarşamba YENİ BİRLİK GAZETESİ

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here