Rüzgârın Kanatlarında: “Hasret-Hasret Gültekin Türkü Müzikali”

Şirin İnci
3777 Görüntülenme

“Yaktıkları ormanların üzerine kurdukları evlerde yaşayanların, bahçelerine ağaç dikmeleri kolay mıdır?” (1)

Kendi tarihimde yaklaşan ilk kıyamet gününe yakın bir yıl diye anımsıyorum o günleri. Babamın ismimi verdiği tuhafiye dükkânına, okul çıkışı annemin babam için hazırladığı yemeği götürüyorum. Meslek edindiğim kapı önü süpürme işinde sokağa da yayılan Hasret Gültekin’in kasetini koyarak teybe, dükkâna gelişimi haber ediyorum esnafa. Hangi kaseti olduğu şu an hatırımda olmayan, kapak yüzünde Hasret’in fotoğrafının olduğu türkülere içlene içlene esnafların kapısını süpürerek eşlik ediyorum. 

“Sevgi ne kuşun kanadında, sevgi ne göğün yüzünde, sevgi ne yerin dibinde, sevgi başucumda…”

Türküler Ankara’daki köyümüz olan mahalleye yabancı değil fakat kimlik, köken, mezhep bilmediğim kavramlar o yıllar… Anımsadığım şey, 1993’ün Temmuz sıcağında televizyon ekranından yansıyan nefret dolu tekbir sesleri ile evimizin, mahallemizin damına ateşin düştüğü o günler…

Sivas Katliamı’ndan önce Türkiye sıcak bir yaz yaşadı. 17 Nisan 1993’te Cumhurbaşkanı Özal, kalp krizinden öldü. 16 Mayıs’ta yerine Demirel seçildi. 26 Mayıs’ta Aziz Nesin tehlikeli bir işe girişti. Hz. Muhammed’e ve Kur’an’a hakaret ettiği gerekçesiyle İslam dünyasını ayağa kaldıran Salman Rushdie’nin Şeytan Ayetleri kitabını çevirip düşünce özgürlüğü adına Aydınlık gazetesinde tefrika etmeye başladı. Bu girişim yurt içinde çeşitli protestolara neden oldu. 25 Haziran’da DYP-SHP Hükümeti göreve başladı. 6 gün sonra yani 1 Temmuz’da Kültür Bakanlığı’nın desteğiyle Sivas’ta geleneksel Pir Sultan Abdal Şenlikleri düzenlendi. Aziz Nesin şenliğin başkonuğuydu. İlk gün Nesin, valinin de konuk olduğu şenlikte uzun bir konuşma yaptı. O konuşurken dışarıda dağıtılan “Müslüman Kamoyunu’na” başlıklı bildiride “Gün, küfürlerin hesabının sorulma günüdür” deniliyordu. İşte o gün 2 Temmuz’du. (2)

Ufuk Güldü tarafından kurulan ve 2010 yılından beri Almanya’da faaliyet gösteren Berlin merkezli Theater28’in ilk Türkiye yapımı olan Hasret – Hasret Gültekin Türkü Müzikalini izlemeyi iki senedir bekliyordum ve nihayet bu anlatı-oyunu Kadıköy Caddebostan Kültür Merkezi’nde izleyebildim.

Şirin Aktemur’un üç yıllık bir hazırlık sürecinden sonra yazıp ardından yönettiği anlatı-belgesel oyunda Hasret Gültekin’i Devrim Evin, bağlamasıyla türkülerini Deniz Türkan seslendiriyor.

Oyun, sahnede yer alan iki kişinin iki çift ayakkabıyı giymesiyle başlıyor. Öyle ya, gidenler gittiler ama şimdi -o anda- gidenlerin yerine yenileri geldi; gelecek de!

Bir sınır, coşup çoğalan bir nehir, köy-kent, göç, yakılan insan sayısı, diye yorumlayabileceğim taşlarla bir çizgi belirlenmiş sahne ortasında; bu taşlar ki oyunun içinde her biri ayrı bir isim olarak sıralanmış. 

İşte biz izleyenler, o güne tanıklar, o günden sonra o günü araştırıp öğrenenler, o güne dair az ya da çok şey bilenler başlıyoruz Hasret’i tanımaya; tekbir seslerinin henüz uzağında, yakılmadan önce onun hayat yolculuğunda yer almaya…

“Nazım Hikmet’in Umut şiirinden oyunumuz var” sesi, namaz kılanları sinirlendirdi. Hükümet Konağı’na yürüyen kalabalık tekbir sesleriyle giderek büyüyordu. 

Cuma günüydü. Saat ilerliyordu. Yaygınlaşan ve saldırgan gruba karşı ne de olsa sakinleşirler(!) diye ne valilik ne emniyet dokunmadı. 

“Kahrolsun laiklik. Şeriat isteriz!” sloganları yankılanırken nefret topluluğu saniye saniye büyüyordu.

Saat ilerliyordu. Kalabalık giderek çoğalıyordu. Emniyet teşkilatının söylemi yükseliyordu: 

“Yeterli tepkimizi gösterdik!”

Kuvvet gücü olarak gelen asker, geri çekildi. Sloganlar eşliğinde “Cehennem ateşi” diye nitelendikleri ateşi yakmaya başladı Müslümanlar! 

İtfaiye, polis, asker herkes isteksizdi bu güzelim insanların yaşaması için. Olması istenilen oldu. 33 can yitti.

Sahnede Hasret… Bağlaması ve türküleriyle Hasret… Han köyü, akışına kapıldığı nehri, gözünden sakındığı bağlaması, toprağı, insanları eşit gören anlayışı, doğa sevgisi… Ekranda Hasret’in görüntüleri… Hasret’e hasret olan insanların söyledikleri; anıları, özlemleri, yaşanmışlıkları… Bu belgesel müzikal oyun için ilk kez Hasret’in odasını açan Hace annenin, kız kardeşleri Nezire ve Güler’in, Hasret’in ardından siyahlar giyen babaannesinin, babası Süleyman amcanın, dayısının ardından bir daha bağlamayı eline almayan yeğeni Deniz’in, Hasret’in ev arkadaşı (en yakın dostunu ve babası Nesimi Çimen’i yitiren) Mazlum Çimen’in, yatılı okuldaki arkadaşının, ustalarının ve Hasret’in “Evleneceğim kadın babaannem gibi olmalı, işte karşımda sevdam” dediği Yeter’inin görüntü ve anlatıları, sevdalarının filizi, doğumu mucize olan oğlu Roni Hasret ile yirmi iki yıllık yaşamın hazineleri… Yirmi iki yaşın geride bıraktıkları… Yirmi iki yaşla beraber yakılan otuz iki aydın, sanatçı, yazar, şair, karikatürist, çocuk, genç insanlar… 

Ve Sivas Katliamı’ndan sonra yaşanılanlardan bazıları: Gezi, Suruç, Ankara Garı…

Hissedilenin, düşünülenlerin anlatılmaya kelime ve cümlelerin yetmeyeceği bir seyir anı…

“Toplatılır yazılarım,

yakılır dizelerim,

kurutulur gözlerim,

geride genç ölüm kalır…” (3)

Batının devrim ateşiyle çalkalandığı günlere rastlar ‘Geleceğin Bağlama Devrimcisi’nin doğumu. Doğuda bir küçük mezrada. Aynı zamanda gurbetin de yoksulluğu esir almaya başladığı yıllardır bu yıllar. O yöredeki birçok aile gibi Gültekin ailesi de nasibini almıştır gurbetten. Baba Gültekin, gurbette alır oğlunun doğum haberini… ‘Şükrü Hasret’ konur adı. Dedesinin adıdır ‘Şükrü’. Lakin bilenler ‘Hasret’ adıyla bilecektir onu gelecekte… (4)

Köyünü çok seven Hasret, Sivas ilinin Han köyünde altı yaşında bağlama çalmaya başlar. Coşkun Kızılırmak, Hasret’in içindeki müziktir. Kızılırmak’la dertleşir, onunla yarışır, hayatı algılayışı, ileride yazacağı bestelerine ilham kaynağı olur. Müzik onun için öyle bir tutkudur ki Kadıköy Anadolu Lisesi’ni yarıda bırakmak zorunda kalmasının temelinde de yine aynı sebep yatmaktadır. Onun için sık sık okuldan kaçıp yanına gittiği Haydar Acar’dan Deli Derviş’i dinlemek daha önemlidir. (5) “Dağlar Atamadım Sevdamı” ve “Sen Benim Başıma” gibi birbirinden önemli eserleri üretir. 1987 yılında henüz 16 yaşında Gün Olaydı adını verdiği ilk albümünü çıkarır. Ardından Kürtçe ve Kürtçe müziğinin söylenmesinin yasak olduğu bir dönemde bu yasağı delip Newroz adlı albüm serisini hazırlar.

Hasret, bir nehirdir ve müzikle çağıldar. “Bir insan ömrünü neye vermeli?” sorusunun cevabını yaşama geçirmiştir sanki. Müzik onunla, o müzikle iç içedir. 1989 yılında çıkardığı Gece ile Gündüz Arasında adlı albümü ile sadece sesi ile değil, genç yaşında bağlama ve şelpe tekniğiyle de dikkatleri çeker. Çok sayıda sanatçının albümüne müzik yönetmeni olarak imza atar. 1991’de Rüzgârın Kanatlarında adlı bir albüm daha çıkarır.

Avrupa’da ve Türkiye’de verdiği sayısız konserlerin birbirini izlediği, yeni albümü EnelHakkın çalışmalarına başladığı bir dönemde Pir Sultan Abdal Şenlikleri daveti için Sivas’a gitmek ister. Ancak o sırada Almanya’dadır ve uçak bileti bulamaz. O bileti bulmak için çabası sonuç verir, nihayet uçak bileti bulunmuştur ve Hasret, yola çıkar. Sevdası Yeter hamiledir. Yola çıkmadan önce Yeter’e sorar: 

“Çocuğumuza beni nasıl anlatacaksın?”

Roni Hasret, 27 yaşında perdede babasının bestesini okur diğer sanatçılarla birlikte…

Hasret – Hasret Gültekin Türkü Müzikali, bugünden yarına kalacak umuduyla konuşulması, seyredilmesi, dilden dile yayılması adına gerçektir, yaşanmıştır ve kesinlikle zaman aşımına uğramayacaktır!

Şirin Aktemur ve ekibine, bu güzel ve anlamlı uğraşın köşesinden kıyısından tutan her bir gönüle kendi adıma teşekkür ederim. 

2020’nin sancılı geçen günlerinde Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun… 

Sevgiyle…

Kaynakça:

1 John Donne, Akt. Tanju Bağırgan Atletin Sesi Dergisi Aralık 2007, Sayı: 202

2 Can Dündar Sivas Katliamı belgeseli

3 Hasret Gültekin

4https://ourhasretgultekin.tumblr.com/post/147250001638/hasret-g%C3%BCltekin-y%C3%BCksel-oma%C3%A7-1989-avusturya

5 https://tr.wikipedia.org/wiki/Hasret_G%C3%BCltekin

***

Oyunun Künyesi:

Yazan-Yöneten: Şirin Aktemur

Müzik: Hasret Gültekin

Dramaturg: Gökhan Aktemur

Işık Tasarımı: Yüksel Aymaz

Görüntü Tasarımı: Cem Korkmaz

Ses: Serhat Kös

Teknik Yönetim: Özgür Özkan

Yapım: Theater28

Oyuncular: Devrim Evin, Deniz Türkan

Tek perde / 120 dak

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku