Latif Acarlıoğlu
lacarli@hotmail.com

Bu kez 2016-2017 sezonunun ikinci yeni oyunu olarak Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatının büyük ustası Haldun Taner (1915-1986)’in yazıp Süleyman Atanısev’in yönettiği, hem güldürüp eğlendiren hem de düşündüren Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’nı izliyoruz Eskişehir B.B Sanat ve Kültür Sarayı’nda.

Bu gösteri birkaç yüzüyle çıkıyor karşımıza. Tiyatro içinde tiyatro oynanıyor bir bakıma. Bir taraftan, seyirci olarak bizler Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’nı izlerken, diğer taraftan çoğu gayrimüslimlerden oluşan amatör bir tiyatro grubu, bir köylünün soylu olma çabasını anlatan, Molière’in George Dandin (Fransızcası: George Dandin ou le Mari confondu) adlı oyunun provasını yapmakta. Batı tipi tiyatronun ilk örneklerini verme çabasında olan bu toplulukta, tiyatro sanatçısı ve yönetmen Thomas Fasulyeciyan (1843-1903) ile tuluat tiyatrosunun kurucularından ortaoyunu sanatçısı Küçük İsmail (1854-1924) de bulunmakta. Tiyatroya başkoyan bu oyuncular, üç değişik biçimde sergilemekte George Dandin’i: Tartışmalı geçen, birinci denemede daha çok Fasulyeciyan’ın, ikincide Ahmet Vefik Paşa’nın (1823-1891)’nın, üçüncüde de Küçük İsmail’in damgası var! Ayakta kalma mücadelesi veren bu gönüllüler büyük bir özveriyle çalışmalarına rağmen, işler hiç de iyi gitmez! Öyle ki gün gelir akşam yiyecek ekmekleri bile kalmaz! Özellikle de maaşını alamayan tiyatro kahvecisinin işini bırakması, acı tabloyu göstermesi bakımından oldukça düşündürücü!

Oyunda, yukarıda adı geçen büyük devlet adamı, diplomat, oyun yazarı ve çevirmen Ahmet Vefik Paşa karakteri de önemli bir yere sahip. 1879-1882 tarihleri arasında Bursa valisi olan Paşa’nın başlıca iki temel görüşü ön plana çıkar. Birincisi ve en büyük arzusu, Batı’da yazılan eserlerin Türkçe oynanması değil, Türk halkının tiyatrosunu kurarak kendi sorunlarını sahnelemesi olarak özetlenebilir. İkinci görüşüne göre ise gerçek tiyatro tuluattır, yani doğaçlama. Paşa, şehirdeki sanat etkinliklerini yakından izlerken Paris’te edindiği görgü ve deneyimlerini durmadan dinlenmeden bu amatör topluluğa aktarmak ister. Sık sık provalara gelerek yönetmenlik yapar; yanlışları düzeltir ve oyunculara akıl verir. Çok da başarılı olur uğraşlarında: “Olmayanları oldurtan” kişi olarak bilinen Ahmet Vefik Paşa, oyuncuları istediği gibi yetiştirmekle kalmaz, aynı zamanda Bursa Osmanlı Tiyatrosu’nu da kurar. Terzisi bile olan bu tiyatroda kostümleri bizzat kendisi seçer. Oyuncular maaşa bağlanır ve tiyatro dersleri verilmeye başlanır.

Ancak tiyatro karşıtları boş durmamaktadır. Bu verimli ve üretken devlet adamının tiyatroya olan katkılarını sürekli merkezi hükümete şikâyet etmektedirler. Hatta Asım adındaki bir şahıs, sahneye kadar gelerek Paşa’nın kendisini zorla tiyatroya abone etmek istediğini söyleyerek yapılanları protesto eder. Paşa’nın suçu ise tiyatro yapmak ve kadınlara da tiyatro seyrettirmekten başka bir şey değildir. Nitekim Bursa’dan sürülür ve bir süre sonra inzivaya çekilir. Tabi o kadar emek verdiği grup da dağılır. Artık bu tiyatronun tekrar toplanması ve kaldığı yerden devam etmesi bir hayli zaman alacaktır.

Oyunculara gelince; neredeyse tamamının başarılı olduğunu söyleyebilirim. Mustafa Kılıkçı, Mete Ayhan, Özlem Baykara, Özlem Boyacı, İsmail Dündür, Serhat Onbul, Nagihan Orhan, Tolga Tümer gibi tanıdığımız, bildiğimiz oyuncular sahne almış. Hepsinin de performansı yüksek, daha küçük roller üstlenenlerinki bile. Tabi ki Thomas Fasulyeciyan’ı canlandıran başroldeki Mustafa Kılıkçı’ya büyük iş düşmüş. Sahnelenecek oyun olan George Dandin’i sunmak, oynamak ve yönetmekle kalmaz, herkesin derdiyle birebir ilgilenir. Bu arada, asıl övgüyü V. Zagakyan’ı oynayan Nagihan Orhan’ın hak ettiğini belirtmek isterim. Çünkü diğer gördüğüm oyunlarından daha büyük bir beceri sergilediği açık. Ayrıca Özlem Boyacı’nın oyunculuk kalitesinin yanı sıra Fransızca sözcükleri telaffuzu ve özellikle de şarkılarını çok beğendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim Fransızca bilen biri olarak.

Bu arada, hem 17nci yüzyıl Klasik Fransız Tiyatrosu’nun etkisini vurgulamak hem de Fransızca’nın Türk diline olan etkisine parmak basmak için, oyuncuların konuşmaları arasında zaman zaman Fransızca sözcükler de süzülmekte. Bu sözcüklerden bazıları, “parole d’honneur” (şeref sözü), “jalousie” (kıskançlık),“adultère” (aldatma), “correct” (dürüst), “malchance” (şanssızlık) olarak sıralanabilir. Ayrıca evlerin ve kişilerin, oyuncuların parmakları arasından gözetlenmesi, simgesel açıdan son derece akıllıca bir buluş olmuş! Başta yönetmen Atanısev olmak üzere, tüm emeği geçenleri kutluyorum.

Dekora gelince, geneli iki katlı eski Osmanlı evleri şeklinde tasarlanmış. Pencere ve cumbalardaki koyu kahverengi ahşap jalûziler özellikle dikkat çekmekte. Oymalı koltuklar amaca uygun olarak son derce klasik, kumaş kaplamaları ise kırmızı ağırlıklı.

Kostümleri ise iki bölüme ayırmak mümkün. Birincisi Molière oynayan sanatçılar ki yerel kıyafetli Küçük İsmail hariç, hemen hepsi 17. yüzyıl klasik Fransız tiyatrosunu temsil eder tarzda giyinmiş ve hepsi peruklu. Ayakkabılar bile 300 yıl öncekileri hatırlatmakta. Ayrıca 3-4 kez kıyafet değiştiren sanatçılar olmasına rağmen, kostümler her defasında çok zengin; belli ki masraftan kaçınılmamış. Bazen, Thomas’ın elinde oyalı gri bir mendil sallaması, gösteriye –Paşa’nın istediği gibi- Türk rengi katmış. Diğer sanatçıların başlarında genelde fes, bir eli asalı, diğeri tespihli. Üstlerinde koyu renkli elbiseler ve boyunlarında, papyon ya da fular bağlı. Kahveci ve Suflör Kazım da Osmanlı kıyafetli ama halk tipi, yani şalvar, yelek ve yemeni giyili.

Kısacası, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı görmeğe alıştığımız türden değil, birden çok tiyatro eserinin iç içe girdiği sıra dışı bir oyun! Gösterinin özellikleri bununla da sınırlı değil elbet! Hem zengin kostümleriyle Molière tipi klasik tiyatrodan, hem de Geleneksel Türk Tiyatrosu’ndan örnekler eşliğinde BatıTiyatrosu’ndan Türk Tiyatrosu’na “meşakkatli” geçiş serüvenine ışık tutmakta. Merak edenler için özellikle duyurulur!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here