Sanatta Hak İhlalleri – Ekim 2020 Raporu

editor
1468 Görüntülenme

Sanat Meclisi tarafından hazırlanan “Ekim 2020 Sanatta Hak İhlalleri Raporu”nu okuyucularımızla paylaşıyoruz:

Yeni sanat sezonunun ilk ayı sanat alanına yeni saldırılarla başladı. Gözaltı ve yasaklar Ekim ayına damgasını vurup geçti. İşte Ekim 2020’de sanat alanının başına gelenler:

  • İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, pandemi döneminde zor durum yaşayan özel tiyatrolara sahnelerini açmış, bu kapsamda Kürt tiyatro topluluğu Teatra Jiyana Nû’nun ‘Berû’ oyunu da Gaziosmanpaşa sahnesinde oynanacağı duyurmuştu. Fakat bu oyun GOP Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine GOP Kaymakamlığı tarafından yasaklandığı. HDP MYK üyesi Salim Kaplan’ın ifadesiyle: “İstanbul Büyükşehir belediyesi milyonlarca Kürdün yaşadığı kadim coğrafyada Kürtçe tiyatro sahnelemek istiyor… Ama söz konusu Kürt ve Kürtçe olunca düşman hukuku devreye giriyor ve oyun yasaklanıyor. Kötülüğünüzde boğulacaksınız”. Oyunun yasaklanması tiyatro örgütleri ve Oyuncular Sendikası tarafından protesto edildi. Teatra Jîyana Nû oyuncularından Ömer Şahin ise; “Türkiye’deki demokratik örgütlerden, sanat ve tiyatro gruplarından tepki oluştu. Bu defa oyunun içeriğinin ‘örgüt propagandası’ içerdiği yönünde hikâye uydurmaya başladılar. Sahnelediğimiz bütün oyunların textlerini ve görüntülerini emniyetle paylaşmışız, onlar gelip bizim oyunlarımızı çekmişler. Onların elinde bizden daha fazla görüntü arşivi var… Türkiye’de herkesin gözaltına alınabildiği, yargılanabildiği, tutuklanabildiği bir dönemde yaşıyoruz. Kimin haklı ya da haksız olduğunun çok fazla bir önemi yok. 3 yıldır bütün emniyet birimlerinin takip ettiği bir oyun, bugüne kadar herhangi bir sıkıntı, şikâyet gelmedi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bize sahnesini verdiği gün böyle bir algı başladı. Toplumda hiçbir karşılığı olmayan insanların yaptığı haberlerle sanat çalışmalarımızın önü kesildi. Oyunumuzla ilgili soruşturma açılmış, biz de karşı dava açacağız. Mahkemeden bu kararın iptalini isteyeceğiz”. Böyle zamanlarda dayanışmanın önemine dikkat çeken Şahin; “Demokrat gruplar, sanatçı arkadaşlarımız, Türk ve Kürt tiyatrosu yapan arkadaşlarımız bize desteklerini sundular. Bu bizim için onurdur. Bu tür durumların önüne geçebilmek için dayanışmayı büyütecek adımlar atılmalı” şeklinde konuştu.
  • Sinema ve dizi sektöründe çalışan set işçilerinin uzun çalışma saatleri, ağır iş yüküne dönüşüyor. Kimi zaman 24 saate çalışmak zorunda kaldıklarını ve bunun sonucunda iş kazaları, ölümler, psikolojik sorunlar yaşadıklarını dile getiren set çalışanları, salgınla birlikte çalışma koşullarının daha da riskli hale geldiğini ifade ediyor. Sine-Sen Örgütlenme Daire Başkanı Galip Görür, set işçilerinin yaşadıkları sorunlar ve çözüm önerilerini paylaştı. Setlerde 16 saatlik çalışmayı “işsiz insanlar” üzerinden normalleştirildiğini dile getiren Görür, “Bu salgın döneminde daha az çalışmaya, sağlıklı beslenmeye, uyumaya ihtiyaç yok mu? Bu şartlar bağışıklık sistemini düşürmüyor mu?” diye sordu. Görür, “Bu anlamda bizim önerimiz özellikle salgın döneminde setlerde 8 saat çalışmanın olmasıdır” dedi. Kanunlara bakıldığında birçok haklarının olduğunu fakat bunların pratikte uygulanmadığının altını çizen Görür, işçilerin haklarını öğrenmesi ve sendikaya yönelmesi gerektiğini dile getirdi: “Biz işverenleri uyarıyoruz, bu kadar sıkarsanız bir yerden patlar. Gelin var olan kuralları uygulayalım, taşeron sistemini kaldıralım, çalışma saatlerini düzenleyelim, servis ve yemek gibi insani ihtiyaçları normale çekelim. Bizim taleplerimiz aslında talep bile değil. İnsani olan şeyleri istiyoruz”. İşçilere örgütlenme çağrısında bulunan Görür, “Sendikaya gelerek sorunlarınızı anlatın. İşçiler mutlaka özne haline gelsin ve üretimden gelen gücünü kullansınlar. Sette bir sorun çıktığında buna oradaki herkes ses çıkarsın” diye konuştu.
  • Mabel Matiz’in “Toy” adlı şarkısına klip çekilirken aç ve susuz kalan dans ekibi isyan etti. Kayaköy ve Patara’da çekilen klip boyunca aç ve susuz kaldıklarını açıklayan ekip, yaptıkları açıklamada çalışma koşullarını şöyle anlattı: “Barınma, beslenme, hijyen ve can güvenliği gibi temel ihtiyaçlarımız karşılanmadan sigortasız 55 saatlik mesai yaptırıldık. Su istedik verilmedi. Aç bırakıldık. 40 derece havada kızgın kumda dans ettik. Gölge alan verilmedi. Bizi İstanbul-Patara arası taşıyan tek şoför aynı gün set alanlarına da taşıdı ve hiç dinlenmeden 15 saatlik yolu geri getirdi. Eşyalarımızı bıraktığımız otel, parası ödenmediği için bizi içeri almadı. İnsanlık dışı muamele gördük. Aptal yerine konulduk!”
  • Baba Sahne’nin kurucusu, tiyatro sanatçısı Şevket Çoruh, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın “Devlet Tiyatrolarımızın sahnelerini, özel tiyatrolarımızın kullanımına sunuyoruz” açıklamasına, “Navlunu kurtarmaz domatesi Alanya çıkışı dereye dökeriz. Olsun yine de niyet önemli” diyerek tepki gösterdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Devlet Tiyatrolarının sahnelerini yeni tip korona virüs salgını nedeniyle açılış yapamayan özel tiyatroların kullanımına tahsis edecek. Her ayın 20’sinde takip eden aylar için salon tahsis başvuru sonuçları açıklanacak. Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, özel tiyatroları desteklemek üzere yapılacak tahsisler 1 Aralık 2020 ile 15 Haziran 2021 arasında gerçekleştirilecek. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünün e-posta adresine iletilecek başvurularda oyun metninin de gönderilmesi gerekiyor.
  • Sanatçı Şenol Akdağ’ın geçen yıl tutuklanıp daha sonra tahliye edildiği ve ‘terör örgütü üyesi olmak’ iddiasıyla yargılandığı davanın duruşması İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmada, davanın iki tanığından biri dinlendi. Daha önce verdiği ifadeyi tekrarlayan tanık, Akdağ’ın yalnızca Grup Munzur’un solisti olarak bildiğini ve bazı konserlerde dinlediğini söyledi. Mahkeme Heyeti davayı 2 Şubat’a erteledi. Duruşmanın ardından değerlendirmelerde bulunan Akdağ’ın avukatı Meral Hanbayat, bir sonraki duruşmada da ikinci tanığın dinlenmesini beklediklerini aktardı. İkinci tanığın da daha önce verdiği ifadede Akdağ’ı şahsen tanımadığını söylediğini hatırlatan Hanbayat, “Haksız bir dava olduğu buradan da belli oluyor. Buradan suç çıkartmak trajikomik bir hikâye” dedi.
  • Bir açılıp bir kapanan tiyatrolar pandemi sürecinde büyük zarar gördü. Kimisi kepenk kapatma noktasına gelirken kimisi içinse artık çok geç… Oluşan şartlar nedeniyle perdelerini kapatan Toy İstanbul tiyatroların durumunu gösteren yalnızca bir örnek. En son kararla yasaklar kalktı ama bu tiyatrocular için yeterli bir çözüm değil. Bilet satışlarının büyük çoğunluğunu açık hava gösterilerinden elde eden tiyatrolar gelecek sezonun kış olmasından dolayı endişeli. Özellikle küçük ve orta ölçekli tiyatroların daha büyük tehlike arz ettiğini belirten tiyatrocular, “acilen çözüm bulunmazsa hepimiz teker teker salonları kapatacağız” diyorlar… Görüşler şöyle; Oyun Atölyesi’nin sahibi ve Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi içerisinde bulunan Haluk Bilginer: “Oyun Atölyesi olarak en son oyunumuzu 13 Mart 2020’de oynadık. 6 aydır tek bir oyun oynamadan ayakta kalmaya çalışıyoruz. Kira, vergiler ve tüm sabit masraflarımız devam ediyor. Bu, altından kalkması mümkün olmayan bir süreçtir. Çözüm getirmesi gerekenler sanatı bir kenara atıp unuttular… Ödeneksiz tiyatrolarda çalışan tüm tiyatro emekçileri A’dan Z’ye, çok zor ve sıkıntılı günler geçiriyor. Hepimiz çökme noktasına geldik. Salonlar kapanmaya başladı. Acilen bir çözüm bulunmazsa hepimiz teker teker salonlarımızı kapatacağız… Ve tiyatro, seyircisinden oyuncusuna hepimizin hayatından yok olup gidecek. Yetkililerin acilen bir çözüm bulmasını bekliyoruz! Anayasanın onlara verdiği görevi yapmaları yeter. Sanatın ve Sanatçının Korunması, yani anayasanın 64. Maddesine göre devlet, sanat faaliyetlerini ve sanatçıyı korur. Sanat eserlerinin ve sanatçının korunması, değerlendirilmesi, desteklemesi ve sanat sevgisinin yayılması için gereken tedbirleri alır”. Tiyatro Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Yeşim Özsoy: “Tiyatro sezonu başlayacak ama çoğu tiyatro devam eden süreçte ayakta kalamayacak. Mekânlar açıldığı zaman da özellikle küçük ve orta ölçekli tiyatroların ne olacağı belirsiz. Çoğunlukla seyircinin büyük tiyatrolara rağbet edeceğini düşünüyoruz… Ki oralara bile temkinli gidecekler. Bu şartlarda sezondan sağ çıkmak çok zor görünüyor. Birileri çıkıp ‘sakin olun size değer veriyoruz, halledeceğiz’ dese çok büyük fark olur. Böyle kararlar bize unutulmuş, terk edilmiş ve değersiz hissettiriyor. Acilen, Acil Yardım Fonu oluşturulması gerekiyor. KDV yüzde 1’e indi ama bilet satamadığımız şu durumda bunun hiçbir anlamı yok. Bu yüzden vergi ile ve masraflarla ilgili af geliştirilmeli. Bizim ürettiğimiz çözümler arasında bir de ileriye dönük bilet satışı var. Bunun dışında bu dönemde dayanışmak, bir arada olmanın da faydalı olacağını düşünüyorum. Bu zamanlar da geçecek. Bir ya da iki sene dayanmak için her yolu denemek lazım”. Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi yürütücü kurul üyesi Cüneyt Yalaz: “Öncelikle merkezi yönetimin alması gereken acil önlemler var. Bu bir afet durumudur. Kültür Vergi ve SGK borçlarının silinmesi ve ileriye dönük olarak da kalıcı çözümler (yapılan vergi indirimlerinin kalıcılaştırılması gibi) oluşturulması gerekiyor. Hepimiz biliyoruz ki bu süreci en sancılı geçiren topluluklar salon sahibi olan topluluklar. Acilen bu topluluklar için devletin bir hibe programı açması gerekiyor. Vergi borcu vardır, yoktur diye bakmadan bütün özel salonlara kira, elektrik, vs. giderleri için destek olması gerekiyor. Dijital destek projesi ödemelerinin bir an önce yapılması ve vergiden muaf olması gerekiyor. Devlet isterse çok rahat bütçe bulur… Ama bulamıyorlarsa, ben bir öneride bulunayım. Devlet Tiyatrosu bu sezon yeni prodüksiyon yapmasın, eski oyunlarını oynamaya devam etsin. Zaten ölü bir sezon olduğu için yeni oyun yapmanın çok gerekli olduğunu düşünmüyorum. Yeni oyunların prodüksiyonu, festivaller, vs. için ayrılan bütçe salonu olan topluluklara kira yardımı ve zor durumdaki, işsiz kalmış bağımsız sanatçılara destek olarak kullanılsın”. Ses Tiyatrosu Müdürü Mustafa Gültekin: “Pandemi etkisi bütün özel tiyatrolarda olduğu gibi Ses Tiyatrosu’nu da olumsuz etkiledi. Biz çok büyük bir prodüksiyona hazırlanıyorduk. Ortaoyuncuların kurulduğu yıl oynanan Şahları da Vururlar’ın 41’inci yıla özel bir projesini hazırlamıştık. 14 Mart’ta prömiyer yapacaktık. 4 oyun dâhil tüm biletleri satmıştık ve 12 Mart’ta yasaklar başladı. Dolayısıyla bütün bilet paralarını iade işlemi gerçekleştirdik… Ve oyunumuzu oynayamadık. Ekonomik olarak yaptığımız prodüksiyon harcamasını da geri alamadık. Daha sonra her sene yazın yaptığımız turnelerimiz gerçekleşmedi. Maliyetler olduğu gibi kaldı. Maaş, vergi, muhtasar, SSK primleri olduğu gibi kaldı. Fakat gelen bir şey yok. Biz bir ürün satmıyoruz. Eğlence sektörü gibi gözükebilir ama toplum hizmetinin yararına olan bir sektördeyiz. Dolayısıyla reel sektördeki diğer işletmeler gibi vergilendirilmemeli. Fakat Türkiye’de Kültür politikası adına böyle bir tutum olmadığından özel tiyatrolar zincirin en son halkası olarak etkileniyorlar ve ilk maliyetin için giren, borç içine düşen biz oluyoruz”. Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi ve Bitiyatro’dan Oyuncu/Yönetmen Laçin Ceylan: “Adeta hiç bilmediğimiz bir savaştayız. Şu an için kısıtlı sayıda sahnede, kısıtlı kazançla ve sayılarla oynadıklarımızla nereye kadar devam edebiliriz, gerçekçi değil. Çünkü tamamen durmak zorunda kaldığımız günler yakın. Mesela bir soru; Gerçekten şu anda hangi tiyatroların hiç oynamadığının oynayamadığının, kendisi ilan etmedikçe ölüp ölmediğinin farkında mıyız? Bugün özel tiyatroların yaşadığı varlık-açlık mücadelesi tüm tiyatro camiasının sorunudur. Yaşanan buhran muhalefet partilerinin kültür ve sanata nasıl baktıklarını göstermek için de bir fırsat. Niye harekete geçmiyorlar? Hadi hükümet böyle bakmıyor, muhalefetin desteğini fazlasıyla görmemiz gerekir; kültür ve sanatın ülkemiz için bir değer bir miras ve onur olduğunu fark etmek zorundalar. İnsana değer kazandırmak istiyorlarsa sanata değer vermek, varlığına destek olmak zorundalar… Sanat ve kültür mirası hakkında ne düşünüyorlar görmek isteriz”
  • Müzik sektörü pandeminin başlangıcından bu yana ekonomik sıkıntılarla boğuşuyor. Bir milyon civarı kişinin istihdam edildiği sektör neredeyse çökme noktasına geldi. Enstrümanını satan, memleketine dönenlerin yanı sıra intihar haberleri durumun vahametini gün yüzüne çıkarıyor. Müzisyen Orçun Sünear: “En önce müzik susar. Bu her zaman gerçek oldu ve bu durum biz müzisyen ve müzik emekçilerini çok üzdü, maddi olarak da üzmeye başladı. Ve pandemi geldi. Eve kapanmalıydık, sosyal devlet olmalı ve eksikleri tüm sektör ve hizmet için kontrollü yapmalı ve yerine getirmeliydi. Yoksa yüksek bulaşma oranında deli miyiz konser isteyelim! Bütün sektörler duracak ki hep birlikte koronadan uzak duralım fakat o kadar vergiler verdiğimiz elektrik, su bazen kiralar, eğitim ücretleri durmuyor. Müzik sektöründe intihara teşebbüs eden ve hata eden o kadar arkadaşımız var ki… Çok üzücü, uygulanan yönetim yanlış… Sadece sahne sanatlarını yasaklama ile bu iş olamaz”. Gitarist Murat Çekem: “Bol bol kredi borcu ile ve sürekli dostlardan para bulmaya çalışarak geçiyor süreç. Her şey iptal! Ben aynı anda birkaç iş yapabilen biriyim. Hem şarkı yazıyorum hem stüdyom var kayıt, mix, mastering yapıyorum. 7-8 sepetten beslenmeme rağmen çok kötü durumdayım. Müzisyenler ellerindeki aletleri satıyor. Kredi kartı borçlarını, kirasını ödemek için. Televizyon dizileri yapanlar da fiyatları düşürmeye çalışıyor. Piyasada kriz var diyor. Eskiden 10 bin liraya yaptığın işi 5 bin liraya yap diyor. Dolar oldu 3 katı… Ve bizim müzik aletlerimiz dövizle, dolarla artıyor. Devlet de bunların üzerine yüzde 30 ek vergi koydu. Üstelik lüks tüketim olarak geçiyor. Doktorların aldıkları lüks tüketim olarak geçmiyor, bizimki lüks tüketim!” Ses mühendisi ve baterist Arıkan Sırakaya: “Biz zaten Ocak ayından beri çok durgunuz. İlk önce bizim sektör kepenk indiriyor üstüne bir de bu gelince gerçekten çok kötü oldu. Enstrümanlarını satanları duymaya başladım ben. Otel sahipleri, restoran, kafe sahipleri normalde telif bedeli altında her yıl lisanslama bedeli ödüyorlar. Bunlar zorunlu. Şimdi patronlar biz zaten para kazanamıyoruz size telif veremeyeceğiz diyorlar. Biz Meslek Birlikleri’nden telif ödemesi bekliyoruz. Meslek Birliği de diyor ki ben paramı tahsis edemedim. Sana da az para veriyorum. Her taraftan kuşatılmış durumda müzisyenler. Hem müzisyenin çalıştığı alanı kapatıp hem de başının çaresine bak demeye hakkı yok devletin. Ya çalışmasına izin verilecek ya da yardım edecek. Başka bir çözüm yok!” Müzik-sen Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Aldemir: “Müzisyenler intihar ediyor, enstrümanlarını satıyor, başka mesleklere yöneliyorlar, ailelerinin yanına geri dönmek zorunda kalıyorlar, mesleklerini bırakmak zorunda kalıyorlar. Müzisyenler arasında ‘Bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışı var. En büyük sıkıntı sendikalaşmamak! Siyasilerle görüşme talebinde bulunuyoruz bakıyorlar daha biz kendi aramızda örgütlenememişiz. O yüzden ciddiye alınmıyoruz. Çıkıp acılarını, kaygılarını anlatmak yerine müzisyenler tarafsız ve sessiz kalmayı tercih ediyor. Müzisyenlerin örgütsüzlüğü daha da artarak devam edecek ve işte o zaman daha net göreceksiniz intihar eden, enstrümanını satan, meslek değiştiren müzisyenleri. Hala daha sendikaları olduğunu bilmiyorlar. Kafasını kuma saklamış birçok müzisyen var. Sanırsınız ki sosyal güvencesizlik, fakirlik yok. Zor günler geçiren ve konserleri iptal edilen müzisyenler, sosyal medyada yeni bir kampanya başlattı. #MüziğeSesVer etiketi ile bir çağrıda bulunan sanatçılar, sektörün şalteri kapatma noktasına geldiğini vurgulayarak, ‘Mevcut ekonomik hasardan kendi çabalarımız ile kurtulmamız imkânsızdır’ dedi”.
  • Sanat alanına iktidarın baskıları sürüyor. Ekim ayında bu baskılardan Grup Yorum üyelerini de nasibini aldı. Ekim ayının son günlerinde yapılan operasyonlarda ülke çapında tanınmış şair Ruhan Mavruk, Grup Yorum Üyeleri Dilan Poyraz, Barış Yüksel, Eren Erdem, FOSEM emekçisi Barış Gürses, Grup Yorum korosu üyeleri Emrah Uludağ, Cenk Turan, Metin Kaleli, Yaşar Coşkun Karadağ gözaltına alındılar. Ardından şair Ruhan Mavruk sulh ceza mahkemesi tarafından tutuklanarak cezaevine kondu. Sanat Meclisi yapılan baskıları kınayan bir bildiri yayınladı. Bildiride şu görüşlere yer verildi: “Ülkemizde yönetenler ne zaman bir çıkmaza girseler soruna çözüm bulmak yerine muhalif kişi ve kurumlara, sanat insanlarına, emekçilere saldırmayı yeğlerler. Dünyayı ve ülkemizi saran salgın hastalığın yarattığı ortam, kapitalizmin kendi çıkmazlar ile birleşince ülke ekonomileri sarsılmaya başladı. Egemen sınıflar ve ülkeyi yönetenler her zaman olduğu gibi bu kez de krizi emeği ile yaşayan insanların üstüne yıkmaya kararlı görünüyorlar. Yöneticilerin başlıca hedeflerinden biri de sanat alanı. Salgın hastalık başlangıcında sanat alanına destek yalanlarıyla kamuoyunu uyutmaya çalışan iktidar, süreç içinde konser yasaklamadan, sanatta hak ihlalleri, baskı, gözaltılar ve hapis cezalarıyla sanatçılara yapmadığı kötülüğü bırakmadı. Sanata destek fonları ise sanatla ilgisi olmayan şirketlerin kasasına gitti. Son günlerde sanat alanına yeni bir saldırı dalgası yöneldi. Başta ülke çapında tanınmış şair Ruhan Mavruk ve Grup Yorum olmak üzere müzikle uğraşan onlarca sanat insanı bilinmeyen gerekçelerle gözaltına alındı. Bu ülkenin sanat alanı sahipsiz değildir. Bizler Sanat Meclisi bileşenleri olarak sanata yapılan baskılara ve saldırılara sessiz kalmayacağımızı tüm kamuoyuna duyuruyoruz. Bir kez daha yineliyoruz. Sanatın gerçek sahipleri sanatçılar ve ülke halkıdır. Sanata ve sanatçıya yapılan baskı ve saldırılar ülke halkına yapılan baskılardan ayrı değildir. Tüm sanat alanı adına bir kez daha haykırıyoruz. Ne yaparsınız yapın SUSMAYACAĞIZ!”.

Mart 2020’den bu yana iktidardan medet umarak çırpınan sanat alanı yeni sanat sezonunun ilk ayında komalık oldu. Pandemi ya da salgın hastalığın ilk günlerinde “şefkatli devlet baba” yüzü ile yaklaşan iktidar yöneticileri, geçen sekiz ay içinde sanat alanına bir yudum su vermediler. Sanatla ilgisi olmayan şirketler bu alandan paylar alırken yıllardır sanat üretmiş sanat insanları bu paylaşımın dışında tutuldular. Şimdi yeni sezon başında karşımızda yaşamına son vermiş 100 müzisyen ve kepenklerini kapatmaya hazırlanan tiyatrolar duruyor. Bu karanlık tablonun sorumluları kim? Salgın hastalık günlerinde ortaya çıkan “ağlayan sanatçı” sorunlarına çözüm için kendini iktidara acındırdı ama bir sonuç elde edemedi. Direnen sanatçıların bir kısmı zindanlara tıkıldı ama geride kalanlar “susmayacağız” sloganıyla direnmeye devam ediyor. “İlle Kavga” diyen sanatçılar umut sizdedir. 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku