Çağla Coşkun

“Ben bir kahraman değilim. Kahramanlar suçludurlar. Bir tane kahraman yoktur ki üstü başı kan içinde olmasın; kan, bu dünyada görmezden gelinemeyecek tek şeydir. Dünyanın en görünür şeyidir. Her şey yıkıldığında, dünyanın sonu gelip yeryüzü tozla kaplandığında, mutlaka kahramanların kana bulanmış üst başları orada olacaktır.”

Moda Sahnesi’nin oyunlarını yakından takip etmeme rağmen, 3. yılını doldurmak üzere olan Roberto Zucco’yu yeni izleme fırsatım oldu. Oyuna gitmeden önce izlemesi zor bir oyun olduğunu düşünüyordum. Belki de bu yüzden gitmeyi hep erteledim ama “valla yine çok iyi” diyerek ayrıldım oyundan.

Her neyse… Oyuna dönelim.

Kadrosunda İnan Ulaş Torun, Deniz Elmas, Hülya Gülşen, Murat Tüzün, Ezgi Coşkun, Çağlar Yalçınkaya ve Hasan Demirtaş’ın yer aldığı oyunu Kemal Aydoğan yönetiyor. Sahne tasarımı Bengi Günay’a, ışık tasarımı ise İrfan Varlı’ya ait. İşte en sevdiğim kadro! Fransız yazar Bernard Marie Koltes’in yazdığı oyunu Türkçe’ye Ezgi Coşkun çevirmiş.

Roberto Zucco, yalnızca bir seri katilin trajik yaşam öyküsü değil. Oyunda suç, ahlak, namus, aile kavramlarının eleştirildiği, bataklıktaki bir toplumun hikayesini izliyoruz.

Oyun, babasını öldürdüğü için hapse düşen Zucco’nun kaçılmaz denilen bir hapishaneden kaçmasıyla başlıyor. Kamuflajını almak için annesinin yanına giden Zucco, annesini de öldürdükten sonra sokaklara çıkıyor. Bir genç kızı kendisine aşık ediyor ve daha sonra da bir polis amirini öldürüyor. Parkta tanıştığı bir kadının küçük oğlunu da öldüren Roberto Zucco, kendisini kabul edecek ve temizleyecek yeni bir şehre gitmek için yollara düşüyor.

İnan Ulaş Torun’un canlandırdığı Roberto Zucco haricinde, bütün oyuncular birden fazla karakteri canlandırıyor. Bu karakterler arasında polisler, gardiyanlar, zenginler, çocuklar ve fahişeler yer alıyor. Ve yine Roberto Zucco haricinde hiçbirinin bir ismi yok. Roberto Zucco da ismini unutmamak için büyük bir mücadele veriyor ve kahraman olmayı redderek bir katil olduğunu sürekli hatırlatıyor kendisine. Onun hikayesi biraz lirik, biraz epik bir dille anlatılıyor. Ancak oyun boyunca araya sıkıştırılan espriler de oyuna başka bir boyut katıyor. Bu espriler sayesinde ahlak, namus, cinsiyet gibi kavramlarla ilgili eleştiriler de daha rahat veriliyor.

Birden fazla karakter canlandırıyor olmalarına rağmen bütün oyuncuların performansı çok iyi ve oyunun temposunu bir an bile düşürmüyorlar. Daha önce birçok oyunda izlediğim İnan Ulaş Torun’un Roberto Zucco’daki performansı ise bence en iyisi. Oyunun çevirisini de yapan Ezgi Coşkun ise anlatılmaz, yaşanır. Sahnede devleşen oyuncuyu mutlaka izlemelisiniz.

Sanırım Roberto Zucco için, Bertolt Brecht’in yabancılaştırma efekti üzerine kurulu bir oyun diyebilirim. Yani seyirci, oyunda olduğu gerçeğinin farkındalığını kaybetmeden, içinde yer aldığı sistemi sorgulamaya sevk ediliyor. Roberto Zucco’da bu efekt, ışıklar açıkken oyuncuların sahneye çıkıp kostümlerini seçmesiyle başlıyor ve oyun boyunca devam ediyor. Oyuncular kostümlerini sahnede değiştiriyor ve sahneler arasında sıralarını beklerken de sahnede yer alıp o anda izleyiciler gibi tepki veriyorlar. Bu teknik, aslında Moda Sahnesi’nin birçok oyununda kullanılıyor ve sanırım beni bu kadar çok etkilemesinin sebebi de bu. Sahne tasarımı da buna bağlı olarak yaptığı işlerle harikalar yaratan muhteşem kadın Bengi Günay tarafından yine minimal bir düzeyde yapılmış. Sahne isimlerinin yazılı olduğu iki kara tahta ve üstünde “Ailesel Atık” yazan kocaman bir varil duruyor… Toplumsal çöküşün ailede başladığının altını çizmek için.

Ben bu oyunu izlemek için 2 sene bekledim ama siz hala izlemediyseniz o kadar beklemeyin. Oyunla ilgili detaylı bilgiye ve programa ise, Moda Sahnesi’nin web sitesinden ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here