Ayçe Özyiğit

Şimdi sandıkları bir bir açıyoruz. Tek bir hatıra kalmayana kadar… En dip köşeleri de kontrol etmeyi unutmayın. Ali Poyrazoğlu bize bunu tembih ediyor. Tüm güzel anılar sizde saklı kalmamalı. Ağızdan ağıza, kişiden kişiye ulaşmalı. Çünkü onların yaşanma sebebi de bu.

Tabii ki Ali Poyrazoğlu’nun da bir dolu anısı var bizler için biriktirdiği. Hatta bu anıların yitip gitmemesi, heba olmaması için sizlere/bizlere ihtiyacı var. Seyircilerine ihtiyacı var. Tüm hatıraları tek tek seyircilerine emanet ediyor. Evet, evet hepsini… Tekstleri, dekorları, kuklalarını… Perdeleri bile. Tiyatronun içinde sakladığı ne varsa. Bunları size şimdilik ödünç veriyor. Çok çok iyi saklamalısınız. Çünkü sanatın üzerine çöreklenmiş o puslu karanlık, daimi değil. Geçecek. Gidecek. İşte o aydınlık yeniden dirildiğinde de sizler sakladığınız bu anıları yine Ali Poyrazoğlu’na geri vereceksiniz. Şunu söylüyor bizlere: Tiyatronun sahibi sizlersiniz. Onu karanlığa gömmek, onun karanlığa gömülmesini izlemek yerine bir şeyler yapın. Böyle gelip böyle gitmesin. “Çünkü ben inanırım ki Oktay Rıfat’ın dediği doğrudur: ‘Anılar kovulamayacağımız tek cennettir.’” Diyor Poyrazoğlu.

“Ben Eskiden Küçüktüm”… Oyunumuzun ismi bu… Öyle küçüktük ki belki de şu anda olan her şeye adapte olamamamızın sebebi de bu olsa gerek. Bu bir üçleme. İlk basamak “Ödünç Yaşamlar”dı. Devamında “Asi Kuş” geldi. Ve şimdi sırada “Ben Eskiden Küçüktüm” var. Bu üçleme, Ali Poyrazoğlu’nun deyimiyle hem Türk Tiyatrosu’na bir saygı duruşu hem de bir ağıt. Aynı zamanda da yok olup giden değerlere, unutulanlara, görmezden gelinenlere, tiyatronun yaşamımızdaki öneminin yavaş yavaş soluklaşmaya başlamasına bir karşı çıkış, bir uyarı… “Oyuncuyla seyirci karşı karşıya kaldığında kıvılcım çakıyor ve tiyatro dediğimiz muhteşem mucize doğuyor. İnsanın kendi içine bakması, dünyaya bakması, çağına tanık olması gerekir. Başkalarının öykülerini dinlerken kendi yaşamına paralel çizgiler çizmesi aslında tiyatronun mucizesi ve bu seyirci ile oyuncu karşı karşıya gelince gerçekleşiyor. Seyirciler benim meslektaşlarım. Onun için meslektaşlarıma: ‘Tiyatrodan uzaklaşmayın. Tiyatroya yaşamınızda daha fazla yer verin’, demek için bu üçlemeyi yazdım.” diyor Ali Poyrazoğlu. “Seyirciye bir yandan komik olan kulis, sahne ve okul öykülerimi anlatıyorum. Diğer taraftan da, tiyatronun gidilen bir yer olmadığını, kapıdan onlarla birlikte çıkarak onların hayatlarına karışacağını, onları manen zenginleştireceğini hatırlatıyorum.” Diye de ekliyor.

Seyircisinin tiyatroya koşarak gelip kendisini ve oyunlarını kucaklamasından da oldukça memnun Ali Poyrazoğlu. Sıradaki oyununun yine anılarından yola çıkarak sergileyeceği tek kişilik bir interaktif oyun olacağını dile getiriyor. Sonrasında ise kalabalık kadrolu oyunlarına geri dönecek. “Zihninizde dolup birikenleri boşaltmak, bizlerle paylaşmak için yapıyorsunuz tüm bu oyunları. Yeter mi peki Ali Poyrazoğlu’nu anlatmaya?” diye soruyorum. “Yaşadıklarınızın hepsine tanık olabilecek miyiz?” Gülümsüyor Ali Poyrazoğlu: “Söylemesi ayıptır ama Türk Tiyatro Tarihi 100 yıllık ve bunun 50 yılında ben varım.”diyor. “Gördüm, yaşadım, oynadım. Hiç ara vermeden her akşam sahneye çıktım. Türkçe, İngilizce, Fransızca, Yunanca oyunlar oynadım. Bir hayli hüner gösterdim sayılır. 26 tane oyun çevirdim Türkçeye, 8 tane kitap yazdım. Yaşadıklarımdan biriktirdiklerimi anlattım. Yüze yakın televizyon programı yaptım. Radyo programları gerçekleştirdim. Elbette her şeyi yazamam, anlatamam. Sizler, tiyatronun izin verdiği kadarıyla tanık olacaksınız. Üç oyunda anlatabildiğimi anlattım, şimdi dördüncü oyun gelecek. Oyunlara koyamadıklarımı da kitaplarımda sizlerle paylaşıyorum.”

“Ben Eskiden Küçüktüm” oyunu da “Ödünç Yaşamlar” ve “Asi Kuş” oyunları gibi “muhabbet” temasında gelişiyor. Seyirciyle gerçekleşen bu muhabbetler, Ali Poyrazoğlu’nun bir zamanlar radyo programı olan “Gölgede Muhabbet”in uzantısı bir nevi. Her akşam programa; “Bendeniz, kulunuz köleniz Ali Poyrazoğlu. Sizlerle çağdaş, aydınlık düşüncenin, eleştirel aklın gölgesinde muhabbet ediyorum. Açın telefonu, sesinizi göreyim.” giriş cümlesi ile başlayan Poyrazoğlu, bu muhabbetleri paralel olarak televizyona ve tiyatroya da taşımış. “İnsanların karşısına çıktığım zaman kendi görüşümü aydınlık dürüst bir biçimde paylaştım. Şimdi de anılarımı yazıyorum. Atladığım, oyunlara koyamadığım anılarım varsa onları da kitaplarımda aktarmaya çalışıyorum.”diyor.

Ali Poyrazoğlu oyunun yazarı, yönetmeni ve oyuncusu… Onun için söylenebilecek başka ne kalmıştır ki diye düşünüyorum. Kendisinin dediği gibi 100 yıllık Türk Tiyatro tarihinin, 50 yılını kapsamış bir isim. Bu senelerin çocukluğumdan bu yana denk gelen kısmına ben de dâhil oldum ve umarım ki daha daha uzun yıllar kendisini izlemek şansına nail olurum.

Oyun sırasında Ali Poyrazoğlu’nun dile getirdiği bir replik var: “Buradan çıktıktan sonra sizlerde bir şeyler kalsın istiyorum.” Ne kalmalı bizlerde diye sormadan edemiyorum. Ne kalsın isterdiniz? Hemen cevap veriyor: “Yaşamı, yaşamla ilgili sıradanlaşmış alışkanlıkların yönetimine geçmiş insanlar tiyatrodan çıktıktan sonra yeni başlıklar, yeni sorular ve yeni gündemlerle ertesi güne merhaba diyebilsinler istiyorum. Söylediğim, anlattığım budur. Oyundan, kendilerini yenileyebilecek yeni sorularla çıksınlar. Çünkü deha cevaplarda değil, sorularda gizlidir. Tüm bu oyunları seyirci kendisine doğru soruları sorabilsin, dehasını devreye sokabilsin ve ona eleştirel aklın yaklaşımıyla doğru dürüst cevaplar vererek yaşamı yenilesin, ölüme meydan okusun diye yapıyorum. Çünkü sanat, yaşama meydan okumak isteyenler için vardır.”

Ali Poyrazoğlu’nun ve birçok tiyatro sanatçısının da dile getirdiği gibi şu aralar maalesef ki kültür-sanat olarak zemheri aylarımızı yaşamaktayız. O kara bulutlar üzerimize çöreklenmiş vaziyette. Yine de birileri bizleri kültür-sanat etkinliklerinden ne kadar uzak tutmaya çalışsa da bizler seyirci olarak bir o kadar sıkı sarılıyoruz tiyatroya. Koltuklarımız boş değil. Koltuklarımız boş kalmamalı. Çünkü tiyatronun her daim seyircilerine ihtiyacı var. Bir defa daha Poyrazoğlu’nun sözlerine kulak verelim: “Her anın tıpkı koca bir yaşam süresiymiş gibi hakkını vererek tadını çıkararak yaşamamız gerek. İşte bu yüzden ben kültür ve sanatla hem bireylerin hem de kurumların kendilerini yeniden inşa etmelerini istiyorum. Her sabah kendi kendimize ‘Ne kadar zamanımız kaldı?’ diye sormamız şart, hayat göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor.”

Ben Eskiden Küçüktüm   5 Aralık 2017’de Akıngüç Oditoryumu’nda…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here