Ayçe özyiğit

Hayatınızın değeri nedir acaba? Yanlış sordum affedersiniz, şöyle sorayım; sizin hayatınıza kaç tane değersiz hayat bedel olabilir? Sizi pohpohlayan, tamahkârlığınızı doyuramayan o lüks ve şatafatı size sunmak için kaç tane basit yaşamı telef edelim? 3? Yetmez mi? 5? Az gelmiş olmalı. 7’de karar kılalım o zaman. Tabii ki bu canlar, size sunulanlar sizi doyurmaya yetmedikçe artmaya devam edecek. Çünkü dışarıda hayatlarını size sunmaya hazır bekleyen daha çok fazla fakir, güçsüz ve zayıf insan var. Tıpkı sizin düşündüğünüz gibi.

Bir oyun var sahnelerde şimdilerde. Oldukça da cesur bir oyun. İçimizde barındırdığımız o doyumsuz canavarı, sahip olmak istediklerimiz için ne kadar acımasız olabileceğimizi ve yitip gidenler karşısında da ne denli kayıtsız olduğumuzu çatır çatır yüzümüze haykıran bir oyun.

Başkaları tarafından diyeti kesilmiş olan yaşamlar söz konusu bu oyunda. Her gün defalarca karşılaştığımız, bizim sahip olduğumuz hayata sahip olmadıkları için(sanki kendi tercihleriymiş gibi) burun büktüğümüz, ufacık bir temasta kirletilmişçesine tepki gösterdiğimiz bazı insanlar üzerine kurulu bir oyun.

Hayır, hayır –sözüm meclisten dışarı- siz öyle yapmıyorsunuz elbette. Sizler düşünceli insanlarsınız. Haksız olaylara tepki gösterirsiniz. Açlıkla, fakirlikle mücadele edenlere, binlerce lira döktükleri yiyecekler ile burun büken o insanlardan değilsiniz. Giydiğiniz kıyafetler uğruna yiten canlar söz konusuysa eğer, asla o kıyafetleri üzerinize geçirmezsiniz.

Haksızlık ile sınanan birini gördüğündesosyal medyada“bu haksızlık” temalı yazılarla ahkâm kesme görevini temsilen yerine getirip normal yaşantısına dönen ve tüm o acıları yok sayan o insanlarla, uzaktan yakından ilginiz yok sizin. Sizler düşünceli insanlarsınız. Oldukça(!)

“Bu oyun naif bir çığlık aslında.”, diyor oyunun yönetmeni Melda Narin Güler.“Yazarın yazdığı her noktayı işlemeye çalışırken kendi yorumumu da katarak güzel bir harman oluşturdum. Söyleyeceğim her sözü seyirciyi merak unsurundan uzaklaştırmadan söylemeye çalıştım.Bu oyun, inatla değişmeyen dünyamızı değiştirme çabasına bir katkıdır. İzleyene şapkasını önüne koyup düşündürme payıdır. Binlerce “vah”tan sadece biridir. Ve kapkara bir hikâyedir bu oyun.”

Melda Narin Güler’in yönettiği “Yedi”, Sahne Çolpan İlhan’ın ilk oyunu. Oyunun senaryosu ise Feramuz Egemen Arslan’a ait. Kadroda ise Oral Özer, Hasan Erdem, Simge Geren, Şahin Adıgüzel, Aysun Kafkaslı Kubat, Barış Kolik, Esra Turhan, Sena Mollaahmetoğlu, Tülay Bekar Öztürk, Şamil Küçüktorun gibi birbirinden yetenekli oyuncular yer almakta. Oyunun süpervizörü Kerem Alışık, “Bu coğrafyaya doğmanın şanssız yüzüne bakan, çaresizliğin bile bazen umut olabileceğini anlatan yersiz yurtsuz bir hikâye.” olarak nitelendiriyor oyunu.

Oyunun konusu oldukça yakın bir geçmişten misafir bizlere. Burada içeriğe ilişkin vereceğim en ufak bir bilgi oyunun tüm sürprizini bozacak, bundan eminim. İşte bu yüzden sahne orada (Taksim’de) kapılarını açmış sizleri bekliyor. Gidin ve görün: O insanlar gerçekten bizler miyiz? O insanlar bizim aramızda mı yaşıyorlar?

Oyunu seyrettiğiniz zaman muhtemelen sizler de benim gibi düşüneceksiniz. “Bazı hikâyeler yarım mı kalmış? Gerçekten gerek var mıydı?” Belki, “Bu sahne olmasaydı da olurdu”, bile diyebilirsiniz. Tıpkı benim gibi.  “Olur, muydu peki?”, diye sordum Melda Hanıma ben de. “Seyrettiğiniz tüm film sahneleri Engin’in karısıyla yaşadığı sağlıklı ve mutlu günlerin, izlediği ve oksijensizliğin verdiği kafa bulanıklığıyla bir türlü hatırlayamadığı ve dolayısıyla yarım kalması gereken filmin sahneleri”, diye yanıtladı sorumu Melda Hanım. “Hayatta kalmaya çalışırken duyduğu sesleri ve eskiye ait düşlerini bir ölüye anlatmaya çalışma çabası. Dolayısıyla yarım kalma hissi istediğim bir durumdu. Hikâye başlı başına yarım kalan bir hikâye.”

Melda Hanım, okuma provalarından oyunun son genel provasına kadar seyircileri ajite etmekten, duygusallığa sürüklemekten çekinerek yol aldığını, oyuncuları da hep bu şekilde yönlendirdiğini dile getiriyor. “Bu oyun asla “göze parmak” olmamalıydı.”, diye ekliyor. “Çünkü derdi; unuttuklarımızı, hayat telaşı içinde es geçtiğimiz acıları, nefes almaya çalışırken engelleyenleri eleştirmekti. Bunu yaparken gerçek bir acıyı dramatize ederek anlatsaydık, bu seyirciyi uzaklaştıracaktı. Bu benim oyunun rejisiyle ilgili en önemli tercihimdi.”

“Yedi” oyununun kendisi için çok değerli olduğunu da ekleyen Melda Hanım;“İlk profesyonel rejisörlüğümde böyle bir ekiple çalışmak bana çok şey kattı. Sahne Çolpan İlhan ve sevgili Kerem Alışık bana çok değerli bir şey emanet etti.”diyor.

Keyifli vakit geçirmek için seyredilecek oyunlardan biri değil “Yedi”. Demem o ki, sadece gidip o koltuklara oturmayın. Ya da yaptığınız tartışmalar sadece o zaman diliminde sınırlı kalmasın. Çünkü o acımasız olaylar hala bir bir devam ediyor. Kötü insanlar çok yakınımızda. Onları görmemek de bir tercihtir belki, bilemem; sadece bizleri rahat uyutmayacağını biliyorum. Gidin, izleyin ve sorun: “Neden?” Oyun sizden sadece bunu istiyor aslında.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here