Pelin Abay, 102 yıllık Şehir Tiyatroları’nın ilk Martı’sının Nina’sı. Bizim tanışmamız ise Katil Joe’da oynadığı Dotty rolüyle oldu. Pelin ile festivalde izlemek üzere bilet almışken bir anda kendini ekibinde bulduğu Martı’yı, yönetmeni Yıldırım Fikret Urağ’ın desteğini, rol arkadaşlarını, ondaki Nina’yı, role hazırlanışını ve Şehir Tiyatroları’nı konuştuk.

marti-1

Oyuna dahil oluşun hayli maceralı…
Şehir Tiyatroları’nın çocuk oyunuyla Almanya’da turnedeydik. Orada Nihat hocamın telefonuna bir mesaj geldi “Yarın Muhsin Ertuğrul’da Nina seçmesi var” diye. Hocam koşarak, heyecanla yanıma gelip söyledi. Mesajı gördüğüm an hafif hafif gerilmeye başladım. Ertesi gün seçmeye katıldım ve oldu. İşin ortasından dahil olduğum için benim açımdan biraz gerilimli oldu. Yoksa insanlar, herkes çok tatlıydı ama ben geldiğimde dekor gelmişti, kostümlerin çoğu hazırdı.

Şehir Tiyatroları’nda ilk oyunun.
Evet, Şehir Tiyatroları’nda ilk oyunum. Profesyonel anlamda ikinci büyük oyunum.

Senin yorumundaki Nina’yı dinleyelim. Pelin ne kattı Nina’ya, nasıl yorumladı?Açıkçası ben Nina’yla çok ilgilenmemiştim bugüne kadar. Okuldayken hiç Nina çalışmadım. Bunu söylediğimde insanlar şaşırıyor. Hiç, elimi bile sürmedim. Aklımdan bile geçirmedim Nina çalışmayı ama herkes gibi Martı’yı bilirdim. Seçmeler sonrasında uzun uzun düşünmeye başladım. Nina’nın beni en çok heyecanlandıran, kendimi en yakın hissettiğim şeyi coşkusuydu. Bir şeyi çok istemesi. Bir şeyi çok isteyen bir kızı çok iyi anlayabiliyorum. Oyuncu olmak istemesi de bana yakın. İşe Nina’nın coşkusuyla başladım. Yıldırım abiyle buradan konuşmaya başladık. Nina’nın nasıl bir oyuncu adayı olduğuna dair konuştuk. Nina’nın coşkusunu candan, samimi bir noktadan almaya çalıştım, beni en çok heyecanlandıran ve benim için kolay olanı coşkusunun tanıdık gelmesiydi. O yüzden oradan başladım ama ondan sonra işler karışmaya başladı. Çok aşık olmaya başladı, çok aşık ve hayran bir kız. Nina’ya sürekli başka şeyler eklenmeye başladı. Sonunda finale geri döndüğümde kaybetmiş, olduramamış bir Nina çıktı karşıma. Orayla bağlantı kurmam daha zor oldu doğal olarak ama uzun uzun konuştuk yine. Konuşmalar sonunda doğan bir Nina oldu.

img_6241

İzlemiş miydin hiç?
Hiç izlemedim.

Şehir Tiyatroları için de bir ilk bu oyun.
Evet, Şehir Tiyatroları’nın ilk Martı’sı. 102 yıldır ilk Martı.

Sonradan dahil olma halinin sahne üzerinde nasıl etkisi oldu? Eklemlenmiş gibi mi hissettin? Homojen bir karışım mı oldu?
Zamanla oldu.

Ne kadar geçmişti aradan?
1 ay. Sahne provaları başlamıştı. İnsanlar bayağı oynuyorlardı. Bir heves, bir heyecan, konuşa konuşa… Çok çalıştım. Aslında öyle bütünden çok ayrı bir noktada olduğumu hissetmedim Yıldırım abi sayesinde. Yine de çok gerildim. Ama eğer ortasından girmemiş olsaydım da yine çok gerilecektim. Başlangıçta Nina ben olsaydım yine çok gerilecektim. Çünkü çok acayip insanlar var. Mesela Jülide Kural okuldayken bir sene benim hocamdı. Benim için çok önemlidir, çok saygı duyarım. Ersin Sanver, Hakan Arlı, Rozet Hubeş, Yeşim Koçak, Mert Asutay, Mert Tanık. Bunlar büyük insanlar. Çok korktum içlerine girdiğim zaman. Aşağı çekmekten, uyum sağlayamamaktan korktum. Bana nasıl davranacaklarını bilemedim. Bir de ortadan girdiğim için bunlar ekstra zor oldu benim için ama o kadar tatlı insanlar ki. Yeni mezun olmuş bir oyuncu adayı için bulunmaz nimetlerdi. Bir provada birisi saçımı okşuyordu, diğeri sarılıyordu korkma diyordu. İnanılmaz bir ay geçirdim. İnsanlar beni hiç zorlamadı. Etrafta yadırgayan, yargılayan bakışlar hiç yoktu. Tam tersine her türlü hallederiz dediler, çok destek oldular. O şekilde geçti. O yüzden insanların özellikle Yıldırım abinin desteğiyle bu sonradan eklenme olayı beni evet sarstı ama yerden yere de vurmadı.

img_6174

Ne kadar oynadın bugün kadar?
Prömiyerden itibaren iki defa mayısta festivalde oynandı. Sonra sezonda başlayalı 5 hafta oldu.

Artık tamam olmuştur herhalde.
Artık evet, yavaş yavaş oturdu.

Peki, ilk okuduğunda, ilk kafanda oluşan, oluşmaya başlayan Nina’nın sonra yolda evirildiği oldu mu?
Oldu tabii ki. Özellikle final sahnesinde çok büyük farklar oldu. Provalarda daha final sahnesine gelmeden ben final sahnesi korkusuyla çalışmaya çalışıyordum. Ama işte bir yerlerde yanlış yaptım sonra onu toparlamam zaman aldı. Ben finalde Nina’yı çok hızlı aldım. Çok zor durumda ve bunu çok hızlı ifade ediyordu benim Nina. Özellikle final sahnesi çok evrildi. 5 haftadan sonra bu hız biraz fazla kaçtı. Çünkü bir yandan da çok yorgun. Sahnenin zorunluluklarıyla beraber zıt bir yerden yürümeye başladım. Sonra Yıldırım abiyle çalıştık. Ben öyle kurduğum, kendi başıma iş yaptığım için onu temizlemem zaman aldı, sakinleştirmem, nasıl anlatayım Nina’yı pire gibi değil de yorgun bir noktaya çekmem zaman aldı.

Zıt şeyler ikisi de.
Evet, ama ben zor durumda olduğu için çok hızlı hareket etmek isteyen, oradan kaçmak isteyen biri gibi hissettim, öyle ele aldım. Ama aslında öyle değil. Zamanla evrilen en büyük şeylerden biri bu, Nina’nın vites düşürmesi.

Sen bir Martı mısın Pelin olarak?
Yok değilim.

marti-slide-950x415

Nina ile benzeştiğiniz tek şey oyuncu olmak için çırpınması ve o gençlik coşkusu mu?
Yani Nina’nın o yoğun hayal kırıklığının yanından geçemem. Benim de var kendi çapımda çok üzüldüğüm şeyler Nina’ya yakın. Küçük  küçük yerlerden yakalamaya çalıştım, “Bir oyuncunun çok kötü oynadığını hissetmesi nasıl bir şeydir bilemezsin” gibi bir replik var mesela bunu çok iyi biliyorum. Kesinlikle biliyorum. Özellikle Ümraniye Sahnesi’nde çok zor günler geçirdim. Yavaş yavaş toparladım. Böyle ufak ufak şeylerle bağlantı kurabiliyorum. Ama tabii işte insanın bebeğini kaybetmesi. Bana çok uzak bu. Başka başka şeylerle arayı kapatmaya çalışıyorum ve hayaller kuruyorum. Tabi ki bana en yakın olan şeyi oyuncu olmak istemesi. Bunu çok istemesi.

Ümraniye Sahnesi’nin zorluğu neydi?
Ümraniye Sahnesi’nde biz festivalden sonra 3 ay ara verdik. 3 aydan sonra o bir ayda çıkan final sahnesi beni tatmin etmedi. Ben yine üç ayda kendi kendime çok fazla düşündüm. Uygulamadan düşündüm ve ilk uyguladığım zaman sahneyi yerden yere vurdum. Yani Nina’nın o geçişleri… Çok fazla geçişi var ya. Ve mantıklı bir yere dayanmıyor. Çok duygusal bir yerden alıyor ve çok geçiyor Turgenyev’den bilmem nereye. Sürekli geçiyor. Ve ben bunun için, sabit durduğum yerden oradan oraya geçmek için kendime makul sebepler aradım. Daha gerçek olsun diye. Yalandan oradan oraya geçmeyeyim, kızı da çok delirtmeyeyim diye. Çok gerçek sebepler aramaya başladım. Bu da uzun uzun esler vermeme, oradan oraya 40 saatlerde geçmeme falan sebep oldu. İşte Ümraniye sahnesi benim için böyle başladı.

3 ay aradan sonra ilk orada mı başladınız?
Evet Ümraniye’de başladık. İlk hafta çok zor geçti sonra tekrar konuşmamız gerekti Yıldırım abiyle. Ben “ne yapacağımı bilemiyorum” dedim, iyice panik yaptım. O da: “Konuşuruz, hallederiz.” dedi. Öyle konuştuk, çalıştık, bir tur daha çalıştık. Bir şeyler daha değişti. Yıldırım abiye bu konuda çok şey borçluyum. Bana çok açmazlar verdi. Özellikle final sahnesinde. Çünkü beni en çok final sahnesi zorladı.

Ama Nina’yı Martı yapan şey o final sahnesi.
Bir de bu fikir beni çok zorladı. Bu final sahnesine dair beklenti … Treplev ve Nina  sahnesi. Herkesin bir fikri var. “Herkes biliyor bu sahneyi” diye titremedim ama bir gerilim yarattı. Final sahnesinin çıkması zaman aldı ama şimdi yavaş yavaş taşlar yerine oturdu.

Aslında hani ters çevirirsen durumu. Sondan başlayıp… Sondaki o Nina’yı çözersek onu başa taşımak belki daha kolay mı olurdu her şey? Ters kurgu demek istiyorum.
Yani aslında bu kurgudan çok, benim kişisel problemimdi. Final benim için böyleydi.

mart-fragman_thumb47-665x250

Ama çok yanlış bir şey değil. Çünkü gerçekten burayı güzel getirmezsen ne manasız bir şey olurdu ya da çok sönük olurdu. Bütün oyunu sanki finali taşıyor gibi.
Öyle ama şöyle de bir şey var; Nina Moskova’ya gidiyor ve sonra geri geliyor. Arada Trigorin’i görmüyoruz. Trigorin’i bunu üzerken görmüyoruz. Çocuğu oluyor, ölüyor bunları görmüyoruz. Geldiğinde bunların hepsi olmuş oluyor. Sadece taşıyabileceğimiz şey Nina’nın bu çok yoğun isteği oldu. Bunları kurduk zaten, finali de çok net kurduk. Finale dair benim kafamda bir soru işareti yoktu. Benim problemim daha çok uygulamaya geçerkendi. Bir de çok korktum, rahatlamam zaman aldı. Bu yüzden böyle oldu. Özellikle Ümraniye Sahnesi’nde… “Kendini jiletlemeyi bırak” dedi Yıldırım abi. “Evet” dedim, “Niye yapıyorum ki”. O kadar kendimi üzdüm, sıktım ki yani.

Niye? Hiç izlememişsin, hiç çalışmamışsın. Niye böyle hissettin acaba? Jiletlemekten kastın, çok ağır bir Nina yaratmak mı yoksa Pelin olarak mı?
Pelin olarak. Çünkü “Boğuştuğun şeyin Nina değil kendin olduğunu görüyorum” dedi Yıldırım abi. Biliyorum, ben de çok hissediyorum. O yüzden bıraktım. Oradan oraya geçerken çok derin sebepler bulmayı, sonra bunları kurmayı. Bir sebep yok çünkü. Gerçekten çok gencim ve oyunculukta yolumu yavaş yavaş alıyorum. Benim için yoğun dram kısmı bir haftada bitti. Yine Yıldırım abi sayesinde.

Yönetmenin de varlık amacı bu olsa gerek. Yine şanslıymışsın ki x biri seni daha kötü durumda bırakabilirdi.
Evet, “Kardeşim çalıştık artık daha ne çalışacağız” demedi.

Sonuç olarak 102 yıllık Şehir Tiyatroları’nın ilk Martı’sı mısın?
Evet.

mart-yeni-web-afi

Bu konudaki hissiyatın nedir? Bu senin İkinci büyük oyunun.
Muhsin Ertuğrul’da sahneye çıkmak okulda sahneye çıkmaya benzemiyor. Bir de görüyorum ki deneyim çok acayip bir şey. Deneyimi izliyorum. İstediğim şeyi çözmeye çalışıyorum. İnsanlar ne yapıyor, nasıl ilerliyorlar oyun boyunca diye. Jülide Hocayı mesela, sık sık seyrediyorum. Deneyim çok önemli benim için.

Muhtemelen üçüncü oyunda böyle olmayacak. Bu kadar tırmalamayacaksın. Çünkü biliyorsun ki kendiliğinden gelen bir şey.
Olabilir. Daha rahat olacağım kesin. Çünkü bu Nina’nın final sahnesi zordu. Zaten okuldayken ellemememin sebebi de biraz bu.

Kaçtığın şey karşına çıktı.
Aynen ya. Keşke biraz baksaydım. Çok pişmanım.

Şehir Tiyatroları’nın çok zor bir senesinde dahil oldun. Bir korku hissettin mi?
Tabii ki. Yani bir kere bir gerilim ve heves kırıklığı var. Perde açılıyor, prömiyer, gala var coşkusu… Böyle şeyler yoktu. Daha çok niye böyle oldu, olmamalı? Hayalimdeki gibi değildi. Çünkü işler çok karışık.

Şehir Tiyatroları oyuncusu olmak hayalin miydi?
Şehir Tiyatroları değil belki ama Muhsin Ertuğrul ve Haldun Taner’e girdiğimde buralar beni çok etkiliyordu. Benim için özel yerler. Muhsin Ertuğrul’da sahneye çıkmak benim için çok özeldi.

Ne hissettin?
Ağlasan ağlayamazsın. Ağlamasan nasıl ağlamayacaksın… Öyle prova boyunca çok yoğun şeyler hissettim. Hele ilk gün… Festival, prömiyer…

Festival seyircisi diye bir şey var bir de.
Açıkçası festival seyircisi çok umurumda değildi. O kadar heyecanlıydım ki kim izliyorsa izlesin. Ben şu günleri atlatayım yeterdi. Ve çok mutluydum. Muhsin Ertuğrul’da seçmeye girdiğimde de ekstra bir heyecan duymuştum. Çok istediğim bir yerdeydim. İnsanlar bu isteği görmüş olabilirler.

Bir şeyi çok isteyince belki beden dili, gözlerin bunu ifade ediyor. Peki, asistanlık şapkan?
Asistanlık bitti, oyun prömiyer yaptı. Asistan olmak da mesela hoşuma gitti. Oyun kısa sürede, bir buçuk ayda çıktı.

Hangi oyundu? Yönetmeni kimdi?
“Geç Kalanlar” oyunu. Yönetmeni Nihat Alpteki. Aynı zamanda beni konservatuvara hazırlayan hocamdı. Her zaman yanımdaydı. O ekip de çok tatlıydı. Çok yetenekli insanlar hepsi. Çok iyi oyuncular. O yüzden onları izlemek de beni etkiledi. “İzlerken de öğreniyorsun” derlerdi inanmazdım. Öğreniyorsun, hata yapıyorlar görüyorsun, bir şeyleri çözüyorlar görüyorsun. Oyun çıktığı zaman çok heyecanlıydım, çocuğum gibiydi.

Sana Martı’yı getiren çocuk oyunu devam mı?
Devam ediyor. “Yaşasın Barış” Dost prensesim. Barış getiriyorum.

Son soru olarak, şu ilginç “Martı’ya bilet aldım” hikâyesini anlatır mısın?
Çok ilginç bir nokta. Benim “Martı” oyununa biletim vardı. Hayat ya. Çok tuhaf değil mi? Bayağı bilet almıştım. Gideceğim, izleyeceğim. Festival için biletim vardı. Biletini almış kız, izleyecek derken çok yakından izleme fırsatım oldu. Hatta ikinci gün düşük olur diye ilk gün almıştım. Sahiden de ikinci gün düşük oldu.

Çok hoş bir anı bu. Ne yaptın sonra o bileti?
Arkadaşıma verdim. Gel izle dedim.

Çok teşekkürler Pelin. Roller farklı olsa da profesyonel anlamdaki ilk röportajından beri birlikteyiz. Daha nicelerine diyelim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here