Tolga Polat

İstanbul Devlet Tiyatrolarında 2000 yılların başında sahnelenen ve sekiz sezon boyunca büyük ilgi görerek perde açan “Leenane’in Güzellik Kraliçesi” aynı oyuncu kadrosu ile 17 yıl aradan sonra tekrar sahnede…  Sumru Yavrucuk, Yurdaer Okur, Hakkı Ergök ve Rüçhan Çalışkur gibi deneyimli isimlerin yer aldığı kadrosu ile Devlet Tiyatrolarında gişe rekorundan, ödül rekoruna birçok başarıyı yakalamış olan  oyun, bu kez Hasan Özkaya Yapım ve Organizasyon’un yapımcılığında ve Sevgi Sanlı’nın akıcı çevirisi ile sahneleniyor… Efsane oyuncuların tekrar bir araya gelmesi fikri ise ilk olarak Sumru Yavrucuk’tan çıkmış… 2011 yılında kaybettiğimiz ilk projenin ödüllü yönetmeni Cüneyt Çalışkur anısına ithaf edilen oyun, Çalışkur’un sahneleme anlayışına temelde sadık kalınan bir yorum sunuyor…

İrlanda’da Leenane adlı bir dağ köyünde, köyün de en ücra köşesinde yaşayan orta yaşlı ve hiç evlenmemiş Maureen ve onun manipülatif annesi Mag’in sevgi-nefret ilişkisi üzerine odaklanan Leenane’in Güzellik Kraliçesi, temelde şiddet’i ve umudun öyküsünü anlatmakta… Adeta bir kafes maçının nasıl acı bir sona evrildiğini izlediğimiz oyunun yazarı ise Martin McDonagh

İrlandalı bir ailenin çocuğu olarak, Londra’da doğan (d.1970) McDonagh, ülkemizde sahnelenmiş olan “Yastık Adam”, “Yalnız Batı”, “Inishmore’lu Yüzbaşı”,”İnishmaan’ın Sakatı” adlı oyunları ile tanınan bir yazar… McDonagh’ın ilk oyunu olma özelliğini de taşıyan ve 1996’da yazılan Leenane’in Güzellik Kraliçesi, yazarın “Galway Üçlemesi” ni oluşturduğu oyunlarından en dikkat çekeni ve en çok sahneleneni… “Connemara’da Bir Kafatası (1997)” ve 2001‘de yazılan “İnishmorelu Yüzbaşı” galway üçlemesinin diğer iki oyunu…

Doksanlarda İrlandada yaşanan şiddet sorununu vurgulayarak eleştirel ve grotesk biçimde bu problemlere değinen McDonagh, bu oyunlarda, o yıllarda gözlemlenen şiddet sorununu sosyoekonomik, sosyo-politik, sosyo-kültürel ve psiko-sosyolojik problemlerin doğrudan sonucu olarak yansıtmaktadır… Her bölümde farklı bir şiddet türü, farklı bir oyun doğrultusunda analiz edilmektedir… İlk oyun, “Leenane’in Güzellik Kraliçesi” McDonagh’nın aile içi şiddet üzerine eleştirisidir… İkinci oyun, “Connemara’da Bir Kafatası”aile içi ve kurumsal şiddet üzerine odaklanırken, son olarak, “İnishmorelu Yüzbaşı” da politik şiddet üzerine eleştirisini getirmiştir… McDonagh’nın 1990’lar İrlandasında yaşanan farklı şiddet çeşitleri üzerine eleştirisi üzerinden şu sonuca elbette varabiliriz: McDonagh’nın eleştirisi sadece İrlanda veya İrlandalılarla ilgili değildir ve evrensel bir boyutu da vardır… Bu yıl akademi ödüllerinde 7 dalda adaylığı olan ve benimde beğenerek izlediğim  “Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri” de Martin McDonagh’ın yazıp yönettiği bir film… Öldürülen kızının katilinin bulunması için bölge polisini köşeye sıkıştıran Mildred’in öyküsüne bakıldığında da adaletsizliğin her yerde olduğu ve akılcılığın yaşanan şiddet çılgınlığını önleyemediği açıkça görülmektedir…

Yıllar önce Aziz Nesin sahnesinde,  Ethem Özbrora’nın o yıllar için son derece çağdaş bir sahne tasarımı ile izlediğim “Leenane’in Güzellik Kraliçesi” bu kez sabit bir sahnelemeye imkan olmadığından tüm sahnelere uygun bir dekor tasarımı ile sahneleniyor… Dramaturjiye son derece önemli bir katkısı olan eski dekor tasarımını zaman zaman aramış olsamda, oyuncuların bu açığı ustalıklı adaptasyonları sayesinde kapattıkları aşıkar… Ancak rollere uygun yaş uygunlukları için aradan geçen yıllara rağmen bayan oyuncuların daha şanslı olduklarını söyleyebilirim… Yurdaer Okur’un kardeş Ray yorumunu bir önceki yorumdan daha sakin ve ritmini daha düşük bulurken, önceki yorumda Hakkı Ergök’ün Pato’da Maureen’e olan arzusu da sanki güncel yorumda biraz eksik kalmış gibi… Genel anlamda var olan tempo sorununun henüz ikinci gösterim olmasından kaynaklı olabileceği elbette düşünülebilir, ancak uzun ve sık blackoutların günümüz tiyarosunda illüzyonu olumsuz etkilediği de şüphesiz ortada… Her ne kadar son derece güzel olan, clannad müzikleri bu blackoutlarda kullanılmış olsa bile, blackout sürelerinin uzunluğu biraz fazla kalıyor… Birlikte yaşamanın duygusal yükümlülükleri sayesinde birbirleri için bir cehennem yaratan Mag ve Maureen’in iki kişilik dünyalarını büyük bir ustalıkla yansıtan Sumru Yavrucuk ve özellikle Rüçhan Çalışkur adeta rollerini ilmik ilmik işleyerek, metnin hedeflediği duygu devinimlerini başarıyla yansıtıyorlar… Kızının geleceğini, umutlarını, herşeyini avucunun içinde tutup,   bundan sinsice  zevk alan anne portresini başarıyla çizen Çalışkur’a dengeli ve hayli güç olan gizli şizofren yorumu ile Yavrucak başarıyla eşlik ediyor…

Yaşadıkları evde lavobadan gelen kötü kokunun bir anlamda duygusal ve fiziksel istismarın kokusu olan “Leenane’in Güzellik Kraliçesi” insan ilişkilerinin derinlemesine işlendiği, insanların en yakınlarına düşünüp de bir türlü söylemeyi göze alamadığı en sert sözlerin cesurca dile getirildiği bir oyun…

Anne-kız arasındaki sevgi ve nefret çelişkisini bir umut öyküsü olarak aktaran oyun, zekice yazılmış bir kara komedi olmasının ötesinde usta oyunculukları ile de bu sezonun mutlaka görülesi oyunlarından biri oluyor…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here