Sarı Sandalye Tiyatro grubu, 2014 yılında kurulmuş genç ve dinamik bir ekip… İlk oyunları, uzun ismi ile müsemma “Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı” idi…

Eseri izlediğimde, teknik olarak sahnelenmesi çok güç bir yapıda olan metnin ne kadar dinamik ve sahici öğeleri içinde barındırarak absürd dışavurumcu sahneleme biçimi ve seyirciyi bir an olsun bırakmayan yüksek temposu ile son derece dikkat çeken bir oyun olduğunu gördüm.

Sarı Sandalye ekibi bu kez yine bir fark yaratarak, Knut Hamsun’un “Açlık” adlı romanını Behçet Necatigil çevirisi ve yönetmen Doğa Nalbantoğlu rejisiyle sahneye uyarlamış… Knut Hamsun, 1890 yılında yazdığı, kendi yaşamının otobiyografisi niteliği taşıyan “Açlık” adlı romanında, kalemiyle geçinen bir yazarın karşılaştığı zorlukları, çektiği sıkıntıları ve bu olumsuzluklar karşısında onurundan ve ahlaki değerlerinden taviz vermemesini anlatıyor.

Romanın başkişisi, hayal ile gerçekliğin sınırının silinip açlık ile cinsellik dürtüsünün yer değiştirip durduğu bir durumun içine hapsolmuştur. Genç yazar, hayat ile bu şartlar altında bir tür oyun oynar. Dürüstlüğün, ahlaki ölçülerin yer yer ciddiyetin kaybolup gittiği bir varoluş oyunudur bu… Roman 20.Yüzyılın edebi açılışı olarak görülmekle beraber, modern ve psikolojik sürükleyici edebiyatın en önemli örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Kahramanımız yazar gazetelere belli bir ücret karşılığı makale yazmaktadır. Ama belirli bir sabit işi yoktur. Bazı zamanlarda yazıları geri çevriliyor veya cevap alamıyor ve işleri hep ters gidiyordur. Başka hiçbir geliri olmadığı için hayatı yazarlığa bağlıdır. Bazı geceler açlıktan uyuyamaz ama hiçbir zaman ahlaki değerlerinden taviz vermeyerek parası olmadığından kirada oturduğu evden de çıkmak zorunda kalır ve sokaklarda yaşamaya başlar…

Genellikle insanların serüvenlerini, iç dünyalarını, toplumsal bir olay ya da olguyu, insan ilişkilerini ve değişik insanlık durumlarını yansıtmayı amaçlayan düzyazı türü olan Romanların sahneye taşınması daima belli ölçülerde zorluğu da kendi içinde barındırmaktadır. Yönetmen Doğa Nalbantoğlu fiziksel olanı ruhsal olanla bağlantılandırarak içteki çağrışımları yer yer biyomekanik yöntemden yararlanarak son derece hareketli ve tekrara düşmeyen bir reji denemesi gerçekleştirmiş. Işık tasarımında yönetmene Ufuk Karagöz eşlik ederken, sahneleme çeşitliliği ve varolan sahne imkanlarının yetersizliğini göz ardı edersek daha dinamik bir ışık tasarımının oyunun başkişisi yazarın, fiziksel devinimlerini daha çarpıcı bir hale getireceğini düşünüyorum. Kostüm ve Dekor tasarımı İlayda Kular ’a ait. Kostümlerde ki dönemsellik ilkesine titiz bir çalışma eşlik etmiş görünüyor. Özgün Müzik Berk Kalyoncu’ya ait. Oyunun dinamik yapısına zaman zaman ağır kalan bir dramatik müzik yapısı kurgulanmış olsa da genel anlamda oyun metnine hizmet eden bir besteleme yapılmış.

sari_sandalye2

Ve sahnedeki kahramanlar… Şeyiba Ceren Ülgen, Nazlı Ceren Tekeli, Canan Günaştı, Berk Kalyoncu.

Oyuncular; hem bütünsel, hem derin, hem de eksiksiz yorumlarını, fiziksel olarak da yerinde biçimlendiriyor. Tekrara düşmeden, aynı dramatik öyküyü, kendi içlerinde birbirlerinden pas alarak, yönetmenin ortaya koymak istediği rejiye biçim ve özde katkı sağlıyorlar.

Oyunun başkişisi yazarı oynayan Emirhan Altunkaya, yaratıcı düş gücü, ritmi, fiziksel devinimi ve özellikle başarılı ses denetimi ve tınısıyla çok iyi…

“Sarı Sandalyeye ilk kez oturduğunuzda ne olacağını bilemezsiniz. Bu bilinmezlik insanı her şeye hazır hale getirir ve işin en heyecanlı kısmı da bu teslimiyet anıdır.” Diyor Sarı Sandelye ekibi, yeni ve zorluk derecesi daha da artan yeni sahneleme tekniklerini, başarılı bir kurgu çalışmasında sınayan ekibin yeni gösterimlerini heyecanla bekliyoruz.

 

tolga.tpolat@gmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here