Tolga Polat

Paulo Freire, “Ezilenlerin Pedagojisi” adlı kitabında eğitim süreci için şöyle diyor; “Sadece belli eğitim merkezlerinde uygulanacak alternatif bir pedagoji değil, amaçları kadar kullandığı araçlar da özgürlükçü bir özgürleşme siyaseti gereklidir”…. Freire’e göre, siyaset, kelimenin en geniş anlamıyla bir eğitim sürecidir çünkü…

page_sehir-tiyatrolari-perdelerini-saadet-hanim-ile-acti_944465985

Bununla birlikte eğitim elbette kontrollü bir çevrenin (özellikle okulun) etkisi altında sosyal yeterlilik ve bireyin gelişmesine imkan sağlayan sosyal bir süreç… Yazar, Ahmet Levent Pala  “Saadet Hanım” adlı eserinde eğitimi metnin temel çatısına alırken, tüm kusurlarımızın aslında eksik veya yanlış eğitimden kaynaklandığını ortaya koyuyor… En büyük kusurun, kusuru kendimizde aramamamız olduğuna dikkat çekiyor…

Yazar; “Bu oyun hepimizin kusurlarından doğan ortak acıları temsil etmektedir… Bu acılar kalplerimizden taştığında bazen mizaha, bazen drama dönüşür” diye tanımlamasını yaparken, kusurlarımızı başkalarında aramaktansa kendi içimize dönüp önce kendimizi sorgulamamız gerektiğine de ayrıca vurgu yapıyor… Emekli ilkokul öğretmeni  Saadet Hanım’ın sürekli tekrarladığı “müfredat değişse bütün bu  acılar bitecek” önermesi, kusuru kendimizde aramalıyız önermesine dönüşerek hep dile getirilen ve neredeyse Türkçe‘de deyim olarak kabul edilebilecek bir sıklıkta kullandığımız “Eğitim şart!” sonucunu ortaya çıkarıyor… Tüm bu önermelerin içinde Saadet Hanım’ın oğlunu bu karmaşa içinde evlendirmek istemesi ve bunun gerçekleşmesi metnin içinde dramaturjik açıdan çeşitli açmazlara metni taşısa da , zaman zaman fars özellikler taşıyan ve durum komedisini öne çıkaran hareketli reji seyirciyi ayakta tutuyor…

saadet-hanim-3

Saadet Hanım İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları tarafından Tolga Yeter rejisi ile sahneye taşınmış … Genç bir ekiple çalışan Yeter temposu düşmeyen bir reji gerçekleştirirken, metnin bazı sorunlarını sahneleme biçimiyle başarılı bir şekilde kotarıyor… Bu noktada deneyimi ve tecrübesi ile Saadet hanıma nefes veren Nilgün Kasapbaşoğlu şüphesiz sade ve tüm beden devinimlerini rolüne ustalıkla yansıtarak, oyunun bir an bile ritmini kaybetmemesini, sıcacık duygusu ve ustalığıyla sağlıyor… Oyunun müziklerini de besteleyen ve Ufuk rolüne can veren Selim Can Yalçın zaman zaman fazla karikatürize bir çizgi etrafında kalsa da sempatik yorumu ile dikkat çekiyor… Gerçek bir banka şubesini birebir yansıtan yorumu ile sahne tasarımında Emra Albayrak Şahin alkışı hakediyor… Oyun, metin ve gösteri arasındaki ilişki ve birlikteliğin, dramaturjik açıdan irdelenme gerekliliği ve öykülemenin kendi iç esteği içinde, estetik denge yaratma noktasında zayıf kalırken,  Nilgün Kasapbaşoğlu başarılı oyunculuğu ile anlatıyı oluşturan eylemin/olayın tek bir vurgu etrafında toplanmasını sağlayarak, oyunun taşıyıcı unusurlarından biri olarak öne çıkıyor…

saadet-hanim-1

Erdemlerimiz ve kusurlarımız bir midir? Değil midir? Gücümüzün farkına varmalı ve zaaflarımızı yok mu etmeliyiz? Bir çocuğun ellerinde yeşerecekse dünya, bırakın gün yüzü çocukların olsun, denizler annelerin… Düğüm düğüm umutlar ve kanaviçe hayatlar …

Kendi gerçeğinde Saadet hanım tüm bunları bize sorarken; “Eğitim ve yine eğitim!” diyor. “Tek başına eğitimden azami fayda alınsa bile ne kadar yeterli olur?” sorusu tam yanıtlanmasa bile “Saadet Hanım” her şeye rağmen umut vadediyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here