“Sizin sanatınız kaç katlı?”

Yunus Bektaşoğlu
1497 Görüntülenme

Taşın biri yıkımını aramaya gitmiş!

Belleği son derece zayıf bir toplum için içi boş yapılara değer katmak bir zafiyeti gizlemekle aynı kefede bizim için. Restorasyon çalışmalarında yapılan rezaletler estetik yoksunu olan bizler için yeterince bariz bir yetersizlik örneği değil midir? “Bina”lar hakkında konuşacağımızı az çok hissettirdik. Yalnız binaların izaolasyon veya manzara sorunları hakkında değil de kavram olarak binadan bahsetmek istiyoruz. 

Son dönemde ortada bir heyula gibi dolaşan “bina” lafı yeterince rahatsız edici bir hâl aldı. Bizim gibi “maneviyatı” güçlü toplumlarda miras salt elle tutulur bir meta olarak algılanır. Bu “manevi” derinlik nedeniyle zenginlik göstergemiz değeri tartışmalı olan paranın elde edebildikleri sınırlı veya taş toprakla gömülüdür. Kısacası sonlu oluşun doğasına dair olan ne varsa hepsi miras kategorisine itilmiş durumda. Peki ya kültürel miras? Kaç katlı olduğuna göre değişir. 

Bizim gibi eleştiri kurumu gelişmemiş, felsefi geleneğinde yeller esen bir yapının içinde olan insanlar, elbette yeraltında durup bulundukları karanlığı bir kültür olarak ele alacaktır. Karşısında çıkan ilk çukura veya çatlağa bir ev, bir barınak, bir yurt adını verip kendi korkularıyla kutsayan insanın barındığı noktadır bahsettiğimiz. 

Hadi biraz soyutlaşmayı göze alarak ilerleyelim ama baştan uyarayım yazı boyunca Deleuze ile türlü türlü şakalaşmalar yapabiliriz:

Her bina ona “dayatılan doğası” gereği bir iç dış sorunu yaşar. Binanın içi olarak adlandırılan nokta dışta kalan uzvun himayesine maruz kalır. En Heideggerci yorumla nehrin üzerine bir köprü inşa edene kadar orada bir yer olduğunu iddia edemeyiz. Yani konu o “yer”i algılayan insana geliyor bir şekilde. Yani “yer” denilen nokta belli aralıklarla yabancılığa ve yersizliğe mahkûm edilen insana dair bir kaygı noktasına geliyor. 

Bir yapının oluşumu dışında tuttuğu alandan devraldığı boşluk olarak tasarlanıyorsa bir tiyatro salonu olarak karşımıza çıkan yapı dışında kalan insanların ona yaklaşımıyla bütünlük kazanır. Kültürel mirasın kiraya verildiği bir dönemde bir binanın başlı başına bir kültür gibi ele alınması en acınası haliyle kültürsüzlüğün göstergesi değil midir? Yapıların, binaların içini doldurmayan insanların sanat kumkuması kesildiği, cenazelerde “selfie”lerin çekildiği, tabutun rengine göre gözlük ve kıyafet seçimleri, şu dönemde sanatsal yapıtın devrimci doğasının kaç katlı olduğu ile ilgilidir.

Bu yüzden şunu sormak lazım: Sizin sanatınız kaç katlı? Mesela kombili mi? Manzarası nasıl?

Veya sizin sanatınızın terası var mı? Bizim var da onun için soruyoruz! 

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku