Tolga Polat

Bakırköy Belediye Tiyatroları
(BBT), Alican Yücesoy’un Genel Sanat Yönetmenliği’nde üçüncü sezonunda da seyircisine yenilikçi ve sözü olan bir repertuvar sunuyor… Ahmet Sami Özbudak’ın, Bakırköy semtinden ilham alarak kaleme aldığı “Sherlock-Hamid” adlı oyun da, geçmişe hatta bugüne atıfta bulunan, sezonun öne çıkan yapımlarından biri…

Ahmet Sami Özbudak, “İz”, “Hayal-i Temsil”, “ Kar Küresinde Bir Tavşan”  adlı oyunları ile bildiğimiz, genç kuşağın ödüllü yazarlarından… Özbudak’ın tarihsel sürecin üzerine kurduğu diyaloglar, düşünsel her boşluğu dolduracak kadar sıkı bir kurgu ile oluşturulmuş… İstibdat döneminde geçen müzikli oyun; dönemin baskı atmosferi içinde renkli karakterleri ile bir cinayetin izini sürerken, iktidar ve Tiyatro ilişkisini de farklı bir düzlemde değerlendiriyor… Sultan Abdülhamid’in en büyük zevki olan Sherlock Holmes hikâyelerini sahnede izlemek istemesinden yola çıkan metin, gerçekte tersane işçisi Ziya’nın öldürmesini, iç içe geçen başarılı bir kurgu içinde sunarak döneme ayna tutuyor…

Döneminde Shakespeare’in eserlerinin basım ve okunmasını yasaklayan, haşmetli bir buruna sahip olduğu için gazete ve kitaplardan “burun” kelimesini kaldırtan ve o dönemde hazırlanan haritalarda “burun” kelimesi yerine ilk kez “çıkıntı” ifadesinin kullanılmasını dolaylı olarak sağlayan Abdülhamit’in dudağının ucunda piposu, pötikare desenli şapkası ve elinden düşmeyen büyüteci ile yaratıcısının bile önüne geçen “Sherlock Holmes” a hayranlığı sonucunda, Holmes’ün yaratıcısı Sir Arthur Conan Doyle’un 1907’de İstanbul’a gelmiş olduğu ve padişahın verdiği nişanla onurlandırıldığı rivayet edilir… Bir başka rivayete göre de Doyle’un yeni romanında Osmanlı sarayını anlatacağı ve İstanbul’a bu yüzden geldiği, Abdülhamit’e jurnallenmiş ve padişahın da bunun üzerine ünlü yazarı huzurunda kabul etmekten vazgeçtiği de söylenmektedir… Bu noktada karşımıza dönemin ünlü mizah yazarlarından Yervant Odyan tarafından 1911 yılında kaleme alınmış ilginç bir roman çıkmaktadır… ”Abdülhamid ve Şerlok Holmes” adı ile Osmanlıca 832 sayfadan oluşan bu roman, kurgu içinde bir Osmanlı padişahı ile kurmaca bir İngiliz dedektifini yan yana getirmektedir… Polisiye bir hikâye içinde II. Meşrutiyet’in ilan edilme sürecini de bir biçimde aktaran Odyan imzalı eser, muhakkak Özbudak’ın rotasını belirlemede de bir geçiş oluşturuyor…

Kısaca oyunun konusuna gelirsek; Mithat Efendi, kumaş tüccarlığı yaptıktan sonra, tiyatroya sevdalanan biridir… Son sahnelediği oyunda “Yıldız” ismi hafifmeşrep bir kadına verildiğinden tüm kumpanyasıyla birlikte hapse atılmıştır… Kumpanyanın diğer oyuncularından önce hapisten çıkan Mithat, jurnalci Memduh tarafından sunulan yeni bir teklifle karşı karşıyadır… Memduh, saraya yaranmak adına Sultan Abdülhamid’in sevdiği Sherlock Holmes romanlarının sahneye uyarlanarak yeni bir oyun hazırlanmasını ve bu oyunun Abdülhamid’in huzurunda sahnelenmesini Mithat Efendi’den ister… Esasen bu bir emirdir… Memduh, bu isteğinin kabul görmemesi durumunda olacaklar ile adeta Mithat Efendi’yi tehdit eder… Peki, tüm kumpanya oyuncuları içerdeyken, oyunu kimler oynanacaktır? Sherlock, Irene Adler, Watson rollerini kimler canlandıracaktır? Üç aday bulunur… Rus Savaşı’nda bir balıkçının bulup getirdiği kimsesi olmayan ekmeğini erkek berberliği yaparak kazanan Emine Hayriye,  genç yaşta dul kalmış Araksiya ve sokak hayvanlarına elbise diktiği için deli kabul edilen terzi Malva… Ancak bu üç aday da hayatlarında hiç sahneye çıkmamıştır ve tek ortak noktaları yaşadıkları toplumsal çevre içinde “öteki” olmalarıdır… Cansız bedeni Galata köprüsünde bulunan genç tersane işçisi Ziya ise bilmeden bu oyunun baş aktörlerinden biri olacaktır…

Oyunun Yönetmeni, “Disko 5 No’lu”, “Cambazın Cenazesi” oyunlarının yönetmenliğini yapmış olan ve Destar Tiyatro’nun kurucu üyesi olarak tanıdığımız Berfin Zenderlioğlu… Kendine has bir üslup ile grotesk stili ön planda tutarak, yüksek tempolu bir sahneleme biçimi seçen Zenderlioğlu, zaman zaman karmaşıklaşan metnin doğru noktalarını ön plana alan rejisi ile dikkat çekiyor… Gerçek yaşamda “Grotesk” olarak duyumsadığımız şeylerin her dönemde farklı biçimlerde kendini açığa çıkardığı bir gerçek… Belirli dinamiklerin insanın özneleşme ve kendi bedenini bu sürece uyumlama diyalektiğinde bulunabildiği gerçeği, Zenderlioğlu’nun rejisinin alt dizgelerinde yer alıyor…

Elbette bu noktada, dramaturg Irmak Bahçeci’nin katkısı çok önemli… Bahçeci, metnin çatışma noktalarına ve final bütünlüğüne hizmet eden olay örgüsü ve karakter bütünlüğünü birleştiren çalışmasıyla alkışı hak ediyor… Gölge perdesi, saray, sokak gibi pek çok alanda işlevselliği ile ön plan çıkan dekor ve oyuna çok önemli bir katkı sağlayan ışık tasarımı Kerem Çetinel’e ait… Dramatik yapının seyirciye aktarımında adeta köprü vazifesi gören ve anların bütünlüğünü notalar ile destekleyen özgün müzik ve şarkı sözleri ise Burçak Çöllü imzası taşıyor… Dönemselliği ve estetik bütünlüğü ile oyuna hizmet eden kostüm tasarımı ise usta bir isme Sadık Kızılağaç’a ait… Oyuncuların devinimliğine önemli bir katkı sağlayan koreografi ise Dicle Doğan tarafından oluşturulmuş…

Ve oyuncular… Ziya performansı ile Kadir Hasman coşkusu ve tüm benliği ile rolü çerçeveleyen yaklaşımı ile dikkat çekiyor… Yunus Emre Kılınç Memduh’un kaypaklığını son derece sahici yansıtırken, zaman zaman fazla sempatik görünsede rolün gereğini başarıyla sürdürüyor… Ali Rıza Kubilay, Mithat Efendi performansı ile eylemin gerekliliğini tüm devinimde sürdürüyor… Emine Hayriye rolünde Nurhayat Atasoy ses/diyalekt kullanımı ile bazı sahnelerde rolünün önüne geçmiş olsa da tecrübesi ile rolünü dengede tutan bir performans sunuyor… Malva yorumu ile Nazan Koçak ve Araksiya yorumu ile Didem Germen yakaladıkları uyum ve yaratıcı düş gücü ve fiziki devinimleri ile dikkat çekiyor…

Dönemin baskı atmosferini gülümseterek sorgulatan “Sherlock-Hamid”, dinamik rejisi ve söylemiyle alkışı hak ediyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here